Çikolatalı Çilek Partimiz…

Bir aydır her gün devam etmek zorunda olduğum girişimcilik eğitiminden dolayı bu ara eve pestil şeklinde geliyorum ve kızlara çok zaman ayıramıyorum. Bugün de eve girdiğimde saat 19:30 du.

Eve Ayla Teyzemizle beraber geldim. Kızlar yemeklerini yemişti. Eda ya “Edacım sen bu akşam Ayla Teyzen ile birşeyler yap. Ben de biraz Ada ile oynuyayım” dedim. Eda Ayla Teyzesi ile son zamanlarda en sevdikleri arasında olan milkshake yapmak istedi. Fakat evde muz kalmadığını farkedince, önce üzüldü sonra da çilekli yapmaya karar verdi. Fakat çilekleri görünce milkshake yerine Çilek-çikolata Fondü ikilemesi ona daha cazip geldi. Ben de ok çilekleri Ada yıkasın ve saplarını temizlesin sen de çikolata fondüyü hazırla dedim.

Kızlar “Oleyyy” çektiler.

Hemen Senem Teyzemizin Eda nın doğum gününde hepimize aldığı önlükleri giydik.
Ada çileklerin saplarını tek tek koparıp çilekleri suya attı. Sonra da sudaki çilekleri tek tek kahve ölçü kaşığı ile süzgüye aldı. Aslında bu Ada ya çok küçükken yaptırdığım suyun içindeki pinpon toplarını toplama etkinliği gibi oldu. “Ada çok eğlenceli” dedi durdu
Bu işlemi 3 kez yaptı. Çilekler öyle temiz oldu ki artık kırmızıdan beyaza renk değiştirmişken Ada ikna olup bıraktı.

Eda ise Ayla Teyzesinin de desteği ile benmari usulü çikolatayı bir cezve üzerinde eritti.

Bu arada Eda bir ara salona geçip, kafesinn önünde bir masa kurmuş herkesin yerini belirlemiş. Sonra da bizim oturmamızı istedi. Tipik kızların en sevdiği “kafecilik” hem de en sevdikleri şekilde gerçek yiyeceklerle başlıyordu. Eda hepimize ne istersiniz diye sordu. (Önceden de “çilek keyifi” istememiz şeklinde bizi uyarmıştı” İşte kafeci Eda da mis gibi Çilek keyifi ile sonlanan etkinliğimiz bu akşam kızlar için hoş bir zaman olarak anılarımıza böyle geçti.. Bugün kü etkinliğimize babamız sadece kafe müşterisi olarak katıldı . Bir taraftan haber izlerken bir taraftan da çikolatalı çilekleri mideye götürdü

Kızlarıma verebileceğim en güzel şeylerden birinin ailecek geçirilmiş keyifli anılar biriktirmek olduğunu düşünüyorum ve anı biriktirmeyi ÇOK SEVİYORUM

İşte bizim keyifli akşamımızdan kareler…

Kolajlar27

Ekran Yakalamaları

blogyedek

Kolajlar29 Kolajlar28

 

Kukla Tiyatrosu ve Kırmızı Başlıklı Kız

Eda bu yıl, okul sonrası programlardan birini “Kukla Yapımı ve Kukla Oynatımı”  olarak seçti.  Feyza  Öğretmeninin liderliğindeki bu kulüp çalışmasını çok sevdi. Her hafta büyük bir heyecanla Salı yı bekledi. Evde kuklalar yapıp okula götürdü. Kukla  yüz ifadeleri için evde çizimler yaptı.   Ve sonunda  sıra Forum Bornova Kukla Yarışmasında sahneleyecekleri “Kırmızı Başlıklı Kız” oyunun rol dağılımına geldi. Eda heyecan içinde seçimleri bekledi.  Son haftalarda ya Kırmızı Başlıklı Kız ya da Anlatıcı olacağına emindi. Fakat hangisi olmak istediğine karar veremiyordu:) Birgün Feyza Öğretmen beni okulda gördü ve bir türlü karar veremiyoruz.  Eda, ya Kırmızı Başlıklı Kız olacak ya da anlatıcı olacak dedi:)

Veee Eda Kırmızı Başlıklı Kız olmuştu. Eda Kırmızı Başlıklı kızı oynayacaktı ama sadece bu rolü değil bütün oyuncuların rolünü çoktannn ezberlemişti bile.

Feyza Öğretmenin okulda beni her gördüğünde söylediği övgü dolu sözler beni de çok gururlandırdı. Öğretmeni biz çok öğrenci görüyoruz . Ama Eda gerçekten başka. Harika bir çocuk yetiştirmişsiniz inanılmaz yaratıcı diyordu.

Hatta bir keresinde, Eda nın rolünün üzerine çıkıp kendisinden eklemeler yaptığını ve onun öğretmenin bile aklına gelmediğini ve artık diğer oyunculara da aynı şekilde yaptırdığını söylemişti.

Ve bu arada tüm bunlar konuşulurken ben Eda nın hiç bir provasını izleyememiştim. Bana tüm oyun sürpriz oldu.  Sonunda  16 Mart da Forum Bornova da oyunlarını sergilediler. Bütün ekip gerçektende harika bir oyun çıkardılar. En güzeli de tüm öğrenciler oynarken çok mutlu ve çok eğleniyorlardı. Zaman zaman okulumuzla ilgili eleştirilerde bulunuyor olsak da , çocukların yaptıkları çalışmalardaki mutlulukları ve rahatlıkları gerçekten beni çok memnun ediyor.

Ve oyundan 3 gün sonra 1. belli oldu. Işıkkent okulu 1. liği kaptı. 21 Mart taki ödül töreninde bir kez daha sahne aldılar. İşte  tüm Kukla Tiyatro ekibiyle gurur duyduğumuz keyifli oyundan kareler:9

Kolajlar27 Kolajlar28 Kolajlar29 Kolajlar30 reize reize1

grupödülsnapped IMG_2214_Snapseed IMG_2245_Snapseed IMG_2253 IMG_2298

Eda’nın 9. Yaş Partisi

Hani derler ya “Bezelye Prensesi misin?” diye.

Eda bu sene arkadaşları ile evde küçük bir Pijama Partisi ile 9. yaşını kutlamaya karar verince pijama partimizi bir tema ya da  sembol üzerinden planlamaya karar verdik. Eda ya iki seçenek sundum. Birisi “gece kuşu” teması , diğeri ise benim çok sevdiğim bir Andersen klasiği olan “Prenses ve Bezelye Tanesi” masalın üzerinden planlanan bir parti olması idi. Bu masalı Eda da çok sevdiği için hiç düşünmeden “Prenses ve Bezelye Tanesi” ni   Pijama Partisine tema olarak seçti. Hikaye şöyle;

"bir prensesle evlenmek isteyen bir prens varmış, fakat onun aradığı prenses
gerçek prenses olmalıymış. Bundan dolayı prens dünyanın dört bir yanını
dolaşmış, fakat hep birtakım sorunlar çıkmış. Prenses çokmuş da o gerçek
prenses olup olmadıklarını bir türlü anlayamıyormuş. Hepsinde bazı küçük,
belli belirsiz kusurlar varmış. Bu nedenle çok istediği halde gerçek prensesi
bulamamış olarak keyifsizce evine dönmüş.  Bir gece inanılmaz bir fırtına
çıkmış. Gök gürlüyor, yıldırımlar düşüyor ve yağmur sel olup akıyormuş.
Korkunç bir hava! Saray kapısının dövüldüğünü duyan yaşlı kral kapıyı açmaya
gitmiş.

Masal bu ya, kapıda bir prenses duruyormuş; fakat o ne, prenses yağmurdan ve
fırtınadan berbat bir durumdaymış. Su saçlarından ve elbiselerinden aşağı
ayakkabılarının içine oradan da dışarı akıyormuş. Sıra misafirin kendini
tanıtmasına gelince, misafirimiz kendisinin gerçek bir prenses olduğu söylemiş!

"Öyle olsun bakalım, yakında anlarız!" diye aklından geçirmiş yaşlı kraliçe.
Fakat hiçbir şey demeden yatak odasına gidip yatak takımlarını almış ve
prensesin yatağını hazırlamaya koyulmuş. Döşeğin üstüne bir bezelye tanesi
koymuş, üzerine yirmi kuştüyü şilte, onların da üzerine yirmi kuştüyü yorgan
koymuş. Böylece prensesin yatağı hazır olmuş.

Ertesi sabah kraliçe prensese nasıl uyuduğunu sormuş.

"Çok kötü!" demiş prenses. "Gözümü neredeyse hiç kırpmadım bütün gece! Yatakta
ne olduğunu bilmediğim birşey vardı. Her tarafımı al al mor mor yapan sert
bir şeyin üzerinde yattım. Korkunçtu!"

Böylece, artık onun gerçek prenses olduğunu anlamışlar, çünkü o üzerindeki
yirmi şilte ve yirmi yorgana rağmen bezelyeyi hissetmişti.

Gerçek bir prensesten başka hiç kimse bu kadar duyarlı olamazdı.

Böylece prens sonunda gerçek bir prenses bulduğuna emin olmuş ve onunla
evlenmiş. Bezelye tanesi de herkes görebilsin diye Kraliyet Müzesine
konmuş. Kimse çalmadıysa hala orada duruyordur."

Ben aslında Eda nın bu temayı seçmesine çok memnun oldum . Çünkü her yıl olduğu gibi bu yılda ona bir mektup yazmak istiyordum ve bu yılki mektubumda da, evimizdeki “bezelye prensesini” anlatmak istiyordum;

Çorapların dikişlerine taktığı için hiç bir çorabı beğenmeyen, “Blackspade” markası hariç  hiç bir atlet giymeyen ve eğer bu atletlerin hepsi de kirli ise beni tef gibi geren, yüzüne krem sürdürürken rahatsız olan, sabahları bu krep terlemiş diyerek krep de hafif bir nemlenme görse  yemeyen, 9 yaşına gelmiş olmasına rağmen hala ekmeğin kabuğunu yemeyen, yoğurdunda minik bir kaymak parçası varsa o yoğurda dokunmayan,  son bir yıldır 1 kot pantalonu hariç tüm pantalonları giymeyi rahat değiller diye reddeden, biraz fazla yemek yiyince  midesi bulanan, kaloriferi açık olan bir odada asla uyuyamayan narin bir bezelye prensesi var bizim evimizde de:)

Annesini zaman zaman çıldırtsa da, bir o kadar da duygusal bir prenses, bir o kadar hırslı, tuttuğunu koparan, konuşmayı çok seven, çok meraklı, yaratıcı, fikir makinesi ve hepsinden de ötesi harika bir abla prenses.

Annesi bu sene koşturmacadan  ve kardeşinin ardı ardına hastalanmasından  ona yazmak istediği mektubu ve  hediye etmek istediği el yapımı bezelye prensesi bebeğini  tamamlayamamış olsa da en azından Eda yı mutlu edecek bir partiyi organize edebildiği için mutlu…

İşte partimizin detayları…

İnternetten yaptığım minik bir araştırmada bu temanın Türkiye de adının bile geçmediğini hatta hikayesini bile bilmeyenler olduğunu fark ettim. Yurt dışı sitelerinden aldığım bazı fikirleri ve kendi fikirilerimi de ekleyerek optimum bir parti gerçekleştirdik.

Önce salona “bezelye prensesinin yatağını yaptık”

Halamızın okulundan ödünç aldığımız yataklar çok işimize yaradı. Yatak Eda ve Ada nın ve Eda nın arkadaşlarının çok hoşuna gitti. Hatta Ada yataktan inmek istemedi:)

Pijama Partimiz için mevsim geçişi sebebiyle kızlara güzel bir pijama bulamayınca babaannemizin de yardımlarıyla iki kardeşe takım pijama diktirdik.

Menü de  Pijama Partisi klasiği Pizza vardı.

Pizza sonrası için ise tabiki yine Pijama Partisi klasiği sütler hazırladık. Sütlerin üzerine delikli tarçınlı kurabileyeler yaptık. Çok dekoratif durdu. Partide fazla hazır gıda olmamasına özellikle dikkat ettim. Kızların sevdiği susamlı kurabiyelerden yaptık.  Nilay Teyzemizin verdiği yeşil yuvarlak sakızlar bezelye tanelerini temsil etti.

Etkinlik olarak, “bezelye prensesi bebek yapımı”, çanta süsleme, oje sürme ve sohbet saati ve en son  sinema saati planlamıştık. Çanta Süslemeye maelesef zamanımız  kalmadı. Çantaları o haliyle kızlara vermek durumunda kaldık. Eda pijama partisini çok kalabalık istemeğinden 5 arkadaşını çağırdı.

Ferah Hn ve ben de gördük ki 6 kişilik bir 9 yaş partisi inanılmaz keyifli ve zahmetsiz oluyormuş.

Küçük misafirlerimize hediye olarak minik ahşap kutular boyadık. İçlerine de masalı temsilen minik yastıklar dikip bir tane bezelye tanesi koyduk. Ayrıca Ferah Ablamız misafirlerimize uyku için göz bantları dikti.

Bu arada her doğum gününmüzde olduğu gibi bu doğum günümüzü de Selda Teyzemizin el emeği  muhteşem pastası süsledi.

Eda nın partiden sonra defalarca teşekkür etmesi  ise günün yorgunluğunu bir anneye unutturan en keyifli andı. Ve en keyifli kısmı… partimizden kareler…düzelt  düzelt2  düzelt4 düzelt5  düzelt7  güzeller2 güzeller3 güzeller4 güzeller5 Kolajlar36   Kolajlar39 Kolajlar40 Kolajlar41 Kolajlar42 Kolajlar43 Kolajlar44 Kolajlar45düzelt3Kolajlar38Kolajlar37güzellerdüzelt6Kolajlar27 (2)Kolajlar28 (2)Yeni klasör4Yeni klasör5

Kızıma Mektup… Eda 9 Yaşında..

“Kızıma Mektup… Eda 9 Yaşında

Kıymetlimiz… İçimi cız ettiren Sevgi…

Edacım… Sana göre geçen yıl 9 olmuştun bile … Fakat artık tam bir 9 sun kıymetlim benim.

Bu saatlerde senin o alnına ilk öpücü kondurmuştum bile . Yeşil bir örtüye sarıp seni aşağıya indirmişlerdi.

Ege Sağlık Hastanesi… Hatta bu yüzden zaman zaman hala ben Karşıkaya’ lı mı, Alsancak’ lı mıyım diye soruyorsun bizeJ

Baban, Ayla Teyzen ve halan o sırada hastane odamızı süslerken girivermiştin onun aralarına yeşil bir çuhanın içinde. Ben bu sırada hala ameliyathane de olduğumdan daha sonra anlatılanlardan ve video da izlediklerimden biliyorum ilk aile fertleri ile tanışmanı…

Babanın kucağına seni verdiklerinde bayılacak gibi bembeyaz olduğunu ve hemşire sana ilk banyonu yaptırırken babanın heyecandan seni değilde yer karolarını çektiğini…” 1Mart 2014

Edacııım yukarıdaki satırları tam da senin bul yılki doğum gününde hatta doğduğun saatlerde yazmaya başlamıştım. Fakat sevgili kardeşin bu gün bir azizlik yapıp sabahın bir vakti uyanınca tamamlayamadım. Tabiki klasik hemen arkasından da seni uyandırdı. Yazmak için sessizliğe ve yalnızlığa ihtiyacı olan ben de maelesef devam edemedim. Seneye sana iki mektup borcum var:9

Şimdi bu yazıyı sonradan yazıp doğum günü tarihi ile bloğa ekleyeceğim ki ararken bulmamız zor olmasın.

Bu sene yine ailecek evde bir kutlama yaptık. Partini ise haftaya kendin belirlendiğin kız arkadaşlarınla kutlayacaksın.

Bu sene benden yine bir sürü oyuncak hediye istedin . Ben de sana artık büyüdüğünü bunları sana alamayacağımızı söyledim. En en çok istediğin ahşap bir evdi. ELC de görmüştün.

Aslında sana büyüdüğünü söylerken senin hala oyuncaklarla oynaman bir taraftan çok da hoşuma gidiyordu. Kendime benzetiyorum bu yönünü . Çünkü ben de ortaokulda bile bebekler ile oynuyordum. Ve anneannen hala bebeklerle oynuyorsun diye ortalığı yaydığımda yakındığı zamanlar, Hüseyin deden araya girer, dokunma kızıma evcilik demek hayal kurmak demek. Hayal kuran çocuklar ileride çok başarılı olur derdiJ Şimdi bakıyorum da sana iki ara bir dere hemen iki bebek alıp eline konuşturuyorsun. Özellikle her akşam banyo sonrası ben saçını kuruturken hemen poly pocket kavanozunu alıp bebekleri konuşturuyorsun. Ada da kıyıdan seni izliyor ve senden bebek almaya çalışıyor. Ve her seferinde senin ona verdiğin bebeği değil de senin oynadığını istiyor ve her seferinde kıyamet kopuyor.

 

Ve işte ben çocukluğunun büyük bir kısmını geride bıraktığın bu doğum gününde sana hayalinin de üzerinde yine oyuncak hediye etmek istiyorum. Biliyorum ki oyuncaklar ile oynayacağın zaman gittikçe azalıyor ve sen bunu bu kadar keyifli yapıyor iken   olanaklarımızın en iyisini sunmak bana da keyif veriyor. Fakat bir taraftan da alınan her oyuncağın israf olduğunu düşünerek bu kez sana aldığımız oyuncağın büyüdüğünde de evinin bir köşesinde saklayabileceğin bir klasik olmasını istiyorum.

İşte tam da böyle bir ahşap ev alıyorum sana. Bu anneannenin hediyesi oluyor. Babaannenden ise odana gerçek bir telefon alıyoruz. Yine bu da klasik ileride saklayıp hatta kullanabileceğin çok cici bir telefon.

Vee Ayla Teyzenin ve benim hediyeme gelince… İşte beni en çok heyecanlandıran proje..

Sana bu doğum gününde çok ama çok özel bir hediye vermek istiyorum. Sana hayallerinden birini hediye etmek istiyorumJ

Sen 2-3 yıldır hep büyüyünce ünlü bir pastacı olmak istediğini söylüyorsun. Ve bu fikrinden asla vazgeçmiyorsun. Hatta önce iyi bir üniversitede İşletme okuyup sonra da çok büyük bir pastacı olmak istiyorsun. Şimdiden böyle hedefler koyman benim çok hoşuma gidiyor.

Ayla Teyzene kafamdaki hediyeden bahsediyorum. Ama senin yardımın olmadan yamapam diyorum . Çünkü sadece 1 haftamız var. Ayla Teyzen en az benim kadar seviyor bu projeyi ve hatta benden daha da çok emek vererek, 2 gece neredeyse sabahlayarak , bense İzmir de gizli gizli geceleri aksesuarlarını yaparak sana “Pastacı Eda” nın oyun evini hediye ediyoruz.

Ve tabi senin hediyeyi gördüğün an. Gözlerin gülüyor ve neredeyse ağlamalı oluyorsun. Salonun ortasında inanmıyorum, inanmıyorum diye zıplayıp duruyorsun.

Ve sonra tek tek diğer hediyeleri alıyorsun. Ahşap ev. Pastacı Eda oyun evi için pasta takımları vs. Bu doğum gününde aldığın tüm hediyeler beklentilerinin çok ama çok üzerinde.

Seni böyle mutlu görmek beni daha da mutlu ediyor. Keyifli bir doğum günü geçiriyoruz. Demir Abin ahşap evin montajını yapıyor. Gece boyunca Ada ile beraber dans ediyorsunuz. Ada da çok mutlu oluyor.

Ve benim ilk göz ağrım bugün 9 yaşını bitirip, 10 a giriyor.

Ben de canım kızıma, sevdikleri ile geçireceği, mutlu, sağlıklı uzun bir ömür diliyorum.

 

SEVGİYLE…

seçmeler

Kolajlar30

Son Güncellenenler

Kolajlar27 Kolajlar28 Kolajlar29  Kolajlar31 Kolajlar32 Kolajlar33 Kolajlar34 Kolajlar35

Kukla Tiyatrosu Perdesi Yaptık…

Eda ile sömestre tatilimiz boyunca beraber yapmayı planladığımız etkinliklerden biride kukla tiyatro perdesi idi. Ada nın hastalığı girince  diğer planlarımız gibi bu da sekteye uğrasada bir gece Eda ya söz verdim. Tamam anneciğim bugün saat kaç olursa olsun yapacağız. “Söz!”

Uykusuzluktan ölüyor olsam da Eda ile azmedip, kukla tiyatro perdimizi yaptık. Eda nın bu yaşında hala tiyatro yu ve özellikle kukla tiyatrosunu çok sevmesi hoşuma gidiyor ve Kidstop günleri geliyor aklıma hep.  Drama öğretmenimiz Nilüfer Akcan’ın Eda nın mezuniyet andacında yaptığı yorum  ve Eda nın her bir hikayeyi nasılda içinde yaşadığını söylemesi…

Neyse büyük bir heyecanla Eda ile perdeyi yaptık. Bence fikir harika bir fikir.  Hatta biraz daha zaman ayrılsa çok daha özenli ve güzel yapılabilir. Ama biz çok kısıtlı bir zamanda aşağıdaki gibi birşey yaptık. Bizim sadece 1 saatimizi aldı. Sonra Eda nın doğum gününe kadar bunu revize edip geliştireceğiz.

Perdeyi yapalı bir kaç gün olmasına rağmen yine gribal hastalıklar sebebiyle oynatamamıştık.

Bugün Foça dönüşü çocuklar yıkandıktan sonra uyku saatimizi hala zaman vardı ve hemen  kukla tiyatrosu yapmaya karar verdik. Perdemizi salon kapımıza astık.  Zaten perde açık bir kapıya asılmak üzere tasarlanmıştı.

Eda kukla yerine miniş köpekleri ile kukla tiyatrosu yapmak istedi. İlk önce Ada da bizim gibi seyirci oldu. Çünkü Eda o tiyatrosunu bozduğu için onu istemiyordu.

Tiyatronun konusu  “Kemiğini Kaybedeb Köpek” idi. Ada bu hikaye ye bayıldı. Hızını alamayıp bir ara kafasını pencereden içeriye bile soktu. Tabii Eda herseferinde delirdi. Ada en sonunda köpekleri de alıp oynatmaya kalkınca Eda sinirlenip tiyatroyu kesti. Ada da fırsat bu fırsat arkaya geçip kendi oynatmaya başladı.

Öyle ya da böyle bizimkiler tiyatronun  her türü her daim seviyorlar. Bu güzel tiyatro perdesinden yapmayı herkese tavsiye ediyoruz

Kolajlar32 Kolajlar33 şubat20142 şubat20143

Foça’da bir Cumartesi…

Bugün sabah kahvaltı yaparken, camımıza vuran mis gibi güneş, dışarılarda birşey yapmamış için bize göz kırptı. Biz de hemen orada Foça’ya gitmeye karar verdik.

Saat 14:00 gibi Foça’daydık. Karnımız o kadar açtı ki akşamı beklemeden Foça’nın içinde kısa bir tur atıp. Balıkçı Celep de keyifli durağımızı yaptık.

Her mevsim ayrı güzel olan bu küçük sahil  kasabasını  çok seviyorum ben.

Kasaba da dolaşırken önümüzden yürüyen iki kişinin muhabbetini duyuyorum istemeden; “Ya abicim ne yapayım küçük yer yüz yüze bakıyor,  bir şey denmiyor:)” …

Yaşayan insanının da dediği gibi burada herkes birbirine bakabilecek kadar küçük bir kasaba  geliyor bana. Karşıdaki Tansaş ın yerini Ada bile ezberledi sanki. “Anne bak market diye gösteriyor” balıklarımızı yerken .

Ada’nın yemek gelmeden önce ekmeğine büyük bir özenle sürdüğü haydariyi seyrediyorum. Olur da haydari biter diye ekmeğe sürdüğünden yemiyor da bir taraftan tabaktan yalıyor Ada. Bu çocuk ablasının aksine sarımsaklı yoğurdu çok seviyor. Hatta artık Ada sayesinde Eda da sarımsaklı yoğurdu epeyce yemeye başladı. Ama Ada tam bir küçük gurme. Herşeyden deniyor. Kimini beğenmeyip ağzından çıkarıyor. Tıpki salatanın içindeki soğana yaptığı gibi.Önce attı ağzına. Çiğnedi çiğnedi sonra birden “aah ahhh ahhh” diye tükürdü .Acı geldi küçük gurmeye soğan. Uymadı damak zevkimize…. Biz de babasıyla gülüyoruz. Eskiden olsa “beğenmedim” derdi unuttu böyle yorum yapmayı artık diyoruz.

Eda ise son zamanlarda tadına vardığı “eroin” dedikleri acı biberli sarımsaklı yoğurttan yiyiyor ve  bir taraftan da su içiyor. Yana yana yemeği de bırakmıyor. Ada çok isteyince bir ara minik bir ekmeğe acılı yoğurtdan veriyor  ona. Kuzucuk da attı ağzına! Tabi yüzü kaydı biraz sonra. !

Sonra kalamar geliyor Ada nın en sevdiği. 2-3 tane yedikten sonra Ada babasına soruyor; “Baba bu bitince bir daha getirecekler mi?” Gözü doymadı,  kuzumun gözüne az geldi.

Tabi balıklar gelinceye kadar doyuruyor bizim  kızlar karınlarını. Hadi Eda zorlamayla da olsa bitiriyor balığını. Ama Ada belli ki yemeyecek:( Ben bir lokma daha fazla vermiş olayım derken , kendi yediğim balığa dikkat etmeyip bir parça atıyorum çiğnemeden ağzıma. Off aman Allahım o da ne! Boğazıma kocamn bir kılçık takıldı. Bittim ben. Çok canım yanıyor ve kılçık hala orada. Hissediyorum. Lavaboya koşuyorum. Kusacak gibiyim. “Iıııı” olmayacak böyle bittim gerçekten ben. Öksürüyorum sanki boğazım yırtılacak. Bir daha , bir daha ve bir daha…. Ve kılçık elimde off dünya varmış. Ne şaşkınım ben bu yaşıma kadar böyle birşey başıma gelmemişti. Boğazım çok acıyor ama neyseki kılçık çıktı.

Yemekten sonra, yolda gelirken hayalini kurduğumuz  “Sufle” geliyor. Eda tabi ki tatmıyor bile. Ada ise tam bir komedi ağzına alıp alıp tükürüyor. Çünkü çok sıcak! Off Ada yaa suflenin yarısını yazık ettin diye söyleniyorum ona. Anne hızlı yeme diye bağırıyor bana. Kuzucum sıcak diye yiyemiyor. Ama maelef sufle hiç de hayal ettiğim gibi değil. Bugün Celep çok hayal kırıklığına uğratıyor bizi. Bir daha buraya gelmemeye karara veriyoruz.

Yemekten sonra gün batımı saati, bu keyifli kasabayı bir kez daha solumak için yürümeye başlıyoruz. Sürekli  fotoğraf çekesim var. Murat niye aynı pozdan 30 tane çekiyorsun diyor. Oysa ben sürekli ayarları ile oynuyorum makinanın. Çok seviyorum fotograf çekm eyi. Kızların bol bol fotosunu çekiyorum.

Hatta Ada bir ara nasıl oluyorsa  epey  poz veriyor. Klasik “eline çenesine koyma” pozu.şubat2014 Bol bol foto çekiyorum bu sırada. Tabii aynı zamanda yoldan geçen herkes Ada nın hallarine gülüyor.

Dolaştıktan sonra geri dönme yoluna geçecekken Ada ben gelmiyorum diyor. İyi o zaman biz gidiyoruz diyoruz. O da inadından yere yatıyor. Bayağı bildiğin yere. Ellerini de çenesinin altına koyuyor. Sonra biz gülmeye başlayınca o da gülüyor.

 

Ada’nın öğle uykusu uyumadığı için arabaya binince yorgunluktan uyku patlaması yaşayıp sudan sebeplere çığlık çığlığa ağlayıp , yorgun düşünce uyuyakalması dışında keyifli bir Cumartesi miz böyle geçiyor.Kolajlar27 Kolajlar28 Kolajlar29 Kolajlar30 Kolajlar31 şubat20141 YARKIN1

Hüseyin Dede… Babam nasıl bir dede olurdu acaba?

Bu akşam  Ada ile yalnızdık .Eda ve babası ile “baba-kız”  günü yaptı.

Ada’yı yıkadıktan sonra giydirirken konu aileden açıldı;

-Ada’cım senin teyzenin adı ne?

-Aysun

-Başka teyzen varmı ?

-Var Ayla Teyze

-Babaannenin adı “Ayten”

-Peki anneannenin adı?

-Emine Teyze (Ferah Hn anneme Emine teyze diyor diye bazen anneanesine Emine Teyzeee diye sesleniyor AdaJ

-Pekiii dedenin adı ne

-Hımmm Murat Yeter

-Iııı Murat Yeter babanın adı. Dedenin adı Recep

-Bir deden daha var değil mi? Bir de Hüseyin Deden var. Hani anneannenlerde fotografını görmüştün. Konuşmuştuk. Bir de hani bizim duvarda resmi var.

-Evet o senin baban.

-Evet canım o benim babam.

Aslında Ada ile aramızda bir kaçtır bu dialog geçiyor. Ve Ada bir gün bana “Hüseyin Dede nerede? Diye sorduğunda ne diyeceğimi planlıyorum kendi kendime “çoook uzağa gitti” derim diyorum. Ve Ada şimdilik bana bu soruyu sormuyor.

Şimdi saat 04:30 Ada hasta çok öksürüyor. Kuzumun hiç keyifi yok ama ben hiç bir şey yapamıyorum. Sadece arada bir ayağımda sallayıp, üzerini örtüp, başını düzeltip onun öksürüğünün dinmesini bekliyorum.  2-3 gecedir çok kesikli uyuyorum. Şimdi de Ada nın öksürüğü ile yine uyandım. Nasıl nereden geldi ise babam geldi aklıma. Belki yatmadan önce Ada ile aramızda geçen dialogdan… Ya da Murat’ın geçen hafta çok yakın bir arkadaşının babasını yine akciğer kanserinden kaybetmesinden…

Nasıl bir dede olurdu acaba babam diye düşünüyorum kendi kendime. Belli etti ağlayasım var benim bu gece… Uykusuz kaldığım geceler hep çöker bu duygusallık bana.

Son zamanlarda 2 gözyaşının  hep gözümün ucunda bekliyor olması da  ayrı nedense.

Baban için ağlıyorum şimdi. Keşke torunlarını görebilseydi diyorum. Sonra babam öldüğünde Melisin 1.5 yaşında oluşu geliyor aklıma. Babamın son hastalık dönemlerinde dedesi iyileşsin diye  “Melis’in babamın ayaklarına kolonya sürüşü” ve Melis’in yıllar boyunca bu anektodu dinlemesinden olsa gerek o anı hatırladığını iddia etmesi.

O kadar basit şeylere takılıyor ki aklıma. Mesela ne Melis’in, ne Eda’nın ne de Ada’nın elinden tutup bakkala çikolata almaya gitmek nasip olmadı babama diye düşünüyorum.

Nasıl bir dede olurdu acaba babam? Torunları severmiydi onu? Ne kadar da uzak geliyor bu düşünce … Ne kadar da uzun zaman olmuş babamı kaybedeli.

Babamın son haftaları geliyor aklıma. Ablam, Nebi dayım ve ben eski evimizin altında babamın bürosundayız. Ablam ilk kez babamın durumunun kötüye gittiğini söylüyor bize. Aslında uzun zamandır üzerinde taşıdığı yükü hafifletmek istiyor belki de … Hastalığının ismi hiç konuşulmuyor. Çaresi yokmuş diyor. Bir yerlere götürelim . Yurtdışına götürelim diyorum. Yok “Cengiz bu onu yormak dan başka bir şey olmaz diyor “ diye ekliyor ablam.

Hepimiz oturduğumuz yerde sessizce ağlıyoruz.

Ama hiçbir şey konduramıyorum ben o zamanlar. Ölüm o kadar uzak ki bana. Ölüm bizim ailemize uğramaz gibi geliyor hep. Çok küçükken babaannemi kaybetmeminde mantığı çok kafama oturmuş ; 86 yaşındaki babaannem “insanlar doğar yaşar,  yaşlanır ve ölür”  gerçeği üzerine ölmedi mi  ki.  Babam 56 yaşında daha yaşlanacak. Daha ölüm ona yakın olamaz diye düşünüyorum.

Sonra ablam geliyor aklıma her kimin ölümünden bahsedersem nasıl onun da gözlerinin doluverdiği. Murat’ın arkadaşının babasının öldüğünü ona söylediğimde onu doğru dürüst tanımamasına rağmen beraber ağladığımızı ama sessizce öylesine hemen…hiç konuşmadan … o geliyor aklıma…

Temmuz 1996

Annemin hiç sevmediği ay. Bizim ailecek üzerimizde travma olarak kalacak ay…

İşte böyle oluyor travmalar heralde diyorum. Sonra kendi kendimin psikoloğu oluveriyorum . Yazdıkça aklıma geliyor. Eşim ve çocuklarım adımı pimpirik anne koydular. Eşim endişeli ve kaygılı yapımın  tedavi edilmesi gerektiğini düşünüyor. Aslında ben bunun nereden geldiğini şimdi yazarken daha da iyi anlıyorum. Babamın nasıl “bir varmış bir yokmuş” olduğunu düşünüyorum. Sevdiklerini kaybetmenin ne demek olduğunu ve bunun nasılda zamansız da olabileceğini…

29 Temmuz 1996

Hastanedeyiz şimdi. Dün baban ağırlaştı diye aradılar beni. Mezuniyetimden 1-2 gün sonra ben de son mezuniyet işlemlerimi yapıp gelecektim zaten. Mezuniyetime sadece iki ablam geldi. Şimdi mezuniyet fotograflarına  bakınca daha iyi anlıyorum , Ayla Ablamın yüzündeki hüznü ve sırtında taşıdığı kocaman yükü. Babamla annem gelemediler mezuniyetime… Aslında herşey apaçık, yaşımda çok küçük değil. Niye hala anlamış değilim ki …

Annem ve ablam çok uykusuz. Anneme tansiyonu yükselmesin diye diazem veriyorlar. Bu gece ben bekliyorum babamın başında elimde mezuniyet fotograflarım. Ne çok kişiye anlattım bu anı. Kocam kaç kere dinlemiştir acaba bunu. Takılmışım yıllardır oraya… Mezuniyet fotograflarımı göremedi babam diye… Bu mu acaba derdim! Ne olacaktıysa görünce. Belki yüzünde son bir gülümseme… Son bir gurur!

Belli etti ağlayasım var benim bu gece…

Babamın elini tutuyorum bütün gece arada bir hemşireler gidip geliyor ilaç veriyorlar. Babam arada bir uyanıp, hafifçe kafasını kaldırıyor ve “Saat kaç?” diyor. Gözü hep pencerede. Hep dışarıya bakıyor. Evet  sürekli dışarıya pencereye bakıyor. Ve “Saat kaç?” ….

Ve gün ışımaya başlıyor… Doktorlar geliyorlar… Bizi hepimizi dışarıya çıkarıyorlar. Bir hareket var … Çok az zaman geçiyor. Kim bilmiyorum. Birisi “başınız sağolsun” diyor.

Babamın yattığı odanın karşısındaki odaya koşuyorum. Pencereyi açıp haykırmaya başlıyorum “Baba” diye.. Aysun ablamın eski kocası Recep Abi belimden tutuyor yapma diyor…

Öğle saatleri evdeyiz. Babamı götürüyorlar. Balkondan götürmeyin babamı diye bağırıyorum. Babamın yakın arkadaşı Aliihsan abi ile göz göze geliyoruz..

1996 yazı

Hayatımın hiçbir evresinde keşke bir abim olsa demedim. 1996 yazı dışında. Şimdi ise sokaklarda yürürken biri bana kötülük yapacakmış ve benim kaçacak bir yerim yokmuş gibi hissediyorum. Saçma ama böyle hissediyorum işte. “Evimizin direği” derler ya . Harbiden öyleymiş babam. Yönümü kaybetmiş gibiyim. Şimdi kim koruyacak bizi. Dayılarım , akrabalarım çook  uzuk galiyor bana. Bir abim olsaydı düşüncesi geçiyor aklımdan.

1996 Yaz Sonu…

Bornova daki evime dönüyorum. Buzdolabının üzerine yapıştırılmış bir not. Küçük kare pembe bir kağıt. Ablamın yazısı babamın ölümünden kısa bir süre önce asılmış, babamın bana son geldiği günden belki de… “Ayşencim babamla beraber uğradık. Yoktun. Sana yemek bıraktık. Öpüyorum. Ablam”

Bir not bu kadar mı değerli olur şimdi. O ana dönmek istiyorum yine. O notu defalarca okumak iyi geliyor bana. O notta babam var çünkü. O evden taşınıncaya kadar çıkaramıyorum o notu.

Sonra yeni evimin buzdolabına da asıyorum o notu. Şimdi o not geliyor aklıma . Hala o evde sakladığım eşyaların arasında olmalı diye düşünüyorum. Birini kayberdersin ve  “bir varmış bir yokmuş olur”. Halbuki çamaşırları belki de hala balkondaki ipe asılıdır. Tıpkı ipe asılı çamaşırlar, buzdolabına iliştirilmiş küçük notlar gibi somut bir şey ararsınız onun varlığına dair. Ben 1996 yılında geçmişte yaşamak için bu somut şeylere ne kadar da dayanmıştım.Sadece geçmişte kalmak iyi geliyordu bana.

Belki uzun  zaman aldı. Ama herkes de olduğu gibi zaman benim de acılarımı küllendirdi. İçimde yanan ateş söndü ama son bir köz hep orada kaldı. Küçücük bir anı ile alevlenen ve gözümden yaşları akıtıveren o köz. Sonra yine köze dönen ve orada için için  yanan, hiç sönmeyecek bir köz… O sensin sevgili babacım…

Ada  yine öksürüyor. Bir taraftan sabah ezanı okunuyor. Ezanlar hürmetine babama allahtan rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun diyorum.

Çocuklarıma ve tüm sevdiklerime upuzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.

 

 

BERRASU KUZUSU

BiZim DünYAmıZdAN HAbeRLeR

Oğlumu Büyütürken

Yağız'la hayat daha anlamlı. Hergün büyüyorum.

kitapsepeti

Smile! You’re at the best WordPress.com site ever

sandıklıdivan

"Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..."

AKI AİLESİ

Çoçuk olunca içinde, hep bir sürpriz var burada...

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 32 takipçiye katılın