Aylık arşivler: Kasım 2012

Ada Büyüyor….

Bugün işe otobüs ile geldim. Yolda boş olunca iphone uzun zamandır yapmadığım temizliği yapma fırsatı buldum. Notları temizlerken Ada nın ilk adımını 5 Eylül de attığını not ettiğimi gördüm bu notu aldığımı çok dan unutmuştum bile. Aynı yere tek başına kalkıp 5-6 adım attığı tarih olarak da 19 Eylül ü girmişim. Zaman ne kadar da çabuk geçiyor. Biz ise Eda, eşim ve ben Ada daki günden güne değişiklikleri hayretle inceliyoruz. Bu ara koşuşturmadan foto ve not tutamıyorum.  Ada cık son bir haftadır pek bir çözüldü. Sabahları pıtır pıtır ablasının odasına gidip “Günayin” diyor:) Bu o kadar tatlı söylüyor ki ablamız mest. Ablamız bu ara hep bir mest zaten. Ada bu ara ablasına takmış durumda. Herşeyi onunla yapmak istiyor. EDa nın yanına gidip gel gel diyerek zorla elinden tutup kaldırıyor. Eda nın da bu kaçışlar çok işine yarıyor. Çünkü Ada nedense ablasının ödev saatinde, yemek saatinde, piano çalma saatinde zorla onu yerinden kaldırıyor. Eda nereye Ada oraya durumları bu aralar beni zorlar boyutlarda… Ama o kıkırdaşmalarını duymak herşeye değer. İki kızkardeşin tadına evcek varmaya başladık sanırım.

Hava durumuna göre bu hafta yağış geleceğinden ben de hafta başı evde olduğumdan son güzel havalar diyerek haftanın başında ADa yla hergün parka gittik. Ada parkın tadına iyice vardı. parkta kedi, köpek ve kuş kovalamayı çok seviyor. Parktaki kuşları görünce cik cik diyor.Ada kuşları gördün mü diye sordum hafta başında “Gördüm” diye cevap verince şaşırdım kaldım. Bu hafta konuşmamızda epey yol kat ettik sanki.

Bu arada hafta başı parktan sonra ablasına lorlu kek sürprizi yapmak için yürüyerek mandraya gittik. Tabi gidiş de geliş de öyle pek kolay olmadı. Ada yolda kendi başına yürümek elimi tutmamak için epey bir benimle savaştı. Dönüşte ise loru kimin taşıyacağı kavgası vardı. Yoğun israrından ve mızıklamasından sonra lor poşetini ona vermek zorunda kaldım. Poşeti yere sürüklüye sürüklüye taşıdı. Tam evin köşesine geldiğimizde yoorulduğunu  farkettim ve istersen bana ver dediğimide biraz önce direnen çocuk poşeti hemen bana uzattı. Belli ki çok yorulmuştu:) Bu aralar evde de birşeyleri taşıma çabası var. 5 kiloluk su bidonunu taşıyor. Mutfaktaki hazır sepeti taşıyor. ve en son da yeni minik sandalyesini taşımaya başladı.   Ayla Teyzemizin derin katkılarıyla Montessori felsefesine uygun mobilya siparişlerimizi verdik sonunda. İnşallah Aralık sonuna yetişecekler. Fakat ben zaman kaybetmek istemeğim için var olan bir sandalyeyi ve sehpayı Ada nın boyuna uygun halde kestirdim. Ayla Teyzemiz de boyalarını yeniletince bir masa takımına sahip olduk.  Ada 3 gündür masa ve sandalyeyi kullanmaya başladı. Sandalye büyükden bozma olduğundan fazla güvenli olmasa da bir büyük süpervizörlüğünde kullanabileceği nitelikte. Ada nın masa başında sandalye ye oturma çabaları pek bir görülmeye değer geri geri gidip sandalyeye oturmaya çalışıyor. Fakat her zaman poposunu denk getiremeyince pat diye yere çakılıyor. 2 günüdür bazı aktiviteleri ve atıştırma övünlerini bu masada yemeye başladı. 2 gece önce istediği üzerine bir kaba 3 parça muz koydum. Aslında yemeğini yeni yemişti ve yemeyeceğini düşündüm tabağı eline verip mutfaktan salona gitmesini ve masasında yemesini söyledim. Tabağı mutfağa kadar taşıdı. Sandalyesine oturmasında ve tabağı masaya koymasında yardım ettim. Muzların hepsini yedi ve 2-3 dakika sonra boş tabakla gelip tezgahın üzerinden yeniden muz istedi. Az koymak çok ile yaradı. Aynı düzenletma 3 kez gelip giderek orta boy bir muzu  tok olmasına rağmen yedi. Bu bizim için çok önemli çünkü Ada maelesef ablasının bebekliğinden farklı olarak i iştahlı bir çocuk değil.

Daha önceki yazılarımında mutlaka yazmışımdır. Ada nın nasılsın  ya da ne haber sorularına “iyi” diye cevap vermesine bayılıyoruz. Bu ara onunla gördüklerini anlatma çalışmaları yapıyoruz. Ada sen parkta neler yaptım kedi gördüm mü? “Gödü”

“Kaç tane kedi gördün*” “bi”  ve bu sorular devam ediyor kaçtane köpek gördün, kaç tane abi gördün, salıncakta nasıl sallandın? Kaç tane sorularının hepsinin cevabı tabiki fix”bi”…

Ada 2 gündür kakasını yaparken çömelerek yapmaya başladı. Ve kaka mı yaptın diye sorduğumuz da  ” bitti” diyor. Sanırım yakında söyleyecek. Geçen hafta Ada yı korkuları ile ilgili olarak Nagehan Büküşoğluna götürmüştük. Çok şükür ki o Ada  da bu korkularından dolayı korkulacak bir şey olmadığını sosyal gelişiminin oldukça önde gittiğini söylemişti. Ve Ada yı bir gelişim testine tuttu. Oradaki sorduğu sorulardan bazıları ile ilgili hiç tecrübemiz olmadığı için doğru cevap verememiştik. Bir tanesi “iple bir oyuncağını çekiyormuydu?” Biz Ada ya henüz böyle bir oyuncak almadığımızı farketip, dün, evdeki bir oyuncağa kurdele bağlayıp bu aktiviteyi yaptırtık. (Ferah Ablamız sağolsun) Ada bir kaç denemeden dolayı oyuncağı holde çekiyor hale geldi. Bir de sorulardan biri  “geri geri yürüyormu “muydu. Biz hayır cevabını vermiştik. Ada bu hafta sürekli geri geri yürümeye başladı.

Adacık bu ara öyle hızlı gelişiyorki…kitaplarla ilgilenmediğinden yakınıyorken şimdi kitapları ile resmen zaman geçiriyor. Hadi bir kitap seç gel dediğimizde alıp gelip yanımıza oturuyor. Daha önce ablasının ilk kitaplarından Havuç Tobi yi ona okumaya çalışmıştım. Hiç ilgilenmemişti. Dün akşam  kitap getirmesini söylediğimde bu kitabı getirdi. Ben de biraz kısaltarak kitabı okumaya başladım. tabi biraz da heyacanlı hale getirdim. Beni öyle dikkati dinledi ki  1 dakika olsa bile bence büyük bir aşamaydı…

Reklamlar

Ada’nın Parmak Oyunları

Ada nın hergün öyle çok ilki oluyor ki, bunu da yazmalıyım diyorum sonrada unutuyorum

Ada bu aralar tam bir dans tutkunu:) Müziği duyar duymaz hemen ellerini havaya kaldırıp kıvırmaya başlıyor. Bir de poposunu sallıyor. Müzik çalmıyorsa da Müzik setine doğru giderek ” ıhh ıhh” yapıyor bu müziği açın demek:)

Eda ona gangnam style dansından bir figür öğretmiş. Bu ara favorisi o iki elini birleştirip gangnam style dansı yapıyor:)

Aslında şuan bir çok kelimeyi söyleyebiliyor. Ablasına daha önce Eda diyordu . fakat bu ara “abba” ve ” abi” kelimelerini öğrendiğinden Eda ya “abba” demeye başladı. Birine sarılmayı, öp dediğimizde öpmeyi, bebeklerini sevmeyi, okşamayı, beslemeyi, ayağında sallanmyıı yapabiliyor.

Bu ara yeni modası parmak ucunda yürümek. birde bu akşam iki elini arkasını koymuş yürüyordu bilmiş bilmiş:)

Toplar her 7-8 aylıkkenden beri en favori oyuncakları. Ada resmen ayağı ile top sürüyor. Oğlan olsa kesin topçu olurmuş.

Ve parmak oyunlarımız ile çok ilgileniyor. En sevdikleri “Örümcek” , “Vak Vak Ailesi” ve “Tavşanım” bunları ben yaparken o da yapmaya çalışıyor. Örümcek pat diye düşmüş derken iki elini havaya kocaman kaldırıp patttt diye indiriyor:)

Bu aralar bir de aynalara takıldık. Aynaya gidip yüzünü garip garip birşeyler yapıyor. Kendini öpüyor. Aynaya doğru kafasını bir uzatıyor bir çekiyor:

Marakaslarla oynamayı çok seviyor. İki marakas elinde onları sallaya sallaya dolaşıyor.

ÖRÜMCEK-parmak oyunu

Bak bak bak bak bir örümcek (eller birbirine kenetlenir)

Duvara doğru çıkıyor (kenetlenmiş ellerimiz yukarıya doğru çıkarılır)

Ağları kopuyor (ellerimizin arasından bakılır)

Pat diye düşüyor (yan tarafa düşer gibi yapılır)

VAK VAK Ailesi-Parmak oyunu

Bu anne ördek, bu baba ördek(baş parmaklar gösterilir)

Bunlarda yavruları(bütün par.gösterilir)

derede yüzerler Vak vak derler, (yüzme hareketi yapılır)

Bir balık görünce, hammm diye yerler (2 kol açılıp kocaman bir alkış yapar gibiyakalama hareketi yapılır)

TAVŞANIMTavşanım tavşanım minik Tavşanım (2 el  başımızın üstünde tavşan kulaklarını sallar)

Ayağında patikleri eskimiş yırtılmış (ayaklarımız tutulur)

Tavşanım ağlar (Ellerimiz gözlerimizde ağlama hareketi yapılır. ADa bu rayı çok seviyor ve tek eli gözünde “ıııı” yapıyor:)

Tavşan bana baksana tiki tkiki yapsana (Eller başta kulak sallamaca)

Avcılar geliyor çabucak kaçsana (koşar gibi ayaklar yere vurularak kaçma hareketi yapılır)

Pazar Halleri…

Bugün Ada nın uykudan düne göre biraz daha iyi uyanması ile güne daha bir pozitif başladık. Sanırız hastalık bize bye bye diyordu. Ferah ablamız sağolsun 1 haftadır biz geceleri uyumuyoruz diye pazar sabahı bile bizi toparlamaya gelmişti. Ferah ablası Ada ya omletini yedirdi. Sonra bizde kahvaltıya oturduk . Dışarısı serin ve rüzgarlı olduğundan ve kızlar yeni toparlıyor olduklarından bugün hiç bir plan yapmadık. Ada ile Eda odadan odaya dolaşarak birbirleri ile oynadılar. Eda , Ada öğle uykusunda iken kitap okudu, ödevlerini yaptı.

Ada uyanınca evin içinde Ada yı minik ahşap araba ile gezdirdi. Biz Eda ile bir ara pazara gittik. gelince ben pazarlıkları yerleştirirken Ada da cevizleri torbadan bir kaba doldurdu. Bu da tam da yaşı olan Ada için bir doldur boşalt aktivitesi olmuş oldu. Sonra kızların keyifi yerinde olunca Ada  ya uygun 2 montessori aktivitesi yaptık;

İlk Eşleştirme Çalışmamız:

Ada kendiliğinden evde oyuncak zürafasına benzer bir şey keşfetmişti. Benim Afrika dan getirdiğim tinga tinga ların önüne geçiyor. Sürekli zürafayı gösteriyordu. Bu bir kaç haftadan beri sürüyordu. Ben de o sıralar Ada  nın eline oyuncak zürafasını verip hadi bana şimdi diğer zürafa nerede göster bakalım dediğimde evin hangi odasında olursa olsun. Salona gidiyor ve tinga tingadaki zürafayı gösteriyor sonrada alkış yapıyordu:) Hastalamadan önceki hafta ablasından kalan “İlk kelimelerim” kitabını Ada ile beraber incelerken Ada şaşırtıcı bir şekilde oradaki yeşil bir kaplumbayı işaret etti ve elinin bir parmağı ile mutfağı gösterdi. Gerçekten çom şaşırdım. Çünkü be kitapdan sadece kedi, köpek resimlerini gösterip basitleştirmek isterken o kaplumbağa ya takıldı. Sonra hadi bana göster evdeki kaplumbayı dediğimde beni mutfapa götürüpi buzdolabı üzerindeki hamurdan kaplumbapa magnetlerimizi gösterdi. Ada bu magnetlerle çok oynadığı için bunları artık çok iyi öğrenmişti. Ben de ona bir eşleştirme kesesi hazırlamya karar verdim. İçine başlangıcı kolay olsun diye oyuncak zürafayı, Eda nın oyuncakları arasından minik bir oyuncak kapmumbağayı, minik bir sandalyeyi, ahşap blogu koydum. İlk uygulamada keseden bir materyal seçip, Ada ile beraber nerede olduğunu bulduk. Ada zürafayı çok kolaylıkla göstermesine rağmen diğerleri ile pek ilgilenmedi. Hat anlamadı. Ama ben yine de birer kez kendim hepsini bulup onu yanında eşleştirdim. Geçen hafta araya hastalık girince bu aktiviteyi pekiştirememiştik. Bugün ise ablası ile beraber tekrak denedik. İlgisi biraz daha fazla idi ama hala tam olarak bütün keseyi tamamlayamadık. Olsun böylece ilk matematik eşleştirmelerimize başlamış olduk.

Başka bir Eşleştirme Çalışması:

Yine bugün evde olunca ilk kez bir etkinlik denedik. Birbirine çok benzeyen 2 dolmalık biberi, 2 havucu, 2 limonu karışık bir şekilde yere koydum. ve Ada ya kısa cümlelerle  sıra ile “Ada’cım havuçları sepete koy”, limonları sepete koy …. diyerek çiftleyip sepete koymasını istedim. Ada ilk seferinde hepsini doğru eşledi ve  etkiniği 3-4 kez tekrarladı. Bir süre sonra ilgisi dağılınca hemen önünden aldım.Bu aktiviteyi yaparken Eda da bana yardımcı oldu ve hepimiz çok eğlendik.

Sonra da Eda nın İngilizce ödevi olan ailemizin bireylerinin isimlerini deftere yazma ödevimizin eksik kaldığını fark ettik. Saat 18:00 olmuştu. Ben Eda ya neden hala yapmamış olmasına kızdım. Çünkü babası ile yapacaklardı. O da bana deftere yazmak istemediğini farklı bir şey yapmak istediğini ve sonrada unuttuğunu söyledi. Ben de bu saatte farklı birşey yapılmaz otur ödevini yap diyerek kızmaya devam ettim. Eda da bana anne en azından bana fotograf ver deyince yine dayanamdım. ve başladık ailenin üyelerinin fotolarını aramaya, bu sırada Ada da dibimizden ayrılmadı ve fotoları inceleyerek ortalık karıştırdı durdu. Eda en sonunda 1 saat içinde çok güzel bir aile ağacı oluşturdu ve ben kendimden utandım. Eda  nın artık bu kadar kısa sürede iş çıkarması ve tamamlamış olması ve birşeyleri farklı yapma çabası aslında çok hoşuma gidiyor.

İşte bizim pazarımı böyle geçti.Bu sırada babamız ise GS maçını seyredip, arada Ada fotoları çok karıştırınca Murat Ada yı al biraz dediğimizde , bize söylenerek nereden çıktı şimdi bu foto konusu diye hayıflandı.

Ada Oyun Hamuru ile Tanışıyor…

Ablasına benzer ve onun gibi hamurları çok severse aslında bu bizim için önemli bir tanışma bu yüzden yazmak istedim:)

Ada nın önüne bir süre önce bir parça hamur koymuştum. Fakat yumuşak materyallerden korkan Ada hamurada dokunmak istemedi hatta rahatsız oldu. Ada tüylü oyuncaklara, yumuşak cisimlere dokunmuyor , onlardan korkarmış gibi ” ıhh ıhh” sanki uzaklaştırın bunları der gibi davranıyordu. Ama tabii ablası hala hamuru çok sevdiği için ve seramike alternatif her daim evde hamur bulunduğu için ve özellikle de son 10 gündür Eda nın hamur ve seramik ile yaptığı projelerinden dolayı Ada bu ara hamuru bol bol görür oldu. Cumartesi akşamı Eda salonda sehpanın üstünde ona yeni aldığım hamurla çocuklara kıyafet dizayn etmece ve giydirmece (ELC den aldım Eda çok beğendi. Aslında anneannemizin hediyesi.Melis in doğum günü olduğu için ona da birşey vermek istedi) oyununu oynuyordu. Ada da başından ayrılmıyor aparatları çekiştirip duruyordu. Ama hala hamurları görmezlikten geliyordu:) Eda Ada nın onun yaptıklarını kurcalamasından rahatsız olunca “Anne lütfen biraz da saygı duyun, Ada çalışmamı bozuyor” diye bana ve babasına yakınıp, sonra da  kardeşine dönüp “Aaa Ada ama bak kızıyorum. Ada hayır”  tekrarlarından sonra ben de sehpanın başına geçip Ada ile ilgilenmeye karar verdim. Ada nın sehpadan ayrılmayacağı kesin olunca onun önünede bir parça hamur koydum. Önce yine irkildi ve dokunmak istemedi. ben bir parça hamuru yuvarlayıp yassılaştırdım ve sehpaya yapıştırdım.Sonra da hamur bıçağının tırtırlı kısmı ile hamurun üzerine bastırarak şekiller yaptım. hadi Ada sende yap dedim. Çok ilgisini çekti. Bıçağı ona verdim. (Bıçak dediğm oyuncak plastik hamur aparatı) Ada hamura dokunmadan bastırmaya başladı ve hamur şekil değiştirince çok hoşuna gitti. Sonra ben ona aferim diyince kendini alkışlayarak babasına ve ablasına baktı. Ablasına o kadar manadar bakıyordu ki başını eğip eğip ablasının ona bakmasını sağlamaya çalışıyordu. Ben de yaptım  demeye çalışıyordu ona. Sonra bir kaç dakika sonra hamuru eline aldı. yüzüme baktı ben onaylayınca devam etti. Hamuru minik minik koparmaya başladı. Bu onun çok ama çok hoşuna gitti. Maelesef haftanın yorgunluğundan kalkıp makinayı alıp fotolamak zor geldi. Bu yüzden foto yok. Bün yemek saati önüne yine bir parça hamur koydum. Çok ilgilendi. Mama sandalyesinin üzerine matematik çubuklarından ve ahşap çay kaşıklarından koydum. (tabiki bunları tehlikeli olduğu için sadece başıında iken ve oturur durumda iken veriyorum) 1 tanesini ben hamura batırarak ona gösterdim diğerlerini o batırdı ve böylece ilk hamur yapıtımız ortaya çıkmış oldu.

 

Ada’nın Bize Ettikleri:)

Adacık bundan tam bir hafta önce ablasından aldığı sevgili virüsle grip oldu.Aslında böylece geçen hafta yazılabilecek “Kızlar Hasta” başlıklı yeni bir blog postuna sebep oldular. Çünkü Tam 10 gündür uykusuz geceler ile epey tatsız anlar geçirdik. Hayatın içinde her n ekadar hastalıklar da varsa ve olağan olsa da ben bloguma hastalıkları yazmamaya karar verdim aslında.  Çünkü yapım gereği hastalıklarda o kadar negatif enerji ile doluyorum ki, bu enerjiyi ileriki yıllara taşımak istemediğimden yazmıyorum. Amma velakin bu bir hafta boyunca “Ada nın bize ettiklerini” yazmadan edemeyeceğim. Şu saatte yine Ada Hn mın uyanması sonucu 1 saat önce kalktım. Kızlara yoğurt mayaladım ve bir iki post yazmaya karar verdim.

Ada cık tam anlamıyla hasta olunca huyu değişiyor denen gruptan çıktı. Zaten inatçı, birşeye takınca tuturan bir çocuk imajını çizmeye başlamıştı ki bu hastalığı ile katmerlendi. Tam bir haftadır küçük hanımı arabada dolaştırarak uyutuyoruz ve sonra oto koltuğu ile eve getirip orada  uyur şekilde bırakıyoruz. Böyle 2 cümle ile yazınca çok basitmiş gibi görünsede bu süreç hergün saatler sürüyor. Ahh o saatlerde neler olmuyor ki:) 😦

(Buraya gülen yüzmü ağlayan yüzmü yakışıyor bilemedim ikisi ni de koydum!)

Manisa yollarında gecenin 2 sinde yükselen Ada nın çığlıkları, aparmant boşluğunda her gece biz burdayız diyen gürültümüz, babamızın tam 8 gündür omzuna Ada nın batteniyesini alıp hadi “atta” gidiyoruz kandırmacası ile yollara düşüşü, tüm bu süreçte sinirler gergin olduğu için baba ile annenin barut misali öften püften tartışmaları, karşılıklı suçlamaları… Ve bana bu yazıyı asıl yazdıran ise Ada karşısındaki acizliğimiz.

Şimdi tüm bu yazdığım 1 haftalık hastalık rutinimizin 1 gecesinde ben pusetin ayaklarını domestoslayarak eve aldım. Çünkü hava 2 gündür soğuktu ve zaten hasta olan Ada yı daha da hasta etmeyelim diye yollara düşürmek istemiyordum. Ada cık saat 23:00 gibi yine uyandı:( yine inatçı bir ağlama krizi ile.  ben hemen uyuma CD leri Lulabies lerden birini açtım. Holde Ada yı bir ileri bir geri pusetin içinde uyutmaya çalışıyorum. Ada avazı çıktığı kadar bağırarak ağlıyor. Baktım bir ara babamız salondan banyoya geçti, sonra son sesde çalışan saç  kurutma makinasının sesi geldi. Ada tık diye ağlamayı kesti. Babamız banyonun lambası kapalı bir şekilde kendini göstermeden elinde saç kurutma makinası  bekliyor. Banyo kapısından karanlıkta sadece saç kurutma makinası havada görünüyor. Ben de çıt yoktu ki. Birden o sinir stres içinde bir gülma krizi geldi halimize nasıl gülüyorum. Sessiz gülücem karnıma ağrılar giriyor. Koptum artık. Tabi biraz da metodun işe yaramasının ve Ada nın uyumuş olmasının mutluluğu var. Baktım eşim makinayı oracıkta bırakmış holde “horon” tepiyor:)  Bir haftalık hastalık sürecimizde Ada ya karşı acizliğimizi ve zaman zaman da komikliğimiz küçük hanımın uykuya dalabilmesi ile yaşadığımız anlık mutluluklarımız:)

 

ve son olarak bu akşam olanlar Ada bugü gündüz tek uyku yaptığından akşam 20:30 gibi uyuyacak planı ile kendimizi ve yemek saatlerimizi planladık. Çok şükürki Ada cığın ilk kez bugün keyfide yerinde idi. Az bir öksürük dışnda -ki bu hala Eda ablamızda bile var – mızmızlamaları gitmişti. Yemeklerini yemişti. Ada 20:30 da uyuyacak annede biraz soluk alacak daha dün gelen dekorasyon dergilerine bakacaktı. Amma hiç de öyle olmadı. Ada gözünden uyku aksada uyumayacağım  diye tutturu. Bir ar babası Eda ile Eda nın yatağında yattılar ADa ya bak evde herkes uyuyur imajı güya vereceğiz. Bende bir yerlere uzandım Adacım biz uyuyoruz dedim.Adacık bir ablasının odasına bir benim yanıma karanlıkta gidip gelmeye başladı baktı omuyor bunlar ciddi el çırpıp dans etmeye başladı. ben de işe yaramayınca ablası ile babasının yanına gidip el çırptı. Onlardan da ses çıkmayınca geldi  bana bir daha yılıştı. Eli ile pat pat kalk diye vurmaya başladı. Yine tık yok sonra yine ablası ile babasının başına gidip karanlıkta son zamanlardaki favori dansı “gangnam style” dansını yapmaya başladı ki işte o sırada hem Eda hem babaıs kopup gülmeye başladılar. Bundan sonra nasıl uyudu kısmına deyinmeyeceğim çünkü uzun hikaye ama en azından  gündür ilk kez  bugün şu saate kadar araba seromisine gerek kalmadan geldik.

Tabi bu arada  babamızla bu zaman içinde Eda nın da bebekliğini bol bol andık. Aynı anne babadan 2 kız çocuğunun farklılıkları o kadar aşikardı. Biz Eda da sadece 1 gece uykusu patladığı için arabaya binip sokak sokak gezip uyutma tecübesi yaşamıştık. Oysa Ada bu anlamda bize kök söktürtmeye başladı bile. İnşallah bu kadar ile kalır diyorum ve bu sabah yeni aydınlık bir haftaya sağlıkla başlamayı diliyorum…

 

 

Sıcacık Bir Ege Masalı; Bozcaada

Tarihçi Herodot  “Tanrı Bozcaada’yı insanlar daha uzun yaşasın diye yaratmış…” demiş. Bu sözün Bozcaada ya gidinceye kadar hiç duymamıştım. Bozcaada’ya gidince ise, buzdolabı magnetlerinden tutunda 3 gün boyunca herşeyin üstünde   bu cümle ilişti gözüme. Kimbilir belki 3 günde bu sözün büyüsüne hemen kapılı verdiğimdendir…
 
Bozcaada bu bayramın son 3 gününün tatlı, maceralı, bol “LODOS” lu anısı oldu bizim için.

Cumartesi günü erkenden çıktık yola. Ada bile kahvaltısını yolda yaptı. 3 saatlik bir yolculuğun ardından “Geyikli” den feribota bindik. Uzun zamandır Feribota binmeyen Eda ya bu kısım bile çok heyecanlı geldi. Bir sürü meraklı EDA soruları 30 dakikalık feribot yolculuğumuzun ardından Bozcaada daydık.  Ada nın yol boyunca her müzükte ellerini kıvırarak ve başını sallayarak tempo tutması ve sonra da ablası uyandırıncaya kadar uyuması ile keyifli ve rahat bir yolculuk yaptık. (Ablası uyandırmasa daha uyuyacaktı diye her nekadr Eda nın başının etini yesek de  küçük kuzu 1,5 saate yakın uyudu)
Bozcaada ya iner inmez o gün başlayan ve 3 gün süreceği söylenen  LODOS rüzgarı  sebebiyle aksayan ya da aksayacağı söylentileri yayılan feribot seferleri sebebiyle hafiften tedirgin duygularla otelimiz KaiKias’a vardık. Otelimiz adını küzeydoğu rüzgar tanrısının adından almış. Ada da sürekli kuzeydoğu rüzgarlarının etkisinde olduğundan  sahipleri bu adı koymuşlar. Sahipleri Handan Hn ve İsmail Bey  mimar ve  oteli kendileri tasarlamışlar. Adanın tam da şehir merkezindeki otelimizin keyifli tarzından  ve özellikle Handan Hn ın misafirperverliğinden çok etkilendik.
Otele varır varmaz,  cafesinde seramik atölyesi olduğunu gören seramik aşığı kızımın mutluluğu ise görülmeye değerdi. Ve o gün dahil olmak üzere 3 gün boyunca kendine seramik yapacak zaman yarattı bizim kuzu. Tabi her giydiği kıyafeti seramik çamuruna beleyince bizden de laf işitmedi değil. Eda nın seramik konusundaki son noktası ise dönüş yoluna geçtiğimizde arkamı dönüp baktığımda Eda nın bir kağıt parçası üzerinde otelden son dakika aldığı bir kaç parça çamur parçası ile hala seramik yapmaya çalışıyor olması ve  arabaya saçtığı çamurları görünce yüzü kayan babamızın parlaması, üstüne batırdı diye benim  EDA ‘ya söylenişim ve apar topar arabadan seramikleri atış kısmımızı saymazsak, kızımın  seramik mumluk yaptığı sırada aldığı keyif ve” o anları herkesin keyfi yerinde” başlığı ile benim fotograflamam, arka planda çalan harika bir klasik müzik eşliğinde benim ve Murat ın biralarını yudumlaması, Ada nın elindeki elmayı kemirerek ablasının ve İsmail Bey in seramik çalışmalarını seyretmesi…
İlk akşamımızda eşimin arkadaşlarının önerisi ile LODOS isimli balık restoranında yediğimiz keyifli yemek, Eda nın orada bir sürü arkadaş edinmesi ile mutlu mesut geçen bir akşam yemeği, Ada nın barbununu, EDa nın Lüfer ini bitirmesiyle katmerlenen keyifin üstüne  ünlü beyaz çikolatalı, lavanta aromalı, karadutlu tatlının yenmesi ile en tepeye ulaşan keyif ve yorucu bir günün ardından tüllü yataklarımızda uykuya dalış.
Eda’nın otele ikl vardığımız gün, rüzgardan dolayı erken geri dönüş planı yaptığımız bir anda vallahi ben bu tüllü yatakda yatmadan hiç bir yere gitmem anne deyişi:)
Handan Hn mın mutfağını bize tamamen açıp, yoğurt ikram edişi,
Arnavut kaldırımlı taş yollarda , her girdiğimiz sokağın güzelliği, aralardaki minik zevkli hediyelikler satan şirin dükkanlar, Eda nın şarap şişe ve kadehi camdan kolyesi, Ada ya hatıra olsun diye aldığımız “Şarap içmeyi tercih ederdim” yazılı önlüğü..
Ada ya özgü olduğu rivayet edilen ama Ada da yaşayan bir satıcının bile ben 20 yıldır hiç görmedim dediği baykuşlar. Baykuşu ünlüymüş diye pazarlık yapıp 70 den 50 ye indirdiğim 2 adet baykuş mumluğu kocamdan almasını rica etmem üzerine dükkana giden kocamın satıcıyı bu fiyata satılırmı diye tersleyen halleri…
“Eski Cafe” de 2 gün üst üste kahve ve çay keyifimiz, adaya özgü kara üzüm suyu içişimiz. (harikaydı).
Ada’nın yazlık tarafını arabayla gezişimiz yol boyunca gördüğümüz harika üzüm bahçeleri, asmalar… Şarap fabrikaları, tadım evleri…
ADA da 2 yıldır naylon torba, çanta vs kullanılmıyor olmasının bizde uyandırdığı, hayranlık..
Handan Hn ve İsmail Bey in de Trakya Üniversitesi mezunu olduğunu öğrenmesiyle Murat ın duyduğu yakınlık.
Arnavut kaldırımlı yollarda Ada nın rahat yürüyememesinden dolayı onu genelde arabasına oturmamızdan dolay zaman zaman mızmızlanıp, ağlamaları, Ada yı arabada uyutup arabayı da Eski Kafe nin önüne park edip 2 saatlik gazete ve kahve keyifinin verdiği HAZ.
Bozcaada  nın ünlü damla sakızlı bademli kurabiyesi (muhteşem şuanda bile yiyiyorum).
2. gece, “Battı Balık” restoranda balık yememiz.Ada balığını yerken benim önlük takmak istemem üzerine hanfendinşn sinirlenip modunun değişmesi ve bunun benim hatam olduğunu söyleyen kocamın Ada nın mızmızlamalarına dayanamayıp bana trip atması. Battı Balık de yediğimin Ege otları üzerine sarımsaklı yoğurt ve terayağda kızdırılmış acıbiber üçlemesinin bize yedirttiği bir sepet ekmek. Ada nın elindeki karabiber değirmeni ile oyalanışı sırasında arada bir karabiber tadını alıp yüz buruşturması…
İşte Bozcaada anılarından hemek ilk aklıma gelenler. yeni yer görmenin, yeni insanlar tanımanın güzelliği beni bir kaç ay idare ecek gibi…
 
 

Oğlumu Büyütürken

Yağız'la hayat daha anlamlı. Hergün büyüyorum.

kitapsepeti

Smile! You’re at the best WordPress.com site ever

sandıklıdivan

"Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..."