Ada’nın Bana Ettikleri…

-Yazıma ilk önce “Bir Annenin Zor Anları” başlığını  verecektim fakat sonra çocuklarının gerçekten ciddi sağlık problemleri ile başetme durumunda olan anneler aklıma geldi ve bu başlığın hiç de adil olmayacağını düşünerek değiştirdim. –

Bu sabaha dün(Pazartesi günü)  işte olman sebebiyle, kızlarımı özlemiş ve onlarla bir sürü şey yapma istediği ile kalktım yataktan… Eda dün halası ile beraber babaannesinde kalmıştı. Bu yüzden sabah seremonimiz her zamankinden biraz farklı olarak Ada ile başladı.  Ada saat 09:00 gibi kalktı. Cumartesi den beri Ada nın sabah 05:00 lere kadar uyumak bilmediği ve benim üstüste uykusuzluk sebebiyle baş ağrılı bir hafta başı gününden sonra Ada’nın dün gece bana yapıtğı kıyak sayesinde ikimizde güzel bir uyku çekmiştik.

Ada’ya kahvaltısını yaptırdım. Sonra Ferah Hn’a Ada’yı biraz oyalamasını, Eda ya bakmaya yalnız gitmek istediğimi söyledim. Yalnız gitmek istiyordum. Çünkü Eda bana bir kaç gün önce çok açık bir şekilde benimle daha fazla zaman geçirmek istediğini, sadece bir istek, ders ya da problem konusunda iletişim kurmak istemediğini belirtmişti. Ben de bu konuda çabalayacağıma ona söz vermiştim. Ada’ya arabayı park etmeye gidiyorum diyerek onları bahçede bırakıp ayrıldım. (Ada ya hep doğruyu söylemek, aldatmamak konusunda özen gösteriyorum. Arabayı gerçekten park ettim, ama sonra da diğer siteye gittim. Sadece eksik bilgi vermiş oldum:) Tabi arkamdan Ada’nın çığlık çığlığa ağladığını duyuyordum.  Ama nasıl olsa biraz sonra susardı!

Eda’nın yanına gittim. Ben gittikten 10-15 dakika sonra Eda uyandı. Sarılıp koklaştık. Halası ile ona kahvaltı hazırladım. Anneanesinin bahçesinde beraberce yediler.Sonra biraz Eda ile hamakta sallandık. Dün neler yaptığını konuştuk. O sırada bizim siteden Sevgül Abla anneme uğradı. Ve Ada’ nın hala anne diye bağırıp ağladığını söyledi. Oysa aradan yarım saatten fazla geçmişti. Ahh benim inatçı kızım! Bu nasıl bir inattır. -Kızımın bana düşkün olması tabiki güzel birşey ama Ada ben evde iken adeta bana yapışıyor. Çevrede Ferah ablası, Melis ablası, anneanne ya da babaanne olması hiç fark etmiyor “anne de anne”, süreklli “anne del, anne del” diye çevremde dolaşıyor. O bu kadar ihtiyaç duyarken ben de onun isteklerini yapmaya çalışıyorum, ama bazen iki kızım arasında eşit  zaman ayıramamanın huzursuzluğunu yaşıyorum.- Neyse tam ben Ferah Hn mı arayıp siz de gelin diyecektim ki baktım Ferah Hn Ada yı bisikletine bindirmiş geliyor. Orada biraz beraber zaman geçirdikten sonra  hazır ortam kalabalıkken Ada yı anneanne ve babaannesi ile bırakıp, Eda yı alıp eve geldim. Eda ile geçen Salı günü  yaptığımız “Yöntem-3 ile  Problem Çözme’ toplantımızın 1 haftalık gözden geçirmesini yaptık.Bunun detayını başka bir yazımda yazacağım (umarım yazarım!). Arkasından beraberce biraz  ingilizce çalıştıktan  sonra ikeadan aldığım rafı, onunla  monte ettik. Ada tarafından bölünmeden sessizce bunları yapmak bana da,  Eda ya da iyi geldi. Eda artık gerçekten büyüşmüştü  ve rafı gerçekten de hakkı ile beraber kurduk. O da anne ikimiz gerçekten beraber yapmış olduk değil mi diye yaptığı iş  ile gururlandı. Ada olsa hiç birine izin vermezdi! Küçük afacan ne zaman Eda ile birşey yapmaya oturayım “anne del, anne del” diye elime yapışıp çekiştirip duruyor. Bu kadarını nasıl düşünüyor anlamak mümkün değil. Hani daha 2 yaşına bile basmamış bir çocuk tabi ki kıskançlık duygusunu bilemez ama  şuan Eda ne yapmak isterse onu yapmak istediği ortada. -Geçen gün Eda ile oturduk. Duygu Masalı kitabını okuyoruz. Ferah ablası da planda  Ada ile ilgilenecek. Ama ne mümkün! Ada  almış eline kendi kitabını, tutmuş benim elimden “Anne del anne del,” kafa yana doğru düşürülmüş “ütfen ütfen” (lütfen diyecek!) ah gelde kıy ama sonu da yok ki ablası ile ne yapıyorsam aynısını benimle yapmak istiyor.!-

Eda ile 2 saati beraber geçirmenin sonunda Eda tornavida istemeye anneannesine gidip, orada TV ye dalmıştı bile:) Ben şimdi de Ada nın öğle yemeğini ve uykusunu düşünüyordum. Neyse ki öğle yemeğini anneanesinde yemişlerdi. Sonra artık gelmelerini uyku saatinin geldiğini söyledim. Bir süre sonra geldiler. Ada ya onun ve Eda nın raflarını göstermek istediğiminden,  daha onlar bahçe kapısından girerken Ada gel bak içeride bir sürprizim var dedim. Ada içeriye girdi. Bu sırada Ferah ablası ile konuşuyordum. Ada, ayaklarıma yapışıp “soupez soupez” gibi birşeyler dedi. Önce ne dediğini anlamadım. Sonra anladık ki “Süprizi soruyor!” işte sürpriz bu raf  dedim. Onun ve ablasının eşyalarını ikea raflarında toplamıştık! Tabi Ada bu işe pek mutlu olmadı. meğer o benim sürpriz dememden “Dordurma” anlamış! Bana “donduya?” dedi ben de “hayır dondurma değil sürpriz buydu” dedim. Pek mutlu olmayıp yürüdü gitti 🙂

Bir zaman sonra uyku için yukarıya çıktık. Çok şükür ki yarım saat içinde uyudu.O uyurken Eda eve geldi. Öğle yemeği yedi. Sonra kitap okumak için anneanesindeki hamağa gitti. Ben de raflardan dolayı yayılan ortalığı topladım. Ada 1,5-2 saat sonra uyandı. Meyvesini yedi. Ablası halası ve Melis ablası ile denize gidince benim Ada ile etkinlik zamanım başladı.  Bahçede silindir borular ile top tünelleri yaptık beraber. Aylar önce bu çalışmayı  havlu peçete ruloları ile yaptığımızda Ada nın ilgi süresi çok kısa idi. Bugünse  oyunu kurma aşamasında da bana yardım etti. Ruloları yapıştırırken bir parça bantta onun eline verdim. Öyle bir çabaladı ki yapıştırırken tam gormelikti ahli,  dizlerinin üzerine çöküp epey emek harcadı. Ve sonra topları tünelden attı.” Ba ba , ditti” diyerek keyifle oyununu benimle paylaştı. Sonra çimlerde topları onun ve benim bacak aramızdan sıra ile atarak “gol”  diyerek top oynadık. Ada bir süre merdiven inme çıkma çalışması yaptı kendi kendine. Sonra biz bahçede oynarken Melis ablası ve Eda denizden geldiler.

Ve arkasında babaları İzmir den geldi. Eda duş, Ada giyinme (Ada’yı dünden beri  ishal mi acaba sebebi ile üşütmüş olma ihtimaline karşı denize götürmüyoruz) faslından sonra saat 18:00 doğru ikisini yine anneanne, babaanneye gönderdim. Ben de duş alıp yanlarına gidecektim. Eda orada yemek yiyecek sonra da babası ile tenis dersine gidecekti. Yarım saat sonra yanlarına  gittim. Eda ile babası derse gitmişlerdi. Ada da onlar ile beraber börek yediği için ne mutlu ki akşam yemeği seremonisini atlatmıştık:)

Buraya kadar herşey gayet güzeldi. Benim dün geceden beri devam eden şiddetli baş ağrım dışında! Oruç olduğum için ilaç da içemiyordum. Neyse öyle böyle iftar saati, yemek derken saat 21:30 oldu bile . Eda ile babası dersten dönmüşlerdi. Ada nın uyku saati geldiği için kızları alıp, eve gitme zamanıydı. Eda bu gece de halası ile kalmak istediğini söyledi. Ben de onu dün de görmediğimi özlediğimi yarın halası ile yatabileceğini bugün evde kalmasını söylemiştim. Ve Eda ya o uyuyuncaya kadar onunla yatacağımıa söz verdim. Hatta ben Ada yı uyuturken o testlerini çözecek sonra da balkonda mumlarımızı yakıp anne-kız oturacaktık. Eda ya bu fikir güzel gelmişti. Eve gelip Ada’ yı yatırıncaya kadar saat 22:30 u neredeyse geçmişti. Yatağa yatınca da bazen hemen uyuyan Ada hep benim plan yaptığım gecelerde olduğu gibi yine uyumakta direnmişti. Masallar, sırt kaşımalar , su içme seremonilere ikişer kez tekrarlanıp hala uyumaması beni yavaş yavaş germeye başlamıştı. Ben onu uyutup bir an önce Eda ile yaptığımız planı  söz verdiğim gibi uygulamak istiyordum. Oysa Eda kuzucuk çoktan aşağıda koltukta uyuyakalmıştı bile:( Ve saat 00:00 oldu. Ada da hala uyku yok. Bütün bir gün “gık” demeyip 2 kızımla elimden geldiğince zaman geçirmeme rağmen şu son 1 saat bana fazla gelmişti. Tek istediğim Ada uyuduktan sonra kendime ayıracağım 1 saatti. Bir de Eda ya verdiğim beraber uyuma sözü vardı tabi. Ve ben Ada yı bir kaç kez yatağına bırakma girişiminde Ada çığlık çığlığa bağırınca artık kopup, söylenmeye başlamıştım.” Ada yeter artık ne inatçı çocuksun uyu işte!” diye 22 aylık çocuğa gecenin bir yarısı bağırdım! Bütün bir gün hiç bir şey zor gelmemişti. Hatta zevkle yapmıştım ama 1,5 saate yakın bir zaman Ada nın beni yatağa bağlaması bana fazla gelmişti. Sonra Ada daha da hırçınlaştı. Benim gerginliğim çocuğa da geçti. Mızıkladı. Babası aşağıdan hadi sen in aşağıya çocuğu üzme diyerek geldi. Ama Ada bu muhabbeti duydu ve takıntılı bir şekilde babayı yataktan  kovmaya çalıştı. Ada da ben de çok stresliydik. Sonra yatakta babası ile benim aramda saat 12:30 a doğru sızdı. Tabi ben gözümden akan yaşlara engel olamadım. Ona bağırmanın müthiş bir suçluluk duygusu, planını uygulayamamış olmanın kasveti, Eda ya  verilen sözü tutamamanın verdiği boşluk ve gün boyunca beklediğim ve  sadece çocuklar uyuyunca sıcak bir şey içip 1 saatlik bir sessizlikte kendini dinlemeyi yaşayamamış olmanın hırçınlığı ile yaşlar gözümden aktı.  Mutsuz olmam için gerçekten hiçbir sebep yokken o an mutsuz hissettim işte. Herşey güzel olsun diye gün boyu koşturup duran ben, kızlarım mutlu olunca ben de mutlu olan klasik anne, son bir saatte yaptığı girişimle  gün içindeki bütün artıları bir an da sıfırlanmııştı. Sonra Ada uyuyunca o saatte benim de enerjim hiç kalmadığından önce  sözümü yerine getirmek için 5 dakika Eda nın yanında da, uyuyor olmasına ve  muhtemelen hissetmemiş olmasına rağmen  yatıp sonra  kendi yatağıma geçip uyudum. Saat 03:30  da Ada nın mızıklaması ile kalktım. Tam da sahur zamanı idi. Birşeyler yedim. Ada nın yoğurdunu mayaladım ve o zamandan beri hala yazıyorum.

Canım kızlarım sizleri öyle çok seviyorum ki, en güzel zamanları sizinle geçirmek istiyorum, en güzel resimleri sizinle yapmak, en güzel meyve tabağını size hazırlamak, en güzel oyunları sizinle oynamak, en güzel sohbetleri sizinle yapmak, en güzel kitabı size okumak, en güzel keki size pişirmek (olmayınca çöpe dökmek:)-Pazar günü olduğu gibi-), en güzel gülüşü sizinle yaşamak… istiyorum.  Bunları yaparken de kendime ait küçüçük bir zaman dilimi istiyorum. İşte zaman zaman bunu doğru yönetemeyince de böyle hiç istemediğim “öfke patlamaları” yaşıyorum. Oysa daha geçen haftalarda Eda ile “Duygulardan Öfke yi okuyup, öfkemizi nasıl kontrol etmeliyiz hakkında tartışmışken!” Ama işte belki de yıllar sonra bu yazıyı okuduğunuzda göreceksiniz  ki anneniz de ne yapması, nasıl yapması gerektiğini bilmesine rağmen böyle zaman zaman öfkesini kontrol edemiyor. Ve sonra “öfkesini kontrol edemeyen” herkes gibi üzülüyor.

Küçük Afacan Ada öfkemi kontrol edemeyip sana bağırdığım için özür dilerim 😦

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

Oğlumu Büyütürken

Yağız'la hayat daha anlamlı. Hergün büyüyorum.

kitapsepeti

Smile! You’re at the best WordPress.com site ever

sandıklıdivan

"Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..."

%d blogcu bunu beğendi: