Aylık arşivler: Temmuz 2013

10 Yıl.

10. Yılımızla ilgili ne çok plan vardı kafamda! Ha ha hatta Çeşme de bahçede bir parti yapıp Sezen Aksu gecesi yapmayı planlıyordum. Çünkü evlendiğimiz yıl paso Sezen dinlemiştik eşimle. Hatta kına gecemizde de “Gamsız Dünya”  şarkısı ile ve canlı davul eşliğinde girmiştik içeriye; “Vursun davullar inlesin dünya, yalnızllık dinlesin dünyaa…”

Şimdi görünen o ki çocuklar dışındaki organizasyon fikirleri  sadece fikir olarak kalıyor.

Hatta  1,5 aydır  10. yıl anımıza yazmak istediğim kısa bri post bile yalan olmuş. Bugün buradan yazlıktan  bir arkadaşım eşime 10. yıl için hazırladığım karatahtayı çok beğendiğini ve ona da benzer bir tane yapmamız konusunda yardım rica edince 1,5 ay gecikmeli olarak bu postu yazmaya karar verdim. Aslında bahane dersek mazaret çok, Eda nın okul kapanış telaşı, gösterileri vs, Murat ın   Haziran sonunda sol ayak dizinden ameliyat olması. hastane maceramız, ve Murat ın uzunca bir süre evde istirahat etmesi, sonra Çeşme ya taşınma telaşı vs. Ve işte 1,5 ay geçmiş bile. Bu arada evlilik yıldönümü haftası için planladığımız 10. yıl hatıramız fotograf çekimimizde şimdilik henüz gerçekleşemeyen bir plan olarak kaldı. Hoş eşim her ne kadar bir başka bahara diye dalga geçiyor olsa da Eylül de  Figen’ciğim uygun olursa  10. yılımızın içindeyken istiyorum hatıra fotograflarımızı.

Pazartesi den beri ani tutulan  belim ve hala ağrıyan hem başım ve belim sebebiyle böyle güzel bir başlığa maelesef öyle pek de edebi yazacak modum yok.Ama  şöyle bir 10 Yılın bilançosuna  kısada olsa bir bakarsam en büyük karımızın iki dünya tatlısı kız olması bile karların  en büyüğü olsa gerek.

10. yıl kutlamamıza gelirsek hemen hemen her yıl olduğu gibi bu yılda eşimle ilk tanıştığımız ve beraber ilk yemek yediğimiz  Cafe Restaurant olan Gusto’ya gittik.  Ve yine buraya her gelişimizde olduğu gibi hangi masada oturduğumuz ne konuştuğumuz ve sonra  nereye gittiğimizi konuştuk. Aslında biraz da klasik ritüeli bozmamak için  organize edilen bir yemekdi bu. Çünkü Murat bir kaç gecedir 39 derece ateş ile yatıyordu. Kulağı ve yanağı şişti.  Hiç havası yoktu . Hatta o gün eve erken gelip, hemen yattı.

Buna rağmen o gece beni mutlu edebilmek için bayağı  bir çabaladı kocacık. Hediye olarak bana yeni canon makina ve lens aldı. İnşallah bundan sonra daha güzel fotolar eklerim yeni makinamla:)

Gelelim benim hediyelerime, Bir kavanoz likorlü çikolata aldım. Sonra kavanozun üzerine “Seni Seviyorum, Çünkü;” yazdım.  Ve Çünkü lerin cevaplarını da çikolataların üzerine yazdım.

Bir de  kara bir tahta oluşturdum.Üzerine 10 yılın belli başlı olaylarını yazdım. Yazıları elimle yazdığım için beni çok uğraştırdı. Azıcık yazı saatlerce sürdü. Ama çok güzel bir hediye oldu. (Bence:))

.Yeni klasör (2) Y&YBarko2013kısa1

Reklamlar

Karpuz Böyle Yenir:)

Denizden kızlarla eve geldiğimizde ikisi de banyo yapıp  cici cici giyindiler:) Eda hemen  sonra,  tatlı birşeyler yemek istediğini söyledi. Ben de yemek saatine az kaldığını ancak meyve yiyeblieceğini söyledim. O da karpuz yemek istedi. Ama babasının usulünde kabuklu olarak servis yapmamı kendisinin ısırarak yiyeceğini söyledi. Onu gören minik kardeşi “Ada Ada” diyerek aynısından istediğini belirtti. Ben de bahçede yiyebileceklerini söyledim. İkisi de büyük bir keyifle karpuz dilimlerini yediler. Eda nın karpuz suları kol dirseklerinden akarken, Ada ise baştan aşağıya karpuz suyu olmuştu. Heralde 5 dakika içinde üzerini kirletmek, bu seferde Ada gibi bu konuda tecrübeli bir çocuk için henüz bir rekor olmamıştır. Ama karpuzlarını yerken ki keyifleri  “kirlenmek güzeldir” dedirtecek cinstendi!!!

Temmuz20131

Ada’nın Bana Ettikleri…

-Yazıma ilk önce “Bir Annenin Zor Anları” başlığını  verecektim fakat sonra çocuklarının gerçekten ciddi sağlık problemleri ile başetme durumunda olan anneler aklıma geldi ve bu başlığın hiç de adil olmayacağını düşünerek değiştirdim. –

Bu sabaha dün(Pazartesi günü)  işte olman sebebiyle, kızlarımı özlemiş ve onlarla bir sürü şey yapma istediği ile kalktım yataktan… Eda dün halası ile beraber babaannesinde kalmıştı. Bu yüzden sabah seremonimiz her zamankinden biraz farklı olarak Ada ile başladı.  Ada saat 09:00 gibi kalktı. Cumartesi den beri Ada nın sabah 05:00 lere kadar uyumak bilmediği ve benim üstüste uykusuzluk sebebiyle baş ağrılı bir hafta başı gününden sonra Ada’nın dün gece bana yapıtğı kıyak sayesinde ikimizde güzel bir uyku çekmiştik.

Ada’ya kahvaltısını yaptırdım. Sonra Ferah Hn’a Ada’yı biraz oyalamasını, Eda ya bakmaya yalnız gitmek istediğimi söyledim. Yalnız gitmek istiyordum. Çünkü Eda bana bir kaç gün önce çok açık bir şekilde benimle daha fazla zaman geçirmek istediğini, sadece bir istek, ders ya da problem konusunda iletişim kurmak istemediğini belirtmişti. Ben de bu konuda çabalayacağıma ona söz vermiştim. Ada’ya arabayı park etmeye gidiyorum diyerek onları bahçede bırakıp ayrıldım. (Ada ya hep doğruyu söylemek, aldatmamak konusunda özen gösteriyorum. Arabayı gerçekten park ettim, ama sonra da diğer siteye gittim. Sadece eksik bilgi vermiş oldum:) Tabi arkamdan Ada’nın çığlık çığlığa ağladığını duyuyordum.  Ama nasıl olsa biraz sonra susardı!

Eda’nın yanına gittim. Ben gittikten 10-15 dakika sonra Eda uyandı. Sarılıp koklaştık. Halası ile ona kahvaltı hazırladım. Anneanesinin bahçesinde beraberce yediler.Sonra biraz Eda ile hamakta sallandık. Dün neler yaptığını konuştuk. O sırada bizim siteden Sevgül Abla anneme uğradı. Ve Ada’ nın hala anne diye bağırıp ağladığını söyledi. Oysa aradan yarım saatten fazla geçmişti. Ahh benim inatçı kızım! Bu nasıl bir inattır. -Kızımın bana düşkün olması tabiki güzel birşey ama Ada ben evde iken adeta bana yapışıyor. Çevrede Ferah ablası, Melis ablası, anneanne ya da babaanne olması hiç fark etmiyor “anne de anne”, süreklli “anne del, anne del” diye çevremde dolaşıyor. O bu kadar ihtiyaç duyarken ben de onun isteklerini yapmaya çalışıyorum, ama bazen iki kızım arasında eşit  zaman ayıramamanın huzursuzluğunu yaşıyorum.- Neyse tam ben Ferah Hn mı arayıp siz de gelin diyecektim ki baktım Ferah Hn Ada yı bisikletine bindirmiş geliyor. Orada biraz beraber zaman geçirdikten sonra  hazır ortam kalabalıkken Ada yı anneanne ve babaannesi ile bırakıp, Eda yı alıp eve geldim. Eda ile geçen Salı günü  yaptığımız “Yöntem-3 ile  Problem Çözme’ toplantımızın 1 haftalık gözden geçirmesini yaptık.Bunun detayını başka bir yazımda yazacağım (umarım yazarım!). Arkasından beraberce biraz  ingilizce çalıştıktan  sonra ikeadan aldığım rafı, onunla  monte ettik. Ada tarafından bölünmeden sessizce bunları yapmak bana da,  Eda ya da iyi geldi. Eda artık gerçekten büyüşmüştü  ve rafı gerçekten de hakkı ile beraber kurduk. O da anne ikimiz gerçekten beraber yapmış olduk değil mi diye yaptığı iş  ile gururlandı. Ada olsa hiç birine izin vermezdi! Küçük afacan ne zaman Eda ile birşey yapmaya oturayım “anne del, anne del” diye elime yapışıp çekiştirip duruyor. Bu kadarını nasıl düşünüyor anlamak mümkün değil. Hani daha 2 yaşına bile basmamış bir çocuk tabi ki kıskançlık duygusunu bilemez ama  şuan Eda ne yapmak isterse onu yapmak istediği ortada. -Geçen gün Eda ile oturduk. Duygu Masalı kitabını okuyoruz. Ferah ablası da planda  Ada ile ilgilenecek. Ama ne mümkün! Ada  almış eline kendi kitabını, tutmuş benim elimden “Anne del anne del,” kafa yana doğru düşürülmüş “ütfen ütfen” (lütfen diyecek!) ah gelde kıy ama sonu da yok ki ablası ile ne yapıyorsam aynısını benimle yapmak istiyor.!-

Eda ile 2 saati beraber geçirmenin sonunda Eda tornavida istemeye anneannesine gidip, orada TV ye dalmıştı bile:) Ben şimdi de Ada nın öğle yemeğini ve uykusunu düşünüyordum. Neyse ki öğle yemeğini anneanesinde yemişlerdi. Sonra artık gelmelerini uyku saatinin geldiğini söyledim. Bir süre sonra geldiler. Ada ya onun ve Eda nın raflarını göstermek istediğiminden,  daha onlar bahçe kapısından girerken Ada gel bak içeride bir sürprizim var dedim. Ada içeriye girdi. Bu sırada Ferah ablası ile konuşuyordum. Ada, ayaklarıma yapışıp “soupez soupez” gibi birşeyler dedi. Önce ne dediğini anlamadım. Sonra anladık ki “Süprizi soruyor!” işte sürpriz bu raf  dedim. Onun ve ablasının eşyalarını ikea raflarında toplamıştık! Tabi Ada bu işe pek mutlu olmadı. meğer o benim sürpriz dememden “Dordurma” anlamış! Bana “donduya?” dedi ben de “hayır dondurma değil sürpriz buydu” dedim. Pek mutlu olmayıp yürüdü gitti 🙂

Bir zaman sonra uyku için yukarıya çıktık. Çok şükür ki yarım saat içinde uyudu.O uyurken Eda eve geldi. Öğle yemeği yedi. Sonra kitap okumak için anneanesindeki hamağa gitti. Ben de raflardan dolayı yayılan ortalığı topladım. Ada 1,5-2 saat sonra uyandı. Meyvesini yedi. Ablası halası ve Melis ablası ile denize gidince benim Ada ile etkinlik zamanım başladı.  Bahçede silindir borular ile top tünelleri yaptık beraber. Aylar önce bu çalışmayı  havlu peçete ruloları ile yaptığımızda Ada nın ilgi süresi çok kısa idi. Bugünse  oyunu kurma aşamasında da bana yardım etti. Ruloları yapıştırırken bir parça bantta onun eline verdim. Öyle bir çabaladı ki yapıştırırken tam gormelikti ahli,  dizlerinin üzerine çöküp epey emek harcadı. Ve sonra topları tünelden attı.” Ba ba , ditti” diyerek keyifle oyununu benimle paylaştı. Sonra çimlerde topları onun ve benim bacak aramızdan sıra ile atarak “gol”  diyerek top oynadık. Ada bir süre merdiven inme çıkma çalışması yaptı kendi kendine. Sonra biz bahçede oynarken Melis ablası ve Eda denizden geldiler.

Ve arkasında babaları İzmir den geldi. Eda duş, Ada giyinme (Ada’yı dünden beri  ishal mi acaba sebebi ile üşütmüş olma ihtimaline karşı denize götürmüyoruz) faslından sonra saat 18:00 doğru ikisini yine anneanne, babaanneye gönderdim. Ben de duş alıp yanlarına gidecektim. Eda orada yemek yiyecek sonra da babası ile tenis dersine gidecekti. Yarım saat sonra yanlarına  gittim. Eda ile babası derse gitmişlerdi. Ada da onlar ile beraber börek yediği için ne mutlu ki akşam yemeği seremonisini atlatmıştık:)

Buraya kadar herşey gayet güzeldi. Benim dün geceden beri devam eden şiddetli baş ağrım dışında! Oruç olduğum için ilaç da içemiyordum. Neyse öyle böyle iftar saati, yemek derken saat 21:30 oldu bile . Eda ile babası dersten dönmüşlerdi. Ada nın uyku saati geldiği için kızları alıp, eve gitme zamanıydı. Eda bu gece de halası ile kalmak istediğini söyledi. Ben de onu dün de görmediğimi özlediğimi yarın halası ile yatabileceğini bugün evde kalmasını söylemiştim. Ve Eda ya o uyuyuncaya kadar onunla yatacağımıa söz verdim. Hatta ben Ada yı uyuturken o testlerini çözecek sonra da balkonda mumlarımızı yakıp anne-kız oturacaktık. Eda ya bu fikir güzel gelmişti. Eve gelip Ada’ yı yatırıncaya kadar saat 22:30 u neredeyse geçmişti. Yatağa yatınca da bazen hemen uyuyan Ada hep benim plan yaptığım gecelerde olduğu gibi yine uyumakta direnmişti. Masallar, sırt kaşımalar , su içme seremonilere ikişer kez tekrarlanıp hala uyumaması beni yavaş yavaş germeye başlamıştı. Ben onu uyutup bir an önce Eda ile yaptığımız planı  söz verdiğim gibi uygulamak istiyordum. Oysa Eda kuzucuk çoktan aşağıda koltukta uyuyakalmıştı bile:( Ve saat 00:00 oldu. Ada da hala uyku yok. Bütün bir gün “gık” demeyip 2 kızımla elimden geldiğince zaman geçirmeme rağmen şu son 1 saat bana fazla gelmişti. Tek istediğim Ada uyuduktan sonra kendime ayıracağım 1 saatti. Bir de Eda ya verdiğim beraber uyuma sözü vardı tabi. Ve ben Ada yı bir kaç kez yatağına bırakma girişiminde Ada çığlık çığlığa bağırınca artık kopup, söylenmeye başlamıştım.” Ada yeter artık ne inatçı çocuksun uyu işte!” diye 22 aylık çocuğa gecenin bir yarısı bağırdım! Bütün bir gün hiç bir şey zor gelmemişti. Hatta zevkle yapmıştım ama 1,5 saate yakın bir zaman Ada nın beni yatağa bağlaması bana fazla gelmişti. Sonra Ada daha da hırçınlaştı. Benim gerginliğim çocuğa da geçti. Mızıkladı. Babası aşağıdan hadi sen in aşağıya çocuğu üzme diyerek geldi. Ama Ada bu muhabbeti duydu ve takıntılı bir şekilde babayı yataktan  kovmaya çalıştı. Ada da ben de çok stresliydik. Sonra yatakta babası ile benim aramda saat 12:30 a doğru sızdı. Tabi ben gözümden akan yaşlara engel olamadım. Ona bağırmanın müthiş bir suçluluk duygusu, planını uygulayamamış olmanın kasveti, Eda ya  verilen sözü tutamamanın verdiği boşluk ve gün boyunca beklediğim ve  sadece çocuklar uyuyunca sıcak bir şey içip 1 saatlik bir sessizlikte kendini dinlemeyi yaşayamamış olmanın hırçınlığı ile yaşlar gözümden aktı.  Mutsuz olmam için gerçekten hiçbir sebep yokken o an mutsuz hissettim işte. Herşey güzel olsun diye gün boyu koşturup duran ben, kızlarım mutlu olunca ben de mutlu olan klasik anne, son bir saatte yaptığı girişimle  gün içindeki bütün artıları bir an da sıfırlanmııştı. Sonra Ada uyuyunca o saatte benim de enerjim hiç kalmadığından önce  sözümü yerine getirmek için 5 dakika Eda nın yanında da, uyuyor olmasına ve  muhtemelen hissetmemiş olmasına rağmen  yatıp sonra  kendi yatağıma geçip uyudum. Saat 03:30  da Ada nın mızıklaması ile kalktım. Tam da sahur zamanı idi. Birşeyler yedim. Ada nın yoğurdunu mayaladım ve o zamandan beri hala yazıyorum.

Canım kızlarım sizleri öyle çok seviyorum ki, en güzel zamanları sizinle geçirmek istiyorum, en güzel resimleri sizinle yapmak, en güzel meyve tabağını size hazırlamak, en güzel oyunları sizinle oynamak, en güzel sohbetleri sizinle yapmak, en güzel kitabı size okumak, en güzel keki size pişirmek (olmayınca çöpe dökmek:)-Pazar günü olduğu gibi-), en güzel gülüşü sizinle yaşamak… istiyorum.  Bunları yaparken de kendime ait küçüçük bir zaman dilimi istiyorum. İşte zaman zaman bunu doğru yönetemeyince de böyle hiç istemediğim “öfke patlamaları” yaşıyorum. Oysa daha geçen haftalarda Eda ile “Duygulardan Öfke yi okuyup, öfkemizi nasıl kontrol etmeliyiz hakkında tartışmışken!” Ama işte belki de yıllar sonra bu yazıyı okuduğunuzda göreceksiniz  ki anneniz de ne yapması, nasıl yapması gerektiğini bilmesine rağmen böyle zaman zaman öfkesini kontrol edemiyor. Ve sonra “öfkesini kontrol edemeyen” herkes gibi üzülüyor.

Küçük Afacan Ada öfkemi kontrol edemeyip sana bağırdığım için özür dilerim 😦

Ada Haşlanmış Yumurta Yemeye başladı…

Ada yumurtayı ya krep ya da omlet olarak yiyiyordu. Haşlanmış yumurtayı ise mamasının içine ezerek veriyorduk. Uzun saüreden beri haşlanmış yumurtayı tek vermeye çalışıyorduk. Bu  normal kahvaltıya geçişte ki en büyük basamağımız olacaktı. Fakat Ada haşlanmış yumurtayı sürekli red ediyordu.

Ferah Hn la bir kaç gün önce yine denemeler yapalım diye konuşmuştuk. Pazartesi günü ben işte iken Ferah Hn önüne bir örtğ serip kabuklu yumurtayı eline vermiş. Ada yumurtayı kendi soymuş. Ve sonra da dünyadaki bütün çocuklar yumurtasını yiyiyor.  Sen de kendin yemelisin demiş Ada nasıl olsuysa kopara kopara yumurtayı yemiş. Dün yine haşlanmış yumurta verdik ve sonuç yine başarılı. “Dünyadaki bütün çocuklar” başlangıç cümlemizi bir önceki postumda anlatmıştım. Bu kez de ne mutlu ki işe yaramış.

Böylece Ada bir ilke daha imza atmış oldu. İnşallah yakında karıştırma mamayı da tamamen bırakacağız:)

Ada 22 Aylık…

Zaman bir ay daha su gibi akıp geçti ve küçük kızım 4 gün sonra  22 aylık olacak.

30 Haziran dan beri Çeşme’deyiz. Buradaki yazlık koşturmacasından  10 gündür planlı  Montessori aktivitelerimizi  yapamıyoruz. Ama Ada ya pratik hayat aktivitelerinden elini yıkama (henüz sunum yapmadım ama küçük başlangıçlar yaptık), barbunya temizlerken bana yardım etme, kaptan kaba su boşaltma, çiçek sulama, yumurta soyma gibi etkinllikleri gün içinde yaptırıyoruz.

Bunu başka bir ilkler yazımda yazacak olmakla beraber Ada 2 gündür yumurtayı haşlanmış olarak yalnız başına yemeye başladı. Tabi bu beni ve Ferah Ablasını çok sevindirdi. Arada bir deneme yapıyorduk ama yumurtayı yalnız mama karışımı şeklinde olmadan omlet ve krep dışında yemiyordu. Ferah ablasının yumurta soydurma etkinlikleri işe yaradı ve artık Ada yumurtasını yiyiyor.

Bunun dışında burada beslenme konusundaki direnci de biraz kırıldı. Daha önce ana övünlerini yemeyi reddediyor hep kendi istediği şeyleri yemek istiyordu. 10 gündür Ada ya çok net yemeğini bitirdikten sonra istediği şeyi yiyebileceğini söylüyorum. Bu aşamada adım adım serisinin 20.ay kitabını defalarca kullandık. Çocuk makarna yemek istiyor ama annesi önce çorbasını ya da yemeğini yemesini sonra makarnayı yiyebileceğini söylüyor. Ada ya bu sayfayı defalarca okudum. Ve sanırım başarılı olduk. Şİmdi Ada “donduya” diyerek dondurma istediğinde önce yemeğini yemesini sonra “donduya” yiyebileceğini söylüyorum. Bu arada Ada küçük boy bir magnumu kendi başına bitirebiliyor. Fakat son 10 gündür beslenmemize epey kısıtlamalar getirdiğimiz için, bir minik “büyümix” yoğurdu da “donduya” diye veriyoruz Ada ya . En azından küçük magnumu haftada 1-2 ile sınırlı tutmaya çalışıyoruz.

Ada Çeşme ye geldiğinden beri tam bir sakız canavarı oldu. Sakız çiğnemeyi çok seviyor. Ada yı sadece “Falım klasikk” ile tanıştırdık. Buradaki markete arada bir 1 Tl ödüyoruz ve sonra her seferinde gidip 1 “Falım” sakız alıyoruz. Ada kimi yakalasa “sakiz” diye markete sürüklemeye çalıışıyor. “Oyıyaa oyıyaa” yani “oraya” diyerek marketi gösteriyor. Ama güzel olan marketten 1 tane “falım” sakızdan başka hiç birşey almıyor. Şöyle bir bakınıp çıkıyor. Artık bu onun için bir etkinlik haline geldi:)

Tabi sakız 3-5 dakika içinde bir şekilde düştüğü için gün içinde 3-4 kez sakız alma seremonisi tekrarlanabiliyor:)

Ada burada konuşmayı iyice kopardı. İzmir de iken de derdini gayet güzel anlatıyordu. Ama 2 den fazla kelimeyi aynı anda pek kullanmıyordu. Şİmdi ise neredeyse cümle kuruyor ve herşeyi anlatıyor. Mesela “Eda nerede ?” diye sorduğumda “Eda ditti Tomiş” diyor. ne yapıor orada dediğimde ” donduya” diyor. Yani Eda Tomris lerde dondurma yiyiyormuş.

Bu ara beni en çok eğlendiren davranışı seçmeli bir soru sorulduğundaki “düşünme tepkisi”. Mesala dün bana “anne anne oyıyaa” diye markete gitmek istediğini söyledi. Tamam hadi gidelim dedim. Elimden tuttu gidiyoruz. Yolda gidirken soruyorum. Ne alacaksın Marketten? Ada “hımm hımmm” “Sakiz!!”

O “hımmm hımmm” diye düşünme sesi çıkarması beni koparıyor. Çok tatlı. Bu halini mutlaka video ya çekmeliyim. Bu düşünme seçmeli sorularda da aynen uygulanıyor. Mesela “çilek mi yemek istersin, karpuz mu?” dediğimde “hımmm hımmmm” ….

Bir de bir kaç gündür otururken kalkarken bir gayret sesi çıkarmaya başladı. Ya da bir şeyi çekerken “Ayyyy Ayyy “diye zor bir iş yapıyormuş gibi sızlanıyor.

Geçen seneden suyu ve denizi çok sevmemize rağmen bu sene suya çok ısınamadı. Henüz denize girmek istemiyor. Dünden beri en azından ayaklarını sokmaya, kova ile su doldurmaya ve birşeyleri denizde yıkamaya başladı. Haa bir de dün gider ayak poposunu yıkama bahanesi ile ucundan kıyından denize sokmuş oldum. Biraz tedirgin olsa da çok tepki vermedi. Sanırım bir kaç güne alışır.

Ada 1 ay öncesine kadar kitaplar ile çok fazla ilgilenmezken şimdi epey ilgileniyor. Hatta bazen eline ablasının kitaplarını bile alıp, bir sayfayı açıp kendi kendine ” kitap okurmuş gibi yapıp anlaşılmayan birşeyler söylüyor” . Babası  dizinden olduğu ameliyat sebebiyle 10 gün evde iken hadi babanla kitap oku dediğimde de bir kitap seçip babası ile beraber gayet ilgili takip ederek okudular.

Tabi bir de uydurma  uyku öncesi hikayelerimiz var. Ada nın bu hikayelere tepkisi çok komik.

Aslında 3 uydurma hikayemiz var  ama ilkinin miadı Ada için çoktan doldu. O “havucu çok seven tavşan” hikayesi idi. Şimdi populer hikayemiz “Küçük At” ve “Küçük İnek” Ada nın  söylediği şekli ile ise ” At” ve “Mö”.

Her gece yatağa yatınca “At, At diye hikaye anlatmamı istiyor. Hikaye bitince de hemen “Mö” diyor. ve ikisi de bitince “bi da bi da ” diye tezahürat yapıyor. Ben de tamam anne biraz dinlesin diye geçiştiriyorum sonra hiç tutturmuyor. Bu sefer de poposunu dikip yüz üstü yatıyor “kaşi kaşi” diyerek sırtını kaşımamı istiyor. Sırtını tırnaklarımla kaşımayıp avuç içimle kaşırsam kalkıp yastığa elini uzatıyor ve tırnakları ile yastığı kaşırmış gibi yapıp ” böye böye” diyor.ve bir süre sonra da uyuyor:)

Uydurma hikayelerimize geline;

At: Bir varmış, bir yokmış evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Kocaman bir çiftlikte yaşayan küçücük bir at varmış. Bu at  annesi ve babası ile birlikte mutlu bir şekilde yaşarmış. Bütün gün  koşar, zıplar, oyunlar oynarmış. Bir gün babası atı ormana gezmeye götürmüş. Akşama kadar hoplamış zıplamış. Çok eğlenmiş. Sonra küçük at  “baba benim karnım çok acıktı demiş” Babası peki o zaman sana şimdi en sevdiğin yiyeceği vereceğim demiş.  Burada hikayeyi her seferinde kesip Ada ya soruyorum. -Ada atın en sevdiği yiyecek nedir?- Ada her seferinde bu soru geldiğinde büyük bir mutlulukla yatakdan doğrulup oturma pozisyonuna geçiyor “hımmm” diyerek ve sonra “Eeel- maaa” diye uzata uzata yavaş yavaş söylüyor. Ben de evet bildin atın en sevdiği yemek “elma” diyorum. ve hikayeyi babası bir elma ağacı bulmuş ve en kırmızı en güzel elmayı koparmış. At da elmayı kırt kırt ısırarak yemiş ve karnı doymuş. Bu hikaye burada bitmiş diye hikayeyi bitiriyorum.

Ve sonra çok benzer bir hikayeyi çok az değiştirerek “inek”için anlatıyorum. Ada “ineğin en sevdiği yiyecek sorusunda, yine yataktan doğrulup, keyifle bu seferde uzata uzata “oooot” diyor:)

Ben hiikayi çeşitlendirmeye çalışıp başka hayvanlar ile anlatmak istersemde kesinlikle red edip “at” ve “mö” diyerek aynı hikayeleri aynı şekilde anlatmamı istiyor.

Ada bu ara küçük empati örnekleri göstermeye başladı. Mesela babası Eda ya kızsın. Hemen Eda nın yanına gidip “Eda Eda, Eda üzüldü” diyor.

Kendi başına merdiven çıkabiliyor fakat inmeyi ayakta değil oturarak yapıyor. Ki ben böyle öğretmeye çalıştım. Fakat inme konusunda henüz çok iyi değiliz. Bu yüzden yanımızdan bir an bile ayıramıyoruz Ada yı.

Her övününü olmasa da bazı öğünlerini kendi başına yiyiyor. Fakat henüz tam bitirmiyor. O daha çabuk sıkılıp kalkıyor . O zamanda bir devam ediyoruz. Fakat Çeşme de bunu az uygular olduk biraz artırmalıyız.

Bardaktan süt içmeye 2 ay kadar önce başlamıştı zaten. Çok fazla içmese de canı çekince güzel süt içiyor.

Dans etmek, hamur oynamak hala en favorileri. Hafta sonu Aysun Teyzesinin doğum gününde ablası ile ikisi bize keyifli bir dans şov yaptılar. Pazartesi günü ben işte  iken. Eda Kütüphaneden aldığı kitapdaki tarife göre oyun hamuru yapmış. Ada ile ikisi epey oynamışlar. Bugün ise yine hamur oynadılar. Ada bir taş parçasının üzerine bir parça hamur yapıştırarak “paşta paşta” diye dolaştı durdu. Daha önce hamurla bir şey pek meydana getiremiyordu. En  fazla hamurun üstüne çubuk vs gibi cisimler batırıyor, hamuru parmağı ile bastırıyor ya da bana/ablasına birşeyler yaptırıyordu. Şİmdi ise artık kendisi birşeyller yapmaya çalışıyor.

Bu postu sonlandırmadan önce Ada da son zamanlarda çok işe yarayan bir başlangıç cümlesinden de bahsetmek istiyorum. “Dünyadaki bütün çocuklar” Bunu özellikle uyku saatine geldiğinde kullanıyorum. Bu da tamamen kendiliğinden çıktı. Aslında çıkış noktası da sanki kafamın bir yerlerinde “Etkili Anne Baba Semineri”nden kalan notlar. Ada yı anladığımı  hissettirme ihtiyacı. Ada artık uyku saati geldiğinde doğal olarak ortamdan kopmak istemiyor ve kaçıp bağırarak ağlamaya başlıyor. İşte tam bu anda onu kucağıma  alıp, Adacım şimdi çok üzüldüğünü ve hala bizimle oynamak istediğini anlıyorum. Daha kalmak istiyorsun. Ama çocuklar için uyku saati geldi. Dünyadaki bütün çocuklar uyudu ve senin de uyuman gerekiyor diyorum. Ve bu sözler Ada yı sanki bir sihirli değnek değmiş gibi yatıştırıyor. Ve tek tek herkese ” baba iyi geceler”, Eda iyi geceler” vs diyerek uyumayı kabul ediyor.Daha dünyanın ne demek olduğunu bile bilmeyen bir çocuk için bu cümlelerin nasıl bu kadar işe yaradığı ise tabiki sadece “empati” duygusu ile anlatılabilir sanırım.

IMG_0050 (1024x683) IMG_0057 (1024x683) IMG_0067 (1024x683) IMG_0152 (1024x683) IMG_0154 (683x1024) IMG_0165 (683x1024) IMG_0181 (683x1024) IMG_0183 (683x1024) IMG_0195 (683x1024) IMG_0196 (683x1024) IMG_0210 (683x1024) IMG_0227 (1024x683) IMG_0230 (1024x683) IMG_0234 (1024x683)

Eda ve Tenis…

Eda bugün Tenis dersine başladı.  3 yıl önce yani anasınıfında iken 1 dönem boyunca tenise gitmiştik. Fakat sonraki 2 yıl Ada nın doğuşu, Eda nın okul değişikiliği, ilkokula başlama telaşı okul sonrası programları derken  Tenis kursuna Eda istemesine rağmen bir türlü devam edemedik. Açığı bir parça da olsa kapatabilmek için  burada bir kursa yazdırmak yerine özel derse başlattık. Şİmdilik haftada 2 kez 1’er saatlik özel ders alıyoruz. Dersimiz  bu sene açılan “Alacatı Tenis Kulübü’nde. Öğretmenimizin ismi Celal. Hani olurdA yıllar sonra Eda tenisi sever ve devam ederse, 2 yıl önceki başlangıç çok ciddi boyutta bir başlangıç olmadığım için ilk başlangıcı bu sayabiliriz. Eda nın bir sporla ilgilenmesini çok isterim. Babamız her ne kadar sürekli Eda nın toplu sporlarda başarılı olmadığını  söylese de,  ben tenisi Eda ya çok yakıştırıyorum. Ve onun da sevip devam etmesini diliyorum.

Bu arada derslere genelde Ada yı da alıp gidiyorum. Ada da sürekli korta girmek istiyor. Celal öğretmenimiz de onun hevesini kırmayıp tam tersine ona top toplama görevi veriyor. Öğretmenimiz Ada nın şimdiden yetiştiğini söylüyor:)

Temmuz2013 Yeni klasör (2)1

Kolajlar21

Hayatta Öfkede Gerekli ve VAR!

“Öfke” nin sadece  olumsuz ve hatta hiç olmasa da olur bir duygu olduğunu kanısındaydım. Ta ki kızımla aşağıdaki tartışmamızı yaşayana kadar…

28 Haziran Cuma

Eda ile tatil başında Duyguların Masalı Kitabını bir proje şeklinde ele almaya ve bitirmeye karar verdik. 1. Duygumuz “Sevgi” den sonra geçen hafta 2. duygumuz “Öfke” ye başladık. Zologa gezegeninde yaşayan kendi gölgesine bile öfkelenen bir çocuğun öfkesinden dolayı kaçırdıklarını okuduk . Sonra “öfke” ile ilgili soruları beraberce yanıtladık,  tartıştık. Evet hem de oldukça çok tartışdık. Özellikle de “Siz hiç öfkelenmeyen biri olmak istermiydiniz?” sorusunda! Ben bu soruyu evet isterdim diyerek cevapladım.  Eda’ya aslında öfkenin çokta sağlıklı bir duygu olmadığından insana yanlış karar verdirebileceğinden , benim ya da babasının bazen öfkeli olmasının bu duyguyu kabul edilebilir yapmadığından bahsettim. Eda’ ya  böyle öğretmek istiyordum.

8 yaşındaki kızım bana, benim gibi düşünmediğini söyledi. “Ben hiç öfkelenmeyen biri olmak istemezdim” dedi. Aslında herkes öfkelenir diyordu. Eda böyle dediğinde panikledim!

Kızıma bana örnek vermesini istediğimde,  “şimdi vereceğim  çok küçük bir örnek ama bence konu ile ilgili “diyerek cümleye başladı KÜÇÜK KIZIM!

 

Biraz önce yemekte yoğurdumu bitirmediğim için bana öfkelendin. Ve bitirmemi istedin. Ben de bunun üzerine yoğurdumu bitirdim. Eğer sen bana öfkelenmeseydin ben yoğurdumu yemeyecektim ve o zaman sağlıklı beslenmemiş olacaktım. Yani bu durumda senin öfkelenmen iyi oldu. Eda nın bu örneği önce beni ciddi dehşete düşürdü. Çünkü o an benim algılamama göre Eda oto kontrolünü bana bırakmıştı ve ben istiyorum diye yoğurt yiyiyordu. Ben Eda’ya aslında benim öfkelenmemin doğru olmadığını Eda nın bunu kendisinin zaten ben istemeden yemesinin gerektiğini anlatmaya çalıştım. Fakat sanırım yanlış pencereden bakıyordum ben. Kimbilir yine belki de bir şeyler yanlış mı öğrenilmiş endişesi ile yaklaştım olaya.

 

Oysa Eda bana ilk cümlesinde aslında bu çok basit ve önemsiz bir örnek diye başlamıştı. Ben konuyu nasıl da kaygılı bir hale çeviriverebilmiştim. Sonra Eda benim kaygımı  hissettimesine rağmen açıklamalarımla hem fikir olmadı ve hayır ben böyle düşünmüyorum. Bence herkes öfkelenir ve ben hiç  öfkelenmeyen biri olmak istemezdim diye yineledi. Sonra bir örnek daha verdi.

 

Mesela okulda bahçe saatinde arkadaşlarım bana  bazen beni rahatsız eden istemediğim davranışlar yapıyor ben de öfkeleniyorum.  Eğer ben öfkemi belli etmezsem o davranışı bana tekrar yapabilirler.

 

Eda nın bu örneği benim endişemi daha da arttırmıştı. Ben hala başka pencereden bakıyordum. Oysa kızım “Öfke” duygusunu  o kadar basit ve doğru bir şekilde anlatıyordu ki. Bense neredeyse ona hiç öfkelenmemesi gerektiğini söyleyecektim. Aslında ben uçlardaydım. Öfkenin  aynen okuduğumuz masaldaki  gibi bir huya, “bir öfke kontrolü” problemine düştüğü durumlarda  zarar verici duygu olduğunu , bunun dışında öfkenin gayet insani bir duygu olduğunu kaçırıyordum. Sonunda konuşmamızı duyan babamız girdi devreye ve  tam da Eda ile paralel bu duygunun da diğer duygular gibi insani ve doğal bir duygu olduğundan bahsetti.  Babasının “Öfkeyi” olağan göstermesi bile beni huzursuz etmişti o an.

 

Sonra dönüp bakıp sakince düşündüğümde kızımın bana “öfkeyi” ne kadar güzel tarif ettiğini ve hiç öfkelenmeyen biri olmak istemezdim derken “ bu durumda doğal bir insan olamayacağını” demek istediğini kavradım.

 

Babamızın dediği gibi her duygunun yeri ve zamanı vardı. Mutluluk  güzel ve pozitif bir duygu idi ama ölü evinde ya da hasta evinde mutluluk duyulmazdı. “Öfke” insana huzursuzluk, mutsuzluk veren bir duyguydu ama “kardeşi Eda nın bir oyuncağını kırdığında öfkelenmesi yerine mutlu olması beklenemezdi”

Her duygunun yaşanması gereken yerler vardı.

 

Eda nın annesinin bugün yerli yerinde yaşadığı duygu gibi!  Bugün ben kızımdan bir şey öğrenmiştim aslında.

 

Bir gazetenin köşe yazısında  uzman psikoloğun öfke konusundaki notlarını okuyunca Eda nın verdiği örneklerin bu notlar ile ne kadar paralel olduğunu gördüm. Ve bu yazıyı yazmaya karar verdim.

 

Kızımın bu duyguyu  ne kadar basit ama bir o kadar da doğru ifade ettiğini farkettim.

 

Uzman Psikoloğun notlarına gelince;

 

Öfke Nedir ve Ne İşe Yarar?
Ø Öfke, son derece normal ve yaşamın sürdürülmesi için gerekli bir duygudur.
Ø Öfke duygusal bir tepkidir.
Ø Öfke uyarıcı bir işarettir.
Ø Öfke kişiyi tehditlere karşı uyarır ve kendisini korumasına olanak sağlar.
Ø Öfke, yeni öğrenmeler için motivasyon kaynağıdır.
Ø Öfke sınırlandırılabildiği sürece sağlıklıdır ve işe yarar.
Ø Öfke, kontrol edilmediğinde kişinin kendisi ve çevre için zararlı olabilir.
Ø Öfkenin sağlıklı ve işe yarar olabilmesi için inkâr edilmemesi, bastırılmaması ve öncelikle kabul edilmesi, tanınması ve kontrollü bir biçimde ifade edilebilmesi gerekir.

 

Öfke Ne Değildir?
Ø Öfke bir problem çözme aracı değildir.
Ø Öfke bir öç alma ve intikam yolu değildir.
Ø Öfke başkalarını suçlama biçimi değildir.
Ø Öfke şiddet göstermek ve suç işlemek için bir neden değildir.
Ø Öfke başkalarını kontrol etme yolu değildir.
Ø Öfke bir haklı olma yolu değildir.

 

Oğlumu Büyütürken

Yağız'la hayat daha anlamlı. Hergün büyüyorum.

kitapsepeti

Smile! You’re at the best WordPress.com site ever

sandıklıdivan

"Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..."