İstanbul, Gezi, Aile, Eda, Ada, MUTLULUK…

Eda’nın bu yıl ki Paskalya tatili için hiç plan yapmamıştık. Tatile 1-2 gün kala İstanbul’ a gitmeye karar verdik. İyi ki de gitmişiz. Hem kızlarımın ikinci babaannesi, eşimin teyzesinde kalarak onu memnun ettik, hem de harika 4 gün geçirdik.

Peki İstanbul Gezimiz deyince aklımda kalan kelimeler neler mi oldu;

bavul, stres, heyecan, mis gibi bogaz kokusu, lale, trafik, güneş, martılar, börek, yagmur, bin bin, mem, akvaryum, minyatürk, cadde, dondurma, hakan, leyla ile mecnun, kamera arkası, araba, teyze, babaanne.:)

1.Gün:

bavul, stres, heyecan, trafik, Cimbom, Taksim, Ada’nın elmaları:)

Babamız 2 çocukla ve eşyalarla check-in zor olur diyerek bizi sabah erkenden havaalanına  götürdü. İyi ki de erken gitmişiz.

Ben bu sefer mucizevi bir şekilde tüm eşyalarımızı orta boy bir bavula sığdırdım. Ada nın el çantası, Eda nın kişisel çantası ve Fotograf makinası çantasından başka çantamız olmadığı için  eşim beni kutladı. Ne şans ki azmış eşyamız!

Havaalanında ilk kontrolden geçtik. THY nin masasına check in işlemleri için gittik. Babamız sıraya girdi. Tam sıra bize gelmişti ki eşim  bavul nerede dedi. Bu arada ben Ada nın bebek arabasını kullanıyorum ve diğer küçük çantalar ve ceketlerimiz arabanın üstünde. Ben de bavul sendeydi dedim. EYVAH BAVUL YOK! Eşim hemen kontrolden geçtiğimiz kapıya gitti, biz de arkasından koşuyoruz. Görevlilere sordu ! SONUÇ gören yok, BAVUL kayıp… “Check-in” içinse son 10 dakika:(

Babamızın yüzü bembeyaz orada kala kaldı . Bavul yok… Eda ağlıyor… Anne şimdi ne olacak… Ne olur söyle anne.. Anneciğim niye ağlıyorsun en kötüsü gidemeyeceğiz… Birşey olmaz…. Anne ama ben gitmek istiyorum….Eşim güvenliği çağırdı. Kamera kayıtlarına bakın dedi. Onlar bu işle ilgilenirken, bari check-in yaptırayım herşekilde bilet zaten yanacak dedi. Ben bu sırada diğer uçuşların masalarında “check-in” yaptıranların ellerindeki bavullara bakmaya başladım. Allahım bu nasıl birşey samanlıkta iğne arıyorum…. Herkesin elindeki bavul SİYAH !…Yok yok bavulsuz imkansız gidemeyiz… hadi çocuklar olmasa neyse çocukların kıyafeti olmadan ben ne yaparım 4 gün… Eda yanımda ağlıyor… ben herkesin elindeki bavul bizimmiş gibi insanları kesiyorum. Ada arabada mızıklıyor. Tam o sırada 1 kadın elinde Havaş ın arabası içinde siyah bir bavul ile bizim giriş yaptığımız kontrol kapısına doğru ilerliyor. Bir Siyah bavul bu kadar mı tanıdık gelir insana! Hemen kadının önüne atlıyorum. Bu bavul biziml!

Bayan: “Pardon hanımefendi arkadaşım yanlışlıkla almış ben de kapıya götürüyordum”

BAVULL BULUNDU!  Evet tatilin stres ve heyecan kelimelerini burada bırakıp, güzellliklerine koşmak için kendimizi büyük bir şokla uçağın içinde buluyoruz.

Ada’nın ilk uçak yolculuğı, aynı zamanda İstanbul a ilk yolculuğu… Ada uçak yolculuğundan pek bir şey anlamıyor. keyifli bir şekilde “meynir meynir” diyerek peyniri yiyip sakin bir yolculuk yapıyor.

Havaalanında bizi eşimin yakın arkadaşı Hakan karşılıyor. Sonra teyzemize gidiş, güzel bir öğle yemeği, akşamki Galatasaray maçı öncesi araya bir akvaryum gezisi sığdırma fantazisi İstanbul trafiğinda hüsranla sonuçlanıyor. Ada ile Eda tüm bunlar sırasında 2 saat araba yolculuğu yapmak zorunda kalıyor. Ada sıkıntıdan kendini yemeye veriyor. Yanımızda ne var ne yok yiyiyor. “Ada nın 2 saatlik hasılatı; 2 amasya elması, 1 salatalık, 1 bisküvi, 1 havuç, birkaç ceviz ve kuru kayası! Allahım çocuğun başına “İstanbul Trafiği” vurdu! Yemekten kendini alamıyor! Tabi her bir lokmadan sonra “du,du” diyerek su içmek istiyor.  Türk Telekom Arena ya en yakın merkez Taksim e atıyoruz kendimizi. Ben, teyzemiz ve Ada burada gezerken Eda, babası ile Cimbom maçına gidiyor. Yoğun bir günün ardından kafamızda bir sürü gezilecek yer planı ile ilk günü bitirip, uykuya dalıyoruz.

2.Gün:

Pazar, Sarıyer, Emirgan, Erdal Bakkal, Börek, Martı, Bin Bin, Cadde, Dondurma, Lego, Çikolata

2. Gün güzel bir kahvaltıdan sonra Leyla ile Mecnun setini görebilmek hayaliyle Sarıyer e gidiyoruz. Babamız sözverdiği gibi Eda’ya Leyla ile Mecnun nun çekildiği yerleri gösteriyor. Sahilde çekim yok. Sıra Erdal Bakkal da. Erdak Bakkal’ın dükkanını buluyoruz. Maelesef burada da çekim yok:( Eda bakkalın duvarına, TV de görür ümidi ile “Ada&Eda” yazıyor. Biraz da hayal kırıklığı ile oradan ayrılıyoruz. Ada Sarıyer sahilde park oyuncaklarını görüyor. “Ahh Bin bin! Şİmdi sıra Ada yı memnun etmek de Ada oyuncaklarda biraz zaman geçiriyor. Zorla onu oyuncaklardan alıyoruz.

Ünlü Sarıyer Börekçisindeyiz. Benim diyet ne olacak şimdi. Üzümlü, yer fıstıklıi tarçınlı, kıymalı böreğin neredeyse bugüne kadar yediğim en güzel börek olduğunu söyleyebilirm. En küçüğümüzden en büyüğümüze hepimiz parmaklarımızı yalayarak börekleri götürüyoruz. Bu arada Eda börekçinin müdavimi evcil martıyı da besliyor:) Börekçiden sonra başka bir parkta biraz oturduktan sonra Anadolu yakasına geçiyoruz. Caddedeyiz. Heryerin bugünkü maçtan dolayı Sarı-larci olması bile keyfimizi kaçıramıyorum. Hava mükemmel, hatta güneş kendini öyle bir hissettiriyor ki Eda bugünü neredeyse atlet ile geçiriyor. Gittiğimiz heryerde bitip tükenmez laleler bizi büyülüyor. İnanılmaz bir güzellik, bu kadar laleyi kim nasıl dikmiştir diye epey bir kafa yoruyoruz.)

Cadde de güzel bir yemek sefamızdan sonra Ada yı arabasına oturtup uyutabilmek için rüşvet olarak verdiğim bitter çikolata Ada nın tüm dudak çevresini boyuyor. Yoldan geçen herkese İlk 2 dakika içinde yorgunluktan elinde çikolata ile uyuyakalan Ada ya bakıp gülüyor. Biz de sessizlikte  yemek üstü çaylarımızı yudumluyoruz. Cadde mağaza gezmemizden sonra babamızın keşfettiği Milana dondurmacısı benim tüm diyetimi alt üst ediyor. Allahım sana geliyorum… Bu nasıll bir lezzet… Büyülenmiş bir şekilde bu lezzete karşı koyamayıp kocaman bir dondurmayı mideye indiriyorum. Ada nın deyimiyle “ıııhh Ihhh” . Dondurmacının yanındaki Lego mağazası Eda nın gözünden kaçmıyor.Bitip tükenemeyen, bayram paraları ile büyük bir gurur ve heyecanla kendine kocaman bir Lego Friends alıyor.  Herkesin üzerinde tatllı bir yorgunlukta evimize dönüyoruz.

3.Gün

Akvaryum, okul çocukları, Florya, Minyatürk, bin bin, mem, Emirgan, Lale , Lale , Lale….

Bugün kararlıyız Akvaryum ve Minyatürk ü gezeceğiz. Sabah 09:30 da evden çıkıyoruz. Yol bomboş büyük bir ferahlıkla Akvaryum a varıyoruz. Girişte gördüğümüz başı sonu görünmeyen okul çocukları kuyruğu bizi korkutuyor. Akvaryum girişimizi 1-2 saat erteleyip, alışveriş merkezinde zaman geçirip, yemek yiyiyoruz. Ve yeniden akvaryumdayız. Eda akvaryumu çok beğeniyor. Ada da balıklara beklediğimden daha büyük bir ilgi gösteriyor. Ama tabii ne olursa olsun balıklara olan ilgisi, arabasının kemerine  olan ilgisini geçemiyor:)

Akvaryumda iken çoktan saat 14:00 buluyor. Şİmdi rotamız Minyatürk … Sırayı yanlış mı yaptık acaba! hava hafif bulutlanmaya başladı. Ada 2 gündür her arabaya bindiğimizde olduğu gibi sürekli “mem mem” istiyor. Oto koltuğu olmadığından 3 gündür pek sıkı fıkı olduk.  Ve Nihayet Ada kucağımda uyuyakalıyor. Eda , babası ve ben yolda laleri, lale festivali afişlerini konuşuyoruz. Afişlere göre festival tamda bugün başlıyor 1. Nisan 2013 . Büyük bir heyecanla bugünkü programımızı festivalde bitirme hayaline kapılıyoruz.

Minyatürk e vardık. Burası düşündüğümden çok ama çok daha güzel. Minyatürk ü Eda başta olmak üzere hepimiz çok beğeniyoruz. Fakat maelesef gezimizin tam ortasında şiddetli bir yağmura yakalanıyoruz. yağmura rağmen Minyatürk bizi çok etkiliyor.Akşamüstü oldu bile şimdi rotamızı Emirgan a Lale festivaline çeviriyoruz.

Emirgan Korusundayız. Olmaz bir güzellik. Etkilenmemek elde değil. İçimiz kıpır kıpır oluyor. heryer rengarenk lale. Maelesef festival 1 hafta ertelenmiş. Fakat biz yine de Emirgan korusunu gördüğümüz çin çok mutluyuz. Oradan renkli laler satınalma hayalindeyi.z Satış nokasında beyaz renkden başka lale kalmadığını öğrenince biraz üzülüyoruz. Hatta Eda parktan 1-2 lale koparıp İzmir e götürmeyi bile teklif ediyor:( Bir kaç beyaz lale, sümbül alıp, korunun tadını çıkarıyoruz. Ada da “yine “bin bin” lere biniyor. Hava kararıyor. Bu cennet mekandan hiç ayrılmak istemesek de eve dönüşe geçiriyoruz. Fakat yarın sabah boğaz yerine buaraya kahvaltıya gelmeye karar vererek:)

İstanbullu babaannemiz Ada ya mis gibi kuzu incikli, kerevizli, ıspanaklı çorba yapmış. Ada ya ev yemeği yedirmenin huzuru kaplıyor içimizi. Sonra da bize hazırlanan mis gibi yemekler ile yorucu bir günün ardından evde olmanın sardığı gevşeme ile yemeklerimizi yiyiyoruz.

4.Gün

emirgan, kahvaltı, boğaz , çay, Erdal Bakkal, alışveriş, “bin bin”,  güneş, bahar, stres, check-in

Bugün dönme vakti, eşyalarımızı topladık, kahvaltıyı dün ayrılmaktan zorluk çektiğimiz emirgan korusunda laleler içinde yaptık. Güneş kendini 4. günümüzde de hala öyle bir hissetiriyor ki baharın geldiğini bu  dört günlük tatilde anlıyoruz. Ada kahvaltı sırasında sürekli parkı göstererek “bin bin” dedi durdu. Ben de dayanamyıp onu oyuncaklara götürdüm. Bol bol tadını çıkaran Ada doymak bilmediği için gün boyunca  gördüğü her parkta çok heyecanlanarak “bin bin” diye  istekte bulundu. Kahvaltıdan sonra babası Eda ya bir sürprüz yapıp yeniden Sarıyer ‘e Leyla ile Mecnun nun çekim yerine götürdü. Sahildeki çekimi kaçırsak da , Erdal bakkal ın çekimlerini yakalamış olmak Eda yı çok sevindirdi. Eda nın 4 günlük tatil boyunca en etkilendiği ve en çok heyecanlandığı andı diyebilirim. Erdal Bakkal ile tanıştı ve çekimleri büyük bir heyacanla seyretti. Erdal Bakkalın çırağı, karısı da oradaydı. Bu arada ben de ilk kez bir filmin perde arkasını gördüm çok keyifli idi. Ama aynı zamanda 30 sn lik  şeyi çekmenin nasıl dakikalar aldığını ve kaç kişinin emek verdiğini görmek beni ayrıca etkiledi. Babamız ise Eda ya verdiği sözleri tutmanın huzuru içindeydi Erdal Bakkal ile fotolarımızı da çekilip, hiç istemeyerek de olsa oradan ayrıldık.   Şimdi sıra boğazda çay keyfinde.  Pırıl Pırıl güneş, bogazın mis gibi kokusu eşliğinde, martılarla süslenen boğaz manzaramızda çaylarımızı yudumladık. Ada nın da uyuması bize bonus oldu.  Öğle yemeği molası için gittiğimiz iSTİNYE Park ta biz Eda ile hemen araya 1-2 alışveriş sıkıştırdık. Eda son olarak tatil boyunca  istediği zıplayan hamurlarını da burada bulunca tatilimiz tadından yenmez oldu. Bu ara Eda büyüdükçe  benimle alışveriş yapmaktan hoşlanmaya hatta fikir vermeye başladı. Bu benim de hoşume gidiyor.Ada ve babamızla buluştıuğumuzda onlarda yemeklerini yemişlerdi. Artık dönüş yoluna girmiştik ki babamız iki gündür Eda ya zamanımız kalırsa gireriz dediği bir parka rotayı çevirdi. Teyzem ve benim gitme geç kalıyoruz dememize  rağmen babamız parka gitti. Ada ile Eda 15-20 dakika burada oynadılar. Fakat tabiki biz dönüşte geç kaldık. Havaalanına doğru yetişirmiyiz yetilmezmiyiz diye yaptığımız gergin bir yolculuğun sonunda neyseki dakikalar kala check-in e yetişebildik. İstanbul gezimiz her şekilde çok çok güzel geçti ama şu baştaki ve sondaki stresler olmasa…. Neyse onlar da tuzu-biberi olsun artık:))

nisan20133

blog blog1 blog2 blog3 evhalleri1 Kolajlar2 Kolajlar3 Kolajlar4 Kolajlar5 Kolajlar6nisan20132 nisan20131 Kolajlar5 blog4

nisan20138 nisan20137 nisan20136 nisan20135 nisan20134

Reklamlar

Etiketlendi:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Oğlumu Büyütürken

Yağız'la hayat daha anlamlı. Hergün büyüyorum.

kitapsepeti

Smile! You’re at the best WordPress.com site ever

sandıklıdivan

"Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..."

%d blogcu bunu beğendi: