Aylık arşivler: Aralık 2012

İki Küçük Arkadaş:EdAtA

001 collage (1)24 Aralık 2012 Yoldayız. Uludağ dan tatilden dönüyoruz. Çocuklar arabada uyudular. Hava karardı hafif yağmur çiseliyor. Eda nın başı dizimde, kucağımda sızdı yavrum. Yola çıkıncaya kadar kaydı bugün. Ne kadar da yakışıyor kuzuma kaymak. Ne iyi etti de Tülin Teyzesi Uludag a kısa bir tatil fikrini attı ortaya. Kısa ama bir o kadar da keyifli 3 gün oldu. Ne kadar da huzurlu dönüyurum tatilden şimdi. Tadı damağımda kalarak:). Oysa ben kayağı ayağıma bile takamadım bu sefer. Ada ile bir iki karda oynamamızdan ibaretti bu tatil benim için. Ama içimde bir huzur! Kucağımda tatlı bir tatil yorgunluğu ile yatan Eda yı düşünüyorum. Ne kadar da büyümüş benim küçük kızım. Sonra Ata yı düşünüyorum. Nasıl da bal şekerlerdi bu tatilde. Birbirinlerine karşı son derece anlayışlı. Bir kere bile bize şikayete gelmeden, onlarda her anlarından keyif alarak 3 gün geçirdiler. İŞte tam da ben bundan huzurluyum aslında.
Çocuklarının mutlu olmasından daha huzur verici ne olabilir ki bir anne için.

Ata ile Eda nın beraber karda kayışları, ne güzel kayıyorlar derken Eda nın pisten çıkınca Ata nın da onu takip edip, yumuşak karda düşüşü, bizim paniklememiz ama Ata nın kendi başına kalkıp kaymaya devam etmesi… Kardam Adam Kafede Ata ile Eda nın dinlenirken Nintendo oyunları, birbirlerine çizdikleri komik suratlarla eğlenirken çıkan kahkaha sesleri. Yemeklerini yerken ödünç alınan patateslerin sayılması, Kids Club da kum boyama yaparlarken bir ara kaybolan Ata yı Eda nın aramasını Kulup görevlisinin bana anlartırken arkadaşına ne kadar düşkün diye yorum yapması. Ata ile Eda nın, Tülin e Ada ya köfte yedirirken yardım etmeleri.

Bir sürü tatlı tatlı anlar arka arkaya geçiyor gözümün önünden. Ne olmuş bizim çocuklara ne zaman büyümüşler. Daha geçen yıl okuldan her alışımda, beni deli eden bu iki küçük canavar birbirleri ile 2 dakika bile uğraşmadan duramayan bu iki çocukluk arkadaşı bu gezide beni hayrete düşürecek kadar hoş zaman geçiriyorlar şimdi. Sonra büyüdüklerini ve hala arkadaş olduklarını hayal ediyorum. Ne hoş olur diye geçiyor gönlümden… hiç kopmayan çocukluk arkadaşları bir sürü çocukluk anısını paylaşmış iki arkadaş.

Kidstop günleri geliyor aklıma, Eda ile Ata nı beraber Üsküdar a gider iken dansları , ya da büyüklerin yerine geçiyoruz daki halleri. EDa nın şirinler partisinde Ata yı Şİrin Baba yapmaya karar vermesi ama bunu uzun bir zaman pazarlık unsuru haline getirerek kurdukları kısa süreli ittifak. Ve o günlerde yaptıkları Şirinler koleksiyonu. Eve gidince ikisinin de küçüklük fotograflarına bakmak geçiyor içimden. Dünün minikleri bugün kocamanlar şimdi. Küçükken birbirlerine pek de sabır ve anlayış gösteremeyen bu iki çocukluk arkadaşı 1 yıl sonra bile o kadar büyüyüp o kadar olgunlaşmışlar ki. Gurur duyuyorum ikisi ile de. Arkadaşlıklarının çok güzel dostluklara dönmesini diliyorum bu iki küçük insana. Ve tabiki de dönüşte bu yazıyı yazmaya karar veriyorum on an. hep sevgiyle ve arkadaşca kalın sevgili EDa ve ATA sizi çok seviyorum:)

001 collage (1) 001 collage (1)001 collage (1)

Reklamlar

Ada ve Pastel Boya

Ada ile gecen haftalarda parmak boyası ile sünger basma çalışmalarımıza başlamıştık.  Bugünse ilk kez pastel boyama denemizi yaptık. Ada belli ki pastel boyadan daha çok zevk aldı. Kağıda birkaç yuvarlak çizik attı. Sonra epey bir süre elindeki pastel kalemi inceledi. Sonra onu ikiye böldü. İkiye bölününce şaşırdı ve kağıdının içinden çıkan parçayı içine koyabilmek için epey uğraştı. Bir süre sonunda elinden kalemi ben aldım. Oldukça keyifli olan ilk pastel sanat çalışmamızda böylelikle anılarda ve ilklerde yerini aldı. Bu arada küçük bir ip ucu sanat çalışmalarımızda kağıdı masaya yapıştırıyoruz. Böylece kağıt kaymayınca ADa daha kolay boyayabiliyor. Boyalarımızın cinsine gelince, henüz Ada ya özgü bir boyamız yok. Bu yüzden evdeki mevcut ablamızdan kalan pasteller ile çalıştık. Ama Cariaco bebişleree uygun mum ve keçeli boyalarımızı sipariş verdik bile. Bunlar elimizde olunca daha zevkle boyayacağız:)006 page_6 (1) 005 page_5 (1) 004 page_4 (1) 003 page_3 (1) 002 page_2 (1)

Eskiyen Yeni Yıllar…

Eda nın  ödev konusu blogumun bugün ki  odak noktası:))

O zaman bu yazı sevgili kızım Eda’ya gelsin. Yıllar sonra yaşayacağı bir sürü güzel yeni yıl arifesinde annesinden minik bir dokunuş olsun yeni yıl coşkusuna…

Eda’nın bu haftaki ödevinde “Unutulmuş yeni yıl gelenekleri nelerdir? Aileniz ile tartışın ve bir poster hazırlayın” diyordu. Cümleyi ilk okuduğumda , “hoppala  bu da nereden çıktı şimdi,  eski yeni yıl geleneği de neymiş oldum birden” Sonra eski,  eski,  eski yeni yıllar derken  neler çıkmadı ki eskilerden.

Eskiyen Yeni Yeni Yıllar….

Bugünün de bir gün eskiyeceğini ve eskiyen anıların  daha da bir değer kazandığını düşünerek bugünden başlıyorum önce:)

Bugün Cimbom-Fenerbahçe maçı var. Babamız istanbul da. Eda ile ben bir taraftan ödev yaparken bir taraftan da babamızın  maçtan galip olarak dönmesini diliyoruz. Aksi halde vay halimize, 1 hafta çekeriz babacık suratını!

Ne büyük şans ki biz yalnızız deyince anneanne, babaanne, teyzeler ve Melis ablamız da geldiler bugün bize. Eda da tek tek roportaj yaptı hepsi ile “Eski Yeni Yılları” sordu onlara….Herkes nasıl da zorladı hafızalarını tatlı tatlı…  Herkesin yüzünde bir gülümseme beliriverdi hemen. Neden bu kadar tatlı oluyordu ki bu anılar. Tıpkı şarap gibi yıllandıkca tadına doyum olmuyor anıların. Babaannemizin gözleri parlıyordu annesi ile babasının yeni yılda oynadığı çiftetelliden bahsederken. Bir de kuru tane mısır kaynatması vardı her yeni yılda yapılan. Anneannemiz kabak tatlısını atlamamıştı. Ayla teyzemiz tebrik kartlarından bahsediyordu. Rengarenk, pırıl pırıl simlerle  süslenen bir sürü Yeni Yıl Tebrik Postalarından. Melis ise yıllar önce küçücük bir çocukken ona hediye ettiğim 3 boyutlu, kar manzaralı, kardan adam ve çam ağaçlı el yapımı çalışmayı hatırlıyordu.  Teyze nasıl yapmıştın onu diyordu. Ben de içimde var olan etkinlik canavarının o zamanlara dayandığını anımsadım birden:) Eda bütün bilgileri bir kağıtta topladıktan sonra başladık projemize.  Kuzen Melis de cebren dahil oldu projeye. Kocaman bir lapbook hazırladık beraberce. Önce lapbook un başlığına karar vermek gerekiyordu. “Ben ah o eski yeni yıllar” dedim. (oyy harbiden çok kötüymüş) Melis ve Eda “Anneee, teyzeeee nidaları ile çok arabesk buldular benim başlığımı. Sonra Melis in önerisi ile “Eskiyen Yeni Yıllara” karar verdiler iki kuzen. Melis  önerirken bu kadar anlamlı bir başlık olacağını farketmişmiydi acaba!

Edacım kocaman kartona karar verince ve kartonu dolduramayacağımızı ve maça sadece 1 saat kadığını farkedince, ben dım-dım lamaya başladım miniğime niye büyük karton seçtik diye. Eda kuzu ise  olsun o zaman bende yeni yılla ilgili bilmece, şiir falan bulup onları eklerim deyiverdi poblemi çözmek istercesine. Bunca lapbook çalışmamızdan sonra Eda nın ana fikri anlamış olması ve kendiliğinden  bu tarz birşey eklemeyi düşünmesi beni çok mutlu etti. Eda ile yaptığımız etkinliklerin meyveleriydi bu yaratıcı düşünceler.  Tam maç saatine 5 dakika kala projemiz bitmişti. Bütün yazıları Eda nın yazması gerekince isyan bayrağı az daha çekiliyordu ki çok şükür projeyi tamamladık. Projemizden birkaç kare aşağıda…

Sonra kazanılmış bir maçın ardından Eda mutlu mesut yatağına, misafirler de evlerine uğurlanırken, annecik çoktan karar vermişti bugün kü blog konusuna…

Eskiyen Yeni Yıllar…

Bir sürü umutla, istekle, dilekle başlanan ve bitirilmiş, yitirilmiş bir sürü eski yeni yıllar….

Biz bugün eskiyen yeni yılları hatırlarken tombala dedik önce… Saatlerce oynanan üzerine fasulye, kağıt parçaları, çekirdek vs gibi bir sürü birbirinden yaratıcı çözümler ile kapatılan her bir sayının verdiği mutluluklar anıldı bugün…

Sonra birden gözlerimin  ışıldadığını hissetim; renkli, pırıl pırıl simli yeni yıl kartlarından bahsederken Eda’ya. Yeni yıl gelmeden biriktirdiğim bütün paramı kartlara yatırışımı anlattım ona. En simli olanlarından alabilmek için biriktirilen harçlıkları.(Simliler az farkla daha fiyatlı idi). Kırtasiyecilerin yeni yıl hazırlıklarından bahsettim ona. Nasıl da bütün kırtasiyelerin  önlerinin rengarenk pırıl pırıl yeni yıl kartları ile donandığından ve bir sürü öğrencinin onların önünde neredeyse saatlerce karar vermeye çalışmasından. Sonra evde en güzel yazımız ile yazılan kartlardan . Benim en güzel yazıma ulaşmak pek de kolay olmadığı için yanlış yazıdan ötürü telef ettiğim en az birkaç karttan. Bu kartları zamanında gönderebilmek için beklenen postane kuyruklarından…Eda nın iyi de anne o kadar kartı kime gönderiyordunuz ki sorusuna karşın, kart gönderilen isimler çıktı sandıktan birer birer. Neredeyse akşam evde göreceğim anneme bile kart atacakmışım diye güldüm kendi kendime.  Çünkü kartlar, sıra arkadaşım Özlem’e, Tuğba’ya, dedeme, dayılara,  ilkokul öğretmenime, Eskişehir’de okuyan (halbuki Yeni Yılda yanımızda olacak olan) ablam, vs gibi uzayan up uzun bir listedeki isimlere aitti. Oysa bugün bu projemiz için bir kırtasiye ye girip, yeni yıl kartı var mı diye sorduğumda küçük bir karton kutu gösterdi kırtasiyeci bana içinde en fazla 5-6 çeşit özentisiz yeni yıl kartı olan bir kutuydu bu.

Sonra başka anne diye sordu Eda, Yeni yıl sofraları geldi aklıma neredeyse yeni yıldan yeni yıla alınan “Muz” un tadı geldi. Sanki bugün yediğim muz değildi o. Onda yeni yıldan, yeni yıla yenen muz tadı vardı. İşte onun için çok kıymetli ve özeldi o tat.

Annemin mis gibi kabak tatlıları geldi sonra aklıma… Aylar öncesinden biry erlerden bulunup yılbaşında  pişirilmek üzere saklanan kestane kabakları…

Tam da gece saat 00:00 da çıkan Nesrin Topkapı-TRT ikilisi ile başlanan yeni yıllar…

Kömür sobası o gece geç saate kadar yanacak diye hazırlanan yedek kovalar. Sobanın üzerinde közlenen kestaneler.

Tam da yeni yıla girildiği ilk saatte birbirini aramanın büyüsüne kapılan dostlar sayesinde telefondan yükselen iyi yeni yıl dilekleri ile dolu alo sesleri….

Veee tıpkı bir şarap gibi yılladıkça, eskidikçe değerlenen anlamlanan “Eskiyen Yeni Yıllar”:)Yeni klasör8

Kolajlar3 Kolajlar4

38 Yaşımda Hissetiklerim…

Tam da 38 yıl yaşamış hissediyorum bugün, ne eksik ne fazla…

Annem hep akşam ezanı ile yatsı arasında doğduğumu söyler.

Okuma-yazma seferberliğinin olduğu yıllari  TV de her gün çıkan bir Ayşen Öğretmen varmış.  Babam    bu yüzden Ayşen koymuş ismimi.

Çok uslu bir bebekliğim olmuş benim. Hatta çocukluğumda öyle.  Misafirliğe gittiğimde yerimden kalkmaz oturduğum yerden kalkıp eve gelirmişim. Hep böyle anlatır annem.  Bir tane siyah beyaz fotografım var bebekliğimden,  bir de annemim anlattıkları.   11 Aralık 1975 de akşam ile yatsı ezanı arası başlamış benim hikayem…

38 yıl sonra Dante nin dediği gibi  yolun yarısını geçmiş miyimdir bilinmez ama, benim içim hala bir çocuk gibi kıpır kıpır, heyecanlı ve mutlu. BEN bu heyecanı hep  bir yerlerden biliyorum aslında;

Bu bir yıl boyunca hayal ettiğim ve bu  hayal ile her gün dükkanın vitrinine koşup satılıp satılmadığını kontrol ettiğim,  kırmızı “Pinokyo” bisikleti için duyduğum heyecan ile aynı. Sonra  bir gün evde olduğumuz bir sırada israrla çalan bir bisiklet zili  sesi ile balkona koşmamız ve yolda babamın elinde tuttuğu yepyeni parlayan kırmızı bisikleti  görünce 4. Kattan inerken hissettiğim heyecan  ,  şimdi kızımla etkinlik yaparken bile nasıl olacağını hayal edip, hissettiğim heyecan.   38 yıl sonra  ömrümün hangi yarısında olursam olayım içimde hissettiğim çocukluk heyecanım. Hala içimde aynı heyecanı ve yaşama sevincini duymak  özel hissettiriyor kendimi bana.

Babamın   ortaokul yıllarında bile hala evcilik oynuyor olmama takılan anneme dokunma çocuğa o hayal kurarak oynuyor ,hayal kuran insanlar çok başarılı olur dediği günleri anımsıyorum hep.  Hala da ne çok hayalim var kafamda.. Her yeni  hayalimde babamın dediklerini hatırlayıp gurur duyuyorum hayallerimle… Tıpkı babamın benimle duyduğu gibi.  Çocukluğumu kahvaltı masası sohbetleri geliyor aklıma…  Babamın     ayaklarını sandalyede  toplayarak anlat bakalım diye başlayan sohbetleri benim sınav notlarımdan tutun da , sınıftaki  minik anektotlara kadar  başarılarımdan derlenmiş sohbetlerim. Babamın gururlanışları.

38 tane geçen yılın ardından inişlerime ve çıkışlarıma,  baktığımda şuan inişler çok ilgilendirmiyor beni! Yok mu hiç dibe vurduğum, hatta çöktüğüm anlar! Bir sürü. Onları sadece olması gereken ve geçmiş bitmiş şeyler olarak bir cümlede hatırlayıp geçmek istiyorum. Fakat sonra en büyük çöküşümün  altını çizmeden yine geçemiyorum o yılları. 1996 yılında üniversiteden mezuniyetimden 1-2 gün sonra babamın hastane odasındaki yüzü geliyor aklıma.  Son gece babamın  başucunda sabahlamam, elimde tuttuğum mezuniyet fotoğrafları… Babamın bir iyi anını yakalayıp göstermek için sabırsızlandığım yine aynı çocukluğumda olduğu gibi benimle gurur duysun istediğim fotoğraflar. Ben o fotoğrafları hiç gösteremedim babama…

Bir daha kalkamam artık ayağa demiştim oysa …

Annemin pastaları ile süslenen sımsıcak evdeki doğum günü kutlamalarım geliyor aklıma. Doğum Günü hediyesi olarak annem tarafından ördürülen kırmızı kardan adam resimli el örmesi sımsıcak kazak hala çocukluk anılarımı ısıtıyor şimdi.

Evet  ben bugün tam da 38 yaşındayım.  38 yıllık sevgi ve anı var içimde yaz,  yaz bitmiyor… Değil 38 sayfa 38 kitaba bile sığmayacak kadar tekrar yaşanası anılar…

Sonra asla evlenmem değişlerim geliyor aklıma ve neredeyse 10 yılı doldurmak üzere olduğumuz evliliğimiz…

Eşimin yapmaya çalıştığı doğum günü sürprizleri.. Benim sürprizleri fark edip her seferinde  belli edince “sürprizleri çözünce başımın  göğe  ermediğini’  şimdilerde fark etmem…

O yıllarda çocuk yapmak ve doğurma düşüncesinin bana ne kadar uzak olduğunu hatırlıyorum .  İki kız sahibi oluvermişim yıllar içinde. Çocuk sahibi olmam derken tamda hayatımın merkezi oluvermiş bu iki can bana.

Kendimle gurur duyuyorum birden. Belki dört dörtlük  bir insan değilim biliyorum ama yine de kendimle gurur duyuyorum şimdi.

38 yıldır elimden geleni yaptığım için gurur duyuyorum kendimle.  Belki  en iyi anne  değilim ama  çocuklarımı için iyi bir anne olmaya çabaladığım için  gurur duyuyorum. İyi bir evlat olmaya çalıştığım için, iyi bir eş, iyi bir dost, iyi bir kardeş, iyi bir insan olmaya çalıştığım için.

Ne mutlu ki ben bugün tam da 38 yaşında hissediyorum ne eksik ne fazla…  38 yıldır çevremdeki sevgi bulutunun hiç eksilmemesini diliyorum doğum günümde kendime.. Ve sonra da bu sevginin tam da merkezine gitmek istiyorum bu sabah. Bir buket çiçek alıp anneme gidiyorum kahvaltıya,  bana hayat verdiği  ve sonsuz sevgisini sunduğu için teşekkür etmeye.  Ve tamda bu sevginin merkezinden sevgili , eşime, çocuklarıma, ablalarıma, dostlarıma ve tüm sevdiklerime  minnetimi sunuyorum sevabımla günahımla beni sevdikleri için… İYİ Kİ DOĞMUŞUMJ)

11 Aralık 2012 Turgutlu

11:36   Salı

Eda dan bir Soyağacı daha…

Eda’lar bu ay “Ben kimim” sorusuna tüm derslerde cevap arıyorlar. Bu yüzden geçen haftalarda İngilizce dersinde yaptığımız Soyağacı bu seferde Türkçe dersinde istendi. Eda standard bir soyagacını yakın bir zamanda yaptığı için 3 boyutlu birşey yapmak istedi.İkimizin beraber yaptığı kısa bir beyinfırtınası sonunda, bence çok kısa zamanda güzel bir çalışma oldu. Hoş her ne kadar Eda nın istediği kadar 3 boyutlu olmasada. O böyle söyledi:)
Gövde için Pringles kutusunu kullandık. Akrilik boyalar ile Eda bunun bir güzel kahverengi ye boyadı. Hem naıl güzel. Hatın altına resim için kullandığımız örtüyü değil de kesme yapıştırma için kullandığımız çalışma örtüsünü serince sadece gövde boyanmamış yerler , bütün parkeler batmışç Örtü bütün döküntüyü hoopp altına geçirmiş. Bu arad kapı kolları, elektirik prizleri her yer boya içinde. Allah baa çocuklarım olduktan sonra bir genişlik verdi ya hadi hayırlısı. Siliyorum geçiyorum. Ya da sağolsun ferah Ablamız siliyor. O da alıştı artık bizim “Messy” aktivitelerimize:) Ha bir de Eda boyalarına bakıp da kahverengi olmadığını farkedince kırmızı ve siyahı karıştırarak bu rengi elde etti. İlk denemeleri hatunun istediği tonda olmayınca epey bir karışım yaptı istediği kahveyi bulmak için…
Ve gelelim, Ağacın üzt kısmına aslında kafamızdan ilk önce tellerle dallarını yapıp, bunları kraft kağıdına sarıp fotoları iplerle ağaçtan sarkıpmak geçti. Hatta Eda böyle olması için epey üstledi ama evde tel olmadığından ve böyle olursa bana çok iş düşeceğinden ve sadece o gecemiz olduğundan onu daha basit bir yönteme ikna ettim. Ve geri dönüşüm malzemelerimizden Pizza kutusu işte tamda bundan bir ağacın üst kısmın olurdu. Eda bunuda yeşile boyadı. Biz pizza kutusunu tesadüfen seçtik ama iyiki bunu seçmişiz. Eda sulu sulu bol bol boyayınca ve kurusun diye balkona koyunca kuruduktan sonra hafif içe büküldü. Ve bu da özel bir efekt verilmiş gibi göründü. Bu arada Eda bunları yaparken ben hemen bilgisayardan aile fotolarını toplayıp babamıza çıktı için mail attım. (Aslında bundan birkaç çıktı alıp eve koymalı. Anlaşılan her yıl yapılacak bu soyagacı..) Çıktı da yetişti zamanında. Ve işte Eda nın projesinin son hali. Hiç de fena değil bence. Hoş kızım sabah okula götürmeden önce hala hayalindeki gibi olmadıını söylüyordu ama. O iplerden sarkıtmaya takıldı çünkü. O da inşallah bir sonraki soyagacımıza… Kimbilir?
Kolajlar17

Kağıt Havlu Rulosundan Top Tüneli Aktivitemiz…14.5 Aylık

Ada ya Ferah ablası mutfakta yemek yedirirken salonda ona basit bir etkinlik hazırladım hemen. Biz de boş kağıt havlu yada tuvalet kağıdı rulosu kalmadığı için ben 2 tane ile yetindim. Ama daha çok olsaydı daha zevkli olurdu diye düşünüyorum. Ada nın her daim elinden düşürmediği pin pon toplarını ve boş makaraları kullandım bir de. Beklentim Ada nın bunları tünelden atıp aşağıdaki kovaya düşüşünü seyretmesi idi:)

Ada salona gelir gelmez ilk önce nasıl oynayacağını ona gösterdim. Sonra o da topları tünelden atmaya başladı.Her topu attığında “Atti” diyerek efekt yaptı:) Hepsinin tek tek attıktan sonra makaraları da atmasını bekledim ama, daha fazla ilgisini çekmeyince oyunu bıraktık. Montessori de zorlamaca yok:) Bana çok da eğlenceli gelen etkinliği şimdilik Ada bir kez yaptı. Sonra ben evden çıkınca da ruloları yerinden sökmüş küçük canavar:) Şimdilik etkiliğimiz böyle sonlandı. Ama bence kesinlikle zevkle oynanacak bir etkinlik. Ben daha sonra yeniden yapacağım:)

ruloYeni klasör2ları

Evcilik Zamanı…

Bugün Yeni yıl ağacı süslemesi bittikten sonra Ada ile EDa ortadan kayboldular. İkisini yalnız bırakmamam gerektiği duygusu ile Eda nın odasına koştum. Oda nın kapısını kapamışlar, beraber evcilik oynuyorlardı. Hayvancıklarına birşeyler yedirip içiriyorlardı . Eda şimdiden Ada yı ciddi bir şekilde eylemeye başladı aslında. Onunla canı isterse öyle güzel zaman geçiriyor ki. Ada da ablasına tek kelimeyle tapıyor. O ne derse yapıyor. Oyunları bittikten sonra Eda hadi Ada şimdi oyuncakları toplayacağız dedi. Ada bütün oyuncakları tek tek topladı. Ben söyleseydim böyle güzel toplayacağını hiç sanmıyorum.  Bu da ikikızkardeşin tılsımı:)) Sizi Seviyorum Kızlar….

Yeni klasör7

Kolajlar2

Oğlumu Büyütürken

Yağız'la hayat daha anlamlı. Hergün büyüyorum.

kitapsepeti

Smile! You’re at the best WordPress.com site ever

sandıklıdivan

"Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..."