Aylık arşivler: Ağustos 2012

İçimdeki Bayram Sevinci-15 Agustos 2011

15  AGUSTOS 2012, Sabah saat 07:30 Çeşme otobanındayım. Turgutlu ya işe gidiyorum.Arabadayım. Yalnızım. İçimde tarifsiz bir sevinç, huzur. Bu duygu bana bir yerlerden tanıdık aslında. Bu benim yaşım kaç olursa olsun hep hissedeceğim bayram sevinci!!.

Yüzümde kendi kendime gülümseme.. Yüksek sesle müzik dinleyesim coşasım var, içimin bayram bayram coşası var. Bugünün planı geçiyor aklımdan. Yarım gün işte çalışılacak,  oradan İzmir e geri dönülecek. Eda ve Ada ya  alınan bayramlıklarına uygun bayram ayakkabısı, çorap, toka vs gibi aksesuarlar alınacak. Başkaları için olsa da olur olmasa  da bu minik ayrıntılar , bugün benim günümün tam da odak  noktası:)

Yüzümde tebessümle, kızların bayramlıkları geçiyor aklımdan, çok güzel ve cici olacaklar.

Sonra kendi çocukluğumdaki bayramlar geliyor aklıma.  Kendi bayramlıklarım… Maddi zorluklardan dolayı yıllarca annemin diktiği bayramlıklar… Dikiş dikmeyi  sadece çocukları bayramda yeni bir şey giysin diye öğrenen fedakar annemin ellerinden çıkan bayramlıklar… Küçük ablamla ikimizin her sene aynı renk ve model olan bayramlıkları… En az bir sene giyilsin diye, en az bir beden büyük dikildiği için hiç bir zaman üstümüze tam oturmayan bayramlıklar… Ama yepyeni en yenisinden en sevgi dolusundan:)  Sonra hazır elbiseye terfi edişimiz geliyor aklıma. Muhtemelen ilkokul 5. sınıftayım. Babam İzmir deki müşterisine giderken annemi de götürüyor yanında. Oradan fuara geçiyorlar. Oralardan bir yerden bana bayramlık alıyorlar. Pembe bir elbise…Üzerine monte edilmiş 2 cebi var, üçgene benzer bir şekilde geliyor cepler. İlk hazır elbisem… Hem de hazır giyim askısında. Okuldan geliyorum. Annem elbiseyi dolabın dışına asmış. Bana gösteriyor. Havaya uçabilecek kadar mutluyum. Ama daha bayrama 1 ay var! Annem elbiseyi gösterip , dolaba kaldırıyor.  Bayramlığın bayramda giyeceksin diyor. Hergün okuldan gelişde dolaptan çıkarıp bu elbiseye bir kez bakıyorum. Sonra elbisenin hayatım da yerleri. Bir bayramı o elbise ile geçiriyorum. Mahallede bir düğün varsa o elbiseyi giyiyorum. Fotograf çekileceksem o elbiseyi giyiyorum.  Ama o elbise hala hiç eskimiyor. Ne kadar çok gibi görünsede aslında ben o elbiseyi belki de sayıyla giyiyorum:)

Sonra bayram arifeleri geliyor aklıma… bütün komşular kapılarının önlerini yıkıyor. Necla teyze bir kaç gün önceden bayram badanasını yapıyor dış duvarlarına . Renkler hep aynı alt kısım bel hizasına  kadar kırmızı üst kısım sarı…

Bayram tatlıları yapılıyor imece usulu. Bir kişinin evinde toplanılıyor. Kimisi hamuru açıyor, kimisi ceviz dolduruyor ev baklavalarına. Tepsiye dizmek ayrı bir kişinin görevi… hep birlik beraberlik anımsatıyor bayramlar bana. Şİmdikinden ne kadar da farklı.

Sonra babam geliyor aklıma.  Ramazan boyunca tuttuğu oruçlar. Eve toptan 1 saat önce gelişleri… Elinde 1 kola şişesi , ayakları yarım kova suyun içinde, topa kaç dakika kaldığını sürekli hesaplayan babam. Oruçluyken sigara içemediği için, yanına yaklaşıp konuşmak, cesaret isteyen, babam. Annemin, Ramazan ın ilk günlerinde, babanın yanına birkaç gün yaklaşmayın, sinirli olur şimdi dediği, babam. Tüm o öfkesinin,  titizliğinin ardında gizemli bir çocuk barındıran duygusal ve bizleri hep çok seven bir tanecik, babam. Gözümden yaşlar birden akmaya başlıyor arabada… Yitirdiklerim ve kazandıklarım… Hayat bir denge oyunu gibi. Terazi gibi,  bir kefeden almadan diğer kefeye koyamıyorsun.    İzmir e varmışım bile farkında değilim. Çankaya trafiğindeyim.

Radyoda Nilifer in “Haykırsam Göklere” şarkısı çalıyor. Benim de haykırasım var şimdi. Ama üzüntüden mi sevinçten mi! Yitirdiklerim ve Kazandıklarım hepsi aklımda, bir tarafta bütün çocukluğum, annemin , babamın gençliği, kaybettiğim babam, diğer tarafta  yeni kazanımlarım Kocam, ve iki dünya tatllısı kızlarım…

Sonra çocukluğumun bayram sabahları geliyor aklıma. Annemin babamız camiden gelecek diye bizi kaldırma telaşı. Kahvaltı hazırlıkları. Babamın elinde birmis gibi yeni kokan bayram gazeteleri ile zile parmağı yapışmışçasına sürekli basışı. Evdeki bayramlaşma ve kahvaltı merasiminden sonra , mahalle çocuklarının  bayramlıkları ile sokakta buluşması. Hangi kapıya el öpmeye gidilecek planları. En çok para verenlere ilk gitme önceliği. Sebahat Teyze nin verdiği yeni mendil ve arasındaki  pembe 20 TL (mahallede en büyüğünü o verirdi). Para çantalarımız para ve şeker  dolu,  her saat başı şeker ve para sayma klasiği.. Vee ölünceye kadar hiç akıllardan çıkmayacak bayram anıları….

Anılarını özleyecek ve geri isteyecek kadar sahiplenmek ne güzel… Eskilerinin üzerine hergün yenilerini koyabİliyor olmak ve bunlarında yine ileride tebessümle hatırlanacak anılar olduğunu bilmek daha da GÜZEL.

Turgutlu yolundayım. Virgin Radyoda  Shakira dan “Addicted to You” çalıyor. Yeniden bugüne dönüyor ve radyonun sesini biraz daha açıyorum. İçimde bayram sevinci.  Zevkle yapılacak işlerin sırası:)

Kızlarımın hatırlayacakları bayram anıları nasıl olacak diye geçiyor aklımdan. Ve eve döndüğümde bu yazıyı yazmaya karar veriyorum. Bu yazı büyüdüklerinde okumaları için iki kızıma bayram hediyesi …

BU YAZININ BİR TILSIMI OLSUN!!. KIZLARIM BU YAZIYI OKUDUKLARINDA İÇLERİ AYNEN ŞİMDİ BENİM HİSSETTİĞİM GİBİ BAYRAM SEVİNCİ İLE DOLSUN. SİZİ ÇOK SEVİYORUM CANLAR…

Reklamlar

Son 1 ayın özeti:)-14 Agustos 2012

Yaklaşık 1 saat önce Ada yı ve 30 dakika önce de Eda yı uyuttum. Bu gün Turgutlu dan geldim. Çok ama çok yorgunum. Fakat bir taraftan da kafamda o kadar çok yapılacak şeyler var ki, bayram hazırlıklarrı, bir taraftan Ada nın doğum günü hazırlıkları (daha hiçbir şey yapmadım), okumayı planladığım  ama daha kapağı bile açılmayan kitaplar, neredeyse 1 aydır güncellenemeyen blog. 

Vee tüm bu işlerin arasında işte son 1 ayın kısa özeti;

Ada nın 10. ay kontrolüne bir  hafta geçmesine rağmen gidememiştik. Bugün gidelim yarın gidelim derken ayın 23 ü oldu. Ve 23 ü sabahı Ada hafif ateşle uyandı. Görünürde hiç bir şey olmamasına rağmen. Ateş de olunca zaten, 10. ay kontrolü  var diyerek hemen randevu aldık.

 Adacık bu ay 500 gr almış ve 9.5 kg olmuştu. Boyu da 78 cm di. Fakat o gün dr de de ateşi düşmedi. Bunun üzerine Reha Amcası bir fitil yaparak bizi gönderdi. Fakat bu ateş Çeşme de artan ivme ile devam etti.Ada cık ilk ateşli hastalığını oldukça zor geçirdi. Tam 4 gece 5 gün ateş 39.5 altına 2 saatten daha uzun bir süre inmedi. Ada ateş düşürücü şurubu red ettiği için neredeyse 3-4 saatte bir fitil ve her sabah başı uzun duşlar ile 4 gece idare ettik. 4. gece nin sonunda ateş hala devam edince Reha amcası hem Novalgin iğne hem de antibiyotik iğne verdi.Novalgin iğne nin süresi 6 saat sürdü. 6 saat sonra ateş yeniden yükseldi. Ertesi gün 2. antibiyotik iğneyi yedikten sonra Ada da hafif döküntüler başladı. Sabah kalktığımızda ise döküntüler epey artmıştı. Reha amcası bunu duyunca antibiyotiği hem n kestirdi. Ve boşuna antibiyotik vermişiz Ada 6. hastalık geçiriyor dedi. Döküntüler  hastalığının geçtiğinin işareti imiş. Neyseki gerçekten de öyle oldu. Pazartesi sabahı başlayan hastalığımız Pazar akşamüstü azalma eğilimine geçti. Tabi bu sürede Ada cık özellikle aradaki 4 gün  hiçbir şey yemedi. Benim ay kontrolü merakımında ne kadar boş olduğu ispatlanmış oldu.Kuzucuklar yeterki sağlıklı olsunlar. Kilo bir bakıyorsun 1 gün de gidiyor,  1 haftada geliyor.

 1 hafta böyle hastalık telaşı ile geçtikten sonra, Agustos un 15 üne kadar zamanın nasıl hızllı geçtiğini anlayamadım. Hafta da 1kez  Turgutlu ya gitmeye çalışıyorum. Diğer günler çocuklar la ilgilenirken zaman çok hızlı geçiyor. Bütün bu zaman için de de Ada tabiki bir sürü şey öğreniyor ve ben maelesef hepsini kayıt altına  alamıyorum:(

 

Hastalığından hemen önce yani Temmuz un ortaları gibi Ada kendi kendine bir konuşma şekli geliştirmişti. “Gabili gabili gabili” gibi birşeyler söylemeye  başladı. Hem de arka arkaya öyle şirin oluyor ki bunları söylerken. Bundan hemen önce “sürekli ıh ıh ıh” gibi bir şey söylüyordu. Anneannesi bizi çok güldürüyordu. Ada ne yapıyorsun öyle maymun gibi diyordu. Sonra Temmuz ortalarında bunu unuttu ve “gabili gabili ” başladı Hasta olduğu hafta bunu da unuttu gibiydi.  Zaten o hafta bitkinlikten ne emekledi, ne konuştu. Ama hastalığından sonra “gabili gabili” demeye yeniden başladı. Bundan başka neler mi yapıyor?  Epey bir zamandır baş baş zaten yapıyordu. Hatta bir süre önce güle güle ya da bye bye dediğinde el sallamaya da başlamıştı.

 

Bir de birine mesela Eda nerde, gel Eda gel dediğimizde iki eliyle birlikte gel gel yapıp “geh geh geh” diyor.

 Son 10 gündür elindeki bir şeyi sana uzatıp “ah ah ah” diyerek al demek istiyor,  sen elini uzattığında ise kaçırıyor. Oyun oynuyor bıcırık bizinle J

  Top oyunu hala en favori oyunu. Topu atıp arkasından emeklemeye bayılıyor. Haziran ayında mutlaka yazmışımdır. Topu at dediğimizde atmaya başlamıştı.

 Bu arada “anneanne” ye benzer bir şeyler söylüyor. Anneannenin arkasından ağlamaya başladı. Anneanne mest tabiki. Geçtiğimiz Pazartesi den önceki Pazartesi,  akşam oturmasına misafirler geleceği için benim işim vardı. Akşam yemeğinden sonra anneannesi biraz kucağında sitede gezdirdi. Sonra teraviye gideceği için bana vermek istedi. Ada öyle çok ağladı ki anneannesinin arkasıdan  ben o yöne doğru yürüyeyim diye neredeyse beni ittiriyor. Tabii anneannemiz mestJ

 Bunun yaninda “ade” gibi anneye benzer birşeyler söylüyor.

 Son birkaç gündür ise kaka varmı diye sorunca bezini tutuyor. Göbiş nerede dediğimizde karnını gösteriyor. Burun nerede deyince bazen kendi burnunu bazen de benim burnumu gösteriyor.

 

Buraya geldiğimizden beri salonda oynarken en sevdiği 2 oyundan su damacasına gidip ayağa kalkmak ve onun ağzı ile oynamak. Bir de merdivene gidip eliyle pat pat diye mermere vurmak. Şİmdilerde ise merdivenden çıkmaya çalışıyor.

Oyun parkının içine bıraktığımızda en sevdiği şey zıplamak. Ada zıplamayı çok seviyor. Henüz  yürümüyor ama oyun parkının içinde iken bir ucundan diğer ucuna adım atarak uzanmaya çalışıyor.

Oğlumu Büyütürken

Yağız'la hayat daha anlamlı. Hergün büyüyorum.

kitapsepeti

Smile! You’re at the best WordPress.com site ever

sandıklıdivan

"Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..."