Aylık arşivler: Kasım 2013

Brezilya-Arjantin 10. Gün “Hoşçakal Rio de Janeiro”

Hoşçakal “Rio de Janeiro”…

Rio da Son Gün,

Bu sabah saat 07:00 de kalktık. Kahvaltının ardından Corcovado ve Sugar Plum’a gidebilmek için oteldeki tur temsilcisi ile görüştüm. Maelesef havadan dolayı önermiyorlar.

Hava

Rio da şimdi bahar. Hava bir açıyor bir kapıyor. Fakat kesinlikle soğuk değil. Hava bir bakıyorsunuz puslu, sisli ve okyonustaki dalgalar insan boyunu geçmiş. Bir bakıyorsunuz sessiz. Okyanusun sesi rahatsız etmesin diye otelde odalara her akşam kulak tıkacı bırakıyorlar.

İsa heykeline ve Sugar Plum a gidemeyeceğimiz belli olunca, Pazartesi dans okulları kapalı olduğu için fazladan samba da izleyemeceğimizden şehir merkezine gitmeye karar verdik.

Rio’lu Olmak…

Bugün kü programımız pek de turist programı değildi. Halkın arasına dalacaktık. Otel info deskten şehir merkezine giden belediye otobüsünün numarasını aldık. Ekip aynıydı. Meslektaşım Sezgin Bey ve eşi İlknur Hn, ablam, Rabia Hn ve Nilgün Hn.Otelin  önünden 360 numaralı otobüse bindik. 1 saat 10 dakika süren yolculuğumuz son durakta sonlandı.

Otobüs şöförleri bizim minibüs şöferlerinden beter. Ablamı otobüs tuttu. Yol boyunca İpanema ve Copacabana plajlarından geçtik.  Sonra “Lagun” dedikleri gölün etrafında ilerledik.  Göl sisli , puslu ve durgundu.  Otobüsten binen , inen Brezilyalı insanları seyrettik.

Genellikle zenci, melez ya da esmer olan Brezilyalıların yanında, tamamen beyaz ya da sarışın olan Brezilya’lılar da az da olsa gördük. Bu da genelde  kökenleri İtalya’ya, İspanya ya dayanan Brezilyalılardı. Genel olarak halk bakımsız geldi bana. Arjantin sokaklarında 7’den 70’e  tüm insanlar bir o kadar bakımlıyken burada da bir o kadar bakımsızdı.

Otel de “info desk” in önerisi üzerine şehrin en ünlü ve en eski kafesine gitmeye karar verdik. 10 günlük gezi boyunca Sao Paulo’da Buenos Aires’de de yine şehrin en ünlü ve en köklü kafelerini bulup gitmiştim. Şimdi bunu bundan sonraki gezilerim için bir gelenek haline getirmek istiyordum ve bu yüzden Rio da da böyle bir kafe olup olmadığını öğrendim. “Confeitaria Colombo”  isimli bu cafe  şehrin en eski ve en populer kafesi idi. Çok ama çok büyüktü. Büyüklüğünün yanında bir de 4 tarafı ayna  ile çevrili olunca olduğundan da büyük görünüyordu. Oldukça şık ve görkemliydi. Belli ki bizim gibi duyup gelen turiste fazlaydı. Herkes bizim fotograf çekilmeye çalışıyordu. Kafede biraz zaman geçirdikten sonra önce şehir merkezinde dolaşıp, sonra burada yemek yemeye karar verdik. Ben bizim grubun aksine yakınlardaki protestan kilisesini gezmek yerine, şehir merkezini  dolaşmayı tercih ettim.  Yine her zamanki gibi neredeyse her köşe başında olan ve genelde “Bi bi “ve benzeri bir ismi olan taze meyve suyu satan kiosk gibi  bir yerden tropical bir meyve suyu  aldım. Bu kez aldığım  meyve suyunun adı Marakuja idi. Turuncu renkli içinde siyah  susam büyüklüğünde çekirdekleri olan bir meyve suyu. Çok lezzetli. Buradaki tüm meyve suları harika. Bugün son günümüz olduğundan bunun üzerine bir de “Açai” diye yazılan “Asai” diye okudukları  daha önce Sao Paulo’daki ki yazımda uzunca yer verdiğim  krem şanti kıvamındaki kalın pipetle ya da kaşıkla yenilen geleneksel yiyeceklerinden yedim. Burada sürekli meyve suyu içmek istiyorum. Çünkü meyveler gerçekten bir harika. Tatları müthiş. Meyve suları  ise çeşit çeşit. Bir de siyah fasülyeyi çok yaygın kullanıyorlar.  Siyah fasülyeye “feijao” diyorlar. Bir de siyah fasülye ve biftek den yapılan soslu komplex bir yemekleri var. Aslında bu yemek kökeninde bir Afrika yemeğiymiş. Ama artık Brezilya’nın geleneksel yemeği olmuş. İsmi “Feijoada”.

Birkaç saatlik şehir turundan sonra yine otobüsle otele geldik. Ve Brezilya saati ile 17:00 de havaalanına gitmek üzere yola çıktık.

Hoşça kal Rio de Janeiro…

Özlem

Eve dönüş başlıyor. 10 günde kızlarımı çok özledim. İkisi de gözümde tütüyorlar.

Özelllikle Ada’nın nasıl tepki vereceğini merak ediyorum. 3 gündür onlarla konuşamıyorum .Annemle ve Murat’la konuştum. Kızları bir türlü denk getiremedim.

Eda çok büyük beklentilerde . Baston şeker bile istediJ Maelesef ben onun istediklerini alabilecek yerlerde hiç bulunamadım. Umarım çok büyük hayal kırıklığına uğramaz.

Yoldayız. Rio’dan Sao Paulo’ya uçuyoruz. . İç hat GOL havayolları ile . Aklımdan hala kızlarım geçiyor.

Eda’m

Acaba öğretmenler gününde öğretmenlerine ne yaptı? Dersler ne alemde acaba 10 gündür. Anneanne ve babaanne ile tatil havasına girmemiştir inşallah.

Yola çıkacağım gün Eda çok duygusaldı. Ben de duygusala bağlasam ağlayacak.  Ben ona “Eda’cım, bu gezi bana da sana da iyi gelecek. Sen bazen benim müdahalelerimden rahatsız oluyorsun. Ben de senin sorumluluklarını yerine getirmemenden yakınıyorum. Hadi göreyim seni. Sen şimdi ne kadar büyüdüğünü

bana ispatla. Kimse söylemeden diş telini takmayı, dişleri fırçalamayı, ödevleri vs  kendin yap” tadında bir konuşma yaptım. Bu konuşma Eda’nın çok hoşuna gitti. Umarım etkisi 10 gün sürmüştür.

Ada’m

Ada’cım ilk skype konuşmamızda hiç konuşmadı. Sadece sessiz sessiz kafasını uzatıp ekrana baktı durdu. Bir de çiğnediği sakızı  ağzından çıkarıp bana gösterdi. Sonrakiler de ise ilk cümlesi “Ne zaman geleceksin?” oldu. Annesinin küçük kuzusu annen sen çok özledi.

İnişe geçiyoruz. Ve yine yeniden gezimizin ilk başladığı şehir Sao Paula’dayız.

Not: Bugüne ait fotoların çoğu ablamda sonra eklemek gerek!

IMG_7003 IMG_7010 IMG_7013 IMG_7023 IMG_7029 IMG_7046 IMG_7049 IMG_7050 IMG_7071 IMG_7078 IMG_7084

Reklamlar

Brezilya-Arjantin Gezi Notları-9. Gün Rio de Janeiro

Rio de Janeiro’da 2. Gün

Hissetiklerim

Kocamla ve kızlarla konuşamadım bugün. Dışarıya gezmeye çıkmışlar. Murat mailime “kimsiniz tanıyamadım?” diye cevap verdi. Güya espri yaptı. Esprisi hoşuma gitmediL Kızlarla bugün de konuşamayınca biraz üzüldüm.  Neyse  mail ile de olsa iyi haberlerini aldım. Onlarda dışarıya çıkmışlar geziyorlarmış…

Rio’da planlanmış bir tur programı olmadığından kendi gezi programımızı kendimiz yaptık.

Nilgün Hn, Rabia Hn, ablam, Sezgin Bey ve eşi ile beraber geçirdiğimiz bir Rio gününden kısa kısa…

Sabah erkenden kahvaltıya indik. Yine 1 haftadır doyamadığım tropikal meyvelerden yedim bol bol. Ve meyve sularından içtim. Burada ananasların tadı bile daha bir güzel. Kaju ya  bayıldım. Aroması ve tadı çok güzel. Tabak tabak tropical meyve yiyorum her sabah. Kahvaltı sonrası Rio sokaklarına attık yine kendimizi…İlk durağımız  Japan Bahçesi…

Jardim Botonico

Japon Botanik Bahçesi Rio da kesinlikle görülmeye değer yerlerden birisi. Bizim şansımıza havanın bulutlu olması bence burayı daha da güzel yaptı. Hava sıcaktı fakat güneş yoktu. Böyle oluncada saat öğle saati olmasına rağmen hiç de gölge problemi olmayan fotolar çekebildimJ

Yeşilin her tonu, devasal tropical meyve ağaçları,  Palmiye türevi ağaçlardan sarkan kavun büyüklüğünde  tropical meyveler. Patlıcana benzeyen meyveler,  ağaçların gövdelerinden fışkıran saçak saçak bitkiler. Ağaçlar arasında akan minik nehircikler. Bahçenin tam ortasındaki göl,  Kaplumbağa Gölü ve gölün içinde heykel gibi hareket etmeden  durdukları için bir an gerçek olmadıklarını düşündüğüm  kaplumbağalar, serçeye benzer minik beyaz kuşlar, tavuğa benzer kırmızı gagalı siyah kuşlar,  ağaçlardan sarkan maymuna benzer minik hayvanlar, doğanın bizim gruba iyi gelmesi ve hoplaya zıplaya çekilen fotolar.

Ve hiç çıkmak istemesek de bir sonraki durağımız olan  “Feira Hippie”  pazarına gitmek için görevliden yardım isteyişimiz. İngilizcemden dolayı grubun rehberliğine aday olmamJ

Parktaki görevlilerin bizi ingilizce bilen bayan bir  görevliye yönlendirmesi, bayan görevlinin 3 mt öremizden yanımıza gelişinin neredeyse 5 dak.  sürmesi. Brezilya lıların bu yavaşlığına inanamayışım.  Sadece hangi otobise bineceğimizi sormamın cevabının en az 10 dakika sürmesi. Benim gibi tez canlı birinde yarattığı hoşlukllar!! Görevlinin sakin sakin haritaya bakışı. Sonra bekleyin gözlerim görmüyor gözlüğümü alacağım diye gidişi. Sonra bir kağıda gitmek istediğimiz fuarın adını usul usul yazışı… Off ki ne off . Sanırıkm buradaki herşeyin bu kadar yavaş ilerlemesine ancak bu kadar katlanabilirim.

Ve sonunda  İpenema da sadece Pazar günleri kurulan pazardayız.

Feira Hippie

Gerçekten çok güzel bir pazardı.  Pazar da en çok Rio ya özgü Pareo lar,  deri çantalar, “Golden Grass” dedikleri  Amazon yakınlarında bir yerleden çıkan altın renkli çalıdan yapılmkış kolyeler göze çarpıyordu. Bu günkü programımız çok dolu olduğu için buraya sadece 1 saat ayırabildik. Maelesef çok istesemde çantalara hiç bakamadım. Sadece pareo ve Golden Grasses dan yapılmış kolyelerden alırken zamanımız doldu bile. Çünkü birşeyi alıp parasını ödemekte olay. Dil olayı ayrı insanların yavaşlığı apayrı! Sehre özgü otantik şeyler bir arada görmek güzeldi. 1 saat sonra grupla pazarın girişinde buluştuk. Sırada Rio’nun ünlü yerlerinden biri Santa Teressa vardı..

Santa Teressa’ya yolculuk

Durakta çat pat İniglizce bilen birisinin yardımıyla Lapa ya gitmek için önce 360 nolu otobüse bindik. Sonra Lapa da inip,  007 nolu otobüse bindik.  Yukarıya doğru tırmanmaya başladık.  Yalnız olunsa epey tırsılacak sokaklardan geçtik.  Hatta ben bir ara bu kadar köhne yerlerin arasından nasıl güzel bir yer çıkacak diye kuşkuya düştüm. Bilet satan kadına tekrar sordum.  Yanlış yerde inmek istemiyordum.  Tabii ki kadın hiçbir şey anlamadı. Neyseki her zaman olduğu gibi yine bir kurtarıcı çıktı. Arka taraflardan bir kız gelip kolumu tuttu.  “Do you speak English” dedi.  Kızın boynuna sarılacaktımJ “Yes I speak English” diyeJ Sarışın Brezilyalı demeye şahit isteyecek kadar  beyaz  Avrupalı görünümde ama Brezilya lı bir kızdı.

Kız bize telaş etmememizi onun da bizimle aynı yerde ineceğini söyledi.  Her seferinde ingilizce bilenlerin hep sarışın ya da açık tenli olmalarına şaşırdığımdan nereli olduklarını her seferinde özellikle sordum ve hep Brezilyalılardı.  Fakat nasıl oluyorda sadece birbiren benzer insanlar inglizce biliyordu bu da enteresan bir tesadüftü.  Kızla ve yanındaki erkek arkadaşı ile beraber bir durakta indik.

Oldukça enteresan bir yere geldik. Yollar tranway rayları ile döşeliydi.  Sağlı sollu küçük cafeler, barlar, hediyelik satan dükkanlar vardı.  Burada epey tepedeydik. Yol kademe kademe daha da yükseliyordu.  Kız bize çok yardımcu oldu.  Bu arada kız otobüsten indiğimizde ağlıyordu.  Ne olduğunu sorduğumda erkek arkadaşı ile arasında özel bir şey olduğunu söyledi. Kızın göz yaşlarını sile sile bize biryerler tarif etmeye çalışması bizi çok etkiledi.  Rabia Hn dayanamayıp kıza sarıldı ve öptüJ Türkçe “Ağlama” dediJ

Santa Teresa’daki ana figür eski evler, Tranway ve raylar. Büyük duvarlarda Santa Teresa’nın duvarlarını yansıtan yağlı boya resimler var. Resimler sokağın ambiyansı ile bütünleşiyordu. Bol bol fotoğraf çekip , çevrede biraz yürüdük.

Sonra bir çok kişinin önerdiği Aprazivel isimli restoranı bulmayı kafaya koyduk.  Epey bir yukarıya doğru tırmandık.  Sorduğumuz kimse bu restoranı bilmiyordu. Bu ülkede en garibime giden bu. Ya biz sormayı bilmiyoruz ya da insanlar diplerindeki bu kadar ünlü yerlerden nasıl haberdar değiller anlamak mümkün değil. Aynı şey komik bir şekilde Sao Paula’da da başımıza gelmişti.  Hatta herkes o kadar bir haberdi ki. Bir ara böyle bir restoranın varlığından kuşku duyduk.  Aşağıda manzara gittikçe güzelleşiyordu. İsanın heykelinin olduğu Corcovada ‘ya çıkamasak da şehrin kuş bakışı görünüşünü en zından buradan görmüş oldukJ  yağmur yağıyordu. Hafiften acıktık ve yorulduk. Sonra bir duvarda Aprezivel yazan bir ok gördük. Ümitlerimiz tekrar yeşerdi. Ama bu bir restoran mı yoksa sokak adımı yine kuşkuya düştük . Çıkarken yollarda  yakın bir zaman da yakılmış mum kalıntıları gördük. Rabia Hn  burada mum yakıp, manzara izleyip  romatik yapmışlar diye yorumladıJ  Yani sanırım diye eklediJ  Biraz ileride iki plastik kabın içinde bir plastik kafanın üzerine bir sürü iğne batırılmış olduğunu ve çevresinde bir sürü siyah mum gördük. Diğer plastik kapta ise kemik  görünümlü iğrenç birşeyler vardı. Nilgün Hn la ben bunların büyü olabileceğini düşünüp bir tuhaf olduk. Ben fotosunu çektim. Nilgün Hn tyam çekecekken kötü etkisi bana gelir diye vazgeçti. Ben de bunun üzerine komik bir şekilde çektiğim fotoyu sildim. Hafiften tırstık anlayacağınız.  Veee ve sonunda karşıda hoş bir kafe gördük. Muhteşem manzaralı bir kafe . Bu olsa olsa Aprazivel di.

Aprazivel

Saat 15:30 du ve tüm masalar doluydu. Oturabilecek 6 kişilik bir yer bulabilmemiz için bir süre beklememiz gerekti.  Bu sırada biz de fotolar çektik. Burası çok güzeldi. O kadar çok foto çekildik ki çevremizdeki herkes bize baktı. Saat Ben 10 gündür steak yemekten sıkıldığım için Lazanya söyledim. Ablamsa yine steak söyledi.  Yemekler çok güzeldi. 18:00 gelirken buradan ayrıldık.   Karnımız tok ve keyfimiz yerindeydi. Hatta aşağıya şarkı söyleyerek indik.

Tturumuz henüz bitmemişti. Sırada Copacabana ve oradaki akşam pazarı vardı.  Geri dönüş yolunda yine aynı otobüse bindik.  Fakat Lapa’ya geldiğimizde nerede ineceğimizi hatırlayamadık. Yine her zamanki gibi bir otobüste bir kurtarıcı çıktı. Avrupa lıya benzeyen ama Brezilyalı bir kız daha. Otobüsten onunla beraber indik.  Sonra metroya bineceğimizi söyledi.  Metroya bindik indik ve yeniden bindik.  Allahtan kızla güzergahımız aynıydı. Yoksa metroya binecek kadar cesaretli olamazdık.  Metroda bir hattan diğer hatta yürürken kız arkadaşları ile tren gelince koşmaya başladı ve bana “Hurry up” dedi. Ben de arkama dönüp henüz merdivenlerden inen bizim gruba  çabuk olun tren geldi dedim.  Bizim grubun hali üzerine kız ve arkadaşları kahkahayı  bastı.  Ve ben de dayanamayıp koptum.  Trenin içinde halimize hep beraber katıla katıla güldük. Kıza yapışmış durumda ördek yavruları gibi onu izliyorduk.

Ve sonunda Copacabana’ya geldik.

Copacabana

Rio da ki 3 ünlü plajdan birisi ve en uzunu. Manzara gün batımında süperdi. Biraz burada yürüdükten sonra  yine neredeyse  her köşe başında olan yerlerden birinde oturup yine meyve suyu içtik.  Herkes birbirininkinden tattı.  Ablam en sonunda Sezgin Bey’in meyve suyunundan da tadabildi ve rahatladı.  Gün batımında sahilde fotolar çekildik.

Sonra Copacabana’da her akşam saat 18:00 ve 23:00 arası açık  olan pazara gittik. Buradan magnet ve Eda’ya ve kendime  t-shirt aldım. Sonra  otele döndük.  Yorucu ama dolu dolu bir Rio günü otel odamızda son buldu.

IMG_6648 IMG_6654 IMG_6655 IMG_6662IMG_4999IMG_5002IMG_5013IMG_4956IMG_5019 IMG_6673 IMG_6674 IMG_6679 IMG_6682 IMG_6687 IMG_6698 IMG_6711 IMG_6714 IMG_6724 IMG_6730 IMG_6733 IMG_6740 IMG_6744 IMG_6749 IMG_6766 IMG_6770 IMG_6772 IMG_6777 IMG_6779

IMG_5023IMG_5026IMG_5031IMG_5033IMG_5051IMG_5058IMG_5077IMG_5088IMG_5093IMG_5094IMG_5107IMG_5108 IMG_6791 IMG_6795 IMG_6798 IMG_6832 IMG_6833 IMG_6836 IMG_6838 IMG_6840 IMG_6843 IMG_6849 IMG_6857 IMG_6864 IMG_6874 IMG_6879 IMG_6884 IMG_6885 IMG_6887 IMG_6890 IMG_6895 IMG_6898 IMG_6901 IMG_6913 IMG_6918 IMG_6926 IMG_6936 IMG_6938 IMG_6941 IMG_6954 IMG_6955 IMG_6961 IMG_6966 IMG_6971 IMG_6991

 

 

Gezi Notları 7. Gün: Renkli Kuşların Nehri URUGUAY

Hissettikklerim

Bugün kocamın doğum günü. 11 yıllık beraberliğimizde ilk kez  onun doğum gününde ayrıyız. Sonra düşündüm başka hiçbir kutlamada ayrı kalmışmıydık. Bir keresinde benim doğum günümde Litvanya’da olmam dışında tüm kutlamalarımızda beraberdik.

Burada gece yarısı iken  bir mail ile kocamın doğum gününü kutladım. Hediyesi DVD’nin içindeydi. Onu işe gitmeden izlemesini söyledim. Bugün içim heyecan doluydu. Ona yola çıkmadan önce hazırladığım minik sürprizleri onunla paylaşmanın heyecanı. Uzakta olunca bu heyecan kat kat oluyormuşJ Sabah yola çıkmadan  da  skype ile konuştuk. DVD yi çok beğenmişti. Bu küçük kutlama merasiminin ardından aklım biraz da Türkiye de kalarak Uruguay yolculuğuna başladık.

Arjantin’de beşinci günümüz de Buenos Aires’den günlük “buquebus” lar ile Uruguay turuna katıldık.

Buenos Aires’e henüz doyamadım. Gördüğüm sayılı güzel şehirlerden. İnsanda kesinlikle iz bırakacak bir şehir. Buradaki son günümde Uruguay turuna katılmak yerine Buenos Aires i biraz daha dolaşıp , alışveriş yapmak istiyordum.

Fakat dünkü skype görüşmemizde kocam kanıma girdi. Bir ülke daha görmüş olacaksın, git dedi. Sabah 05:30 da kalktık. Otelden check out yapıp bavulları emanete bıraktık. Ve yolculuk başladı.

Yolculuk

Colonia ‘ya gitmek için  Buenos Aires’den Buquebus isimli katamarana bindik. Yolculuğumuz Atlas okyonusuna dökülen Buenos Aires’ in içinden geçen ve Uruguay’lıların Silver River dedikleri nehirde geçti. Colonia’ya yolculuğumuz 1 saat 10 dakika sürdü.

Silver River

Nehir içinde barındırdığı çamur ve minerallerden dolayı hep kahverengi.  Kimi zaman ise güneşin  ışıklarının yönüne göre  gümüş gibi parlıyor. Bu yüzden nehre Silver River diyorlar.Nehir Atlas okyonusuna dökülüyor. Nehrin derinliği 7-8 m, nehir en geniş yerinde 200 km.

Katamaran

Nehir çok derin olmadığı için ve katamaranlarında ortası olmadığından  yolculuk

katamaranlarla yapılıyor. Hatta 1680 yılında Portekizliler ilk bu ülkeye geldiklerinde, çok da derin olmayan bu nehirde nasıl taşımacılık yapacaklar diye epey kafa yormuşlar.

Açım

1.5 saatlik nehirde yolculuktan sonra Uruguay’da gümrük kontrolüne girdik.  Kontrol sırasında 2 muz, 1 elma ve sandiviçten oluşan öğle yemeğime el konulup çöpe atıldı . Öğle yemeksiz kaldım açım!

Öğrendiklerim

Buenos Aires’den Uruguay’ın iki farklı şehrine günü birlik turlar var. Birisi başkenti Montevideo ve diğeri Coloni’ya. Montevideo, Colonia’ya göre daha uzak. Bizim sınırlı zamanımız olduğundan biz Colonia’ya gittik.

Port çıkışında bizi Uruguay’’lı İngilizce öğretmeni  Patricia isimli rehberimiz karşıladı. Minibüsle Uruguay’ın tarihini ve kültür zenginliklerini izleyecemiz  turizm info merkezine gittik.

Burada ince uzun karanlık bir odaya girdik. Tüm duvarlardan Uruguay ile ilgili resimler geçmeye başladı . Görsellerden ve anlatılanlardan aklımda kalanlar;

Atlar

Uruguay atları ile ünlüymüş. Aslında çok hızlı değillermiş ama çok güçlü ve dayanıklılarmış. Dubai deki yarışlarda çok fazla dünya çapında ödülleri varmış.  Bu yüzden barkovizyon gösterisinde olduğu gibi ülkenin her yerinde at resimleri, at resimli objeler, hediyelikler göze çarpıyor.

Büyük Baş Hayvancılık

Uruguay’ın ana ihracaat kalemi et. Özellikle ülkenin orta kısmı tamamen büyükbaş hayvan çiftlikleri ile doluymuş. Uruguay’ın nüfusu 3 milyon. Ülkedeki büyükbaş hayvan sayısı ise 12 milyon.

Afrika Esintileri ve Sanatsal Objeleri

Ülkeye çok fazla Afrika  gelenekleri hakim. Aslında şuan nüfusun sadece %3 Afrika lı. Fakat dinlenen müziğin %90 nı Afrika müziği.  Bu şehirdeki tüm dükkanlarda satılan veya sergilenen objelerde de hep Afrika esintileri dikkat çekiyor. Ben de bu yüzden kendime bu esintide renkli bir küpe aldım.

Montevideo

Ülkenin başkenti. Tüm ülkenin nüfusunun yarısı,  yani 1.5 milyonu  Montevideo’da yaşıyor.

Unesco

Colonia şehri 1995 yılında Unesco tarafından Dünya Kültür Mirasları listesine girmiş. Rehberimizin söylediğine göre bu listeye girmek için bir sürü  gereklilik var. Colonia ise sadece eski zamanlardan kalma binalardan dolayı değil aynı zamanda Silver River nehrindeki 1000 den  fazla  batık gemi olması, yapıların %80 ninin eski halini koruyor olması,  korunan müzik, el sanatları  vs tüm bunların hepsinin Colonia da sağlanabiliyor olması.

Sokaklar

Burada taş sokaklar 300 yıl önceki hali ile korunmuş. Bir sokakta Portekiz esintileri görürken diğerinde İspanyol esintilerini görmek mümkün.

Ametis

Ülkenin kuzey tarafında Brezilya sınırında Ametis çıkıyor.  Ametis in oldukça koyu renk olanları mücevher sınıfına giriyor ve karat ile satılıyor.

Futbol

Uruguay’ın en büyük gelir kaynağı yurt dışına futbolcu yetiştirmek.Futbol burada yaşayanlar için çok önemli.

Lokasyon

Uruguay lokasyon olarak Brezilya ile Arjantin arasına sıkışmış bir ülke genel olarak birbirlerini sevmiyorlar. Hep bir yarış var. Özellikle de futbolda.

Uruguay’da  Yaşam

İspanyol, İtalyan ve Portekiz  gibi bir çok Avrupa  vatandaşına sahip. Tam bir mix ülke. Bu sebeple hiçbir zaman “United Country” olamamış. Birleşik bir ülke sistemi yok. Genel olarak halk katolik. Fakat herkes istediği dine inanabilir. Her inanışa saygı var. Halk sözde katolik ama hiç kiliselere gitmiyor. Bu yüzden “Uruguay’ın dini Futboldur” diye bir deyişleri var.

Renkli Kuşların Nehri

Uruguay yerel dilde renkli kuşların nehri anlamına geliyor.

Arena

Şehrin ortasında eski zamanlardan kalma bir arena var. İnglizler eskiden buraya gelip burada boğa güreşi izliyorlarmış. Arena’yı da onlar yapmış.

Yediklerim

Colonia da kısa bir şehir turu attıktan sonra, tarihi önem taşıyan ve kültür mirasları arasına giren eski şehire yol aldık. İlk önce yemek yiyeceğimiz restaurant’a gittik. Yine burada da diğer gittiğimiz yerlerde olduğu gibi  biftek yedik. Güney Amerika da yediğimiz tüm yemekler gerçekten çok lezzetli. Bizim damak tadımıza çok uygun tatlar. Yemeğimiz geldiğinde yanında patatese benzeyen patates gibi kayrak kayrak doğranmış bir sebze vardı. Hepimiz yedik. Yiyenlerden bazıları patates olduğunu bile düşünüdü.

Fakat sorduğumuzda bunun “Palmita” olduğunu öğrendik.  Meyveyi görmek istediğimizde ise bize Palm ağacını gösterdiler. Yediğimiz P farklı bir tür palmiye ağacının meyvesiydi.

İçecek olarak Bira istedim. Biraları çok güzel . Çok yumuşak bir tadı var.

Mutlu Mutlu Mutlu

Restaurant ta Wi-Fi var defalarca  Türkiye ye bağlandım. Miray ve Melis sürekli foto gönderiyorlar. Evde kocamın 40. doğum günü kutlanıyor. En azından uzaktan da olsa sürprüz birşeyler hazırlayabilmiş olmanın huzuru ve mutluluğu var içimde. Hazırladıklarımı çocukların üzerinde ya da babalarına verirken görmek için sabırsızlanıyorum. Gönerilen resimleri büyük bir heyecan ve mutlulukla açıyorum.

Eski Colonia Sokakları

Burası sessiz sedasız bir kasaba. Sokaklar   taş döşeme. Bu kasabaya otantik bir hava veriyor.

Bu eski kısımdaki yerlilerin çoğu evlerini satmış. Eski zamanlardan kalan evlerin bazıları minik bir müzeye çevrilmiş. Mobilyalara ve eşyalara bakarak o zamanlar ile ilgili fikir sahibi olmak mümkün. Sokak aralarında minik minik hediyelik satan dükkanlar var. Hediyelikler de genel olarak Afrika havası var. Hediyeliklerin büyük bir kısmını, Arjantin de olduğu  gibi buranın da yerel içeceği olan Mate oluşturuyor. İrili ufaklı , kabak, ahşap, ya da deri ve cam karışımından materyaller ile yapılmış mate bardakları ve mate kamışları  (bombişa diyorlar) heryerde.

Sokaklarda bir sürü eski zamanlardan kalan antika arabalardan görmek pek mümkün. Bu arabalar şehrin taş sokakları renkli bir bütünlük oluşturuyor.

Bugün Arjantin ve Uruguay gezisinin sonuna gelmiş olmamıza rağmen hale Mate içmediğimizi farkedip, küçük bir grup olarak, Uruguay’daki serbest zamanımızda Mate içmek üzere  bir kafeye oturduk.

Mate

Biz oturduğumuzda gruptan iki kişi  Mate siparişi vermişti bile. Biz de garsonu çağırıp, mate siparişi vermeye çalıştık. Of yok mu bir kelime ingilizce bileniniz sizin. Yine kilit olduk. Yok kız bize mate getirmeyecek belli. Yaklaşık 10 kişi olan  grupta matesi gelen 2 kişiyi gösterip aynısından demeye çalıştım. Yok kız ikna olmuyor. Hayde buradan buyrun. Sonra işaret diliyle anlattı. 10 kişiye 2 mate çokmuş bile! Herkes “Bombişa” dedikleri kamışla bir yudum çekecekmiş sonra yanındakine verecekmiş. Yanındaki yine aynı kamışla çekip yanındakine, yani 5-6 kişi bir mate yi böyle içecekmiş. Kız böyle deyince bana dank etti. Arjantin deki tur rehberimizde böyle anlatmıştı. Fakat sanki ben bunu eski bir gelenek ve şimdi modernize olmuştur diye dinlemiştim. Yokmuş öyle bir şey. Neyse ben mate sipariş etmekten vazgeçip, Ok o zaman bir “bombişa” getir deniyeyim dedim. Hayır diyor. Aynı bombişa ile içecekmişim. Haydi buradan buyurun. Yok bak güzelim ben ayrı bir “bombişa” istiyorum . Git getir. Epey bir uğraştıktan sonra . Kız hala aynı şeyleri tekrarlayınca bombişayı gösterip, parmağımla 1 tane istediğimi işaret edip, iki elimi allaha yalvarır gibi çenemin altına götürüp “PLEASE PLEASE”  dedim. Bu kadar uğraştan sonra kız sadece 1 tane bombişa getirdi. Mate den 1 yudum çektim. Oyy Oyy çekmez olaydım. Zehir gibi bir şey! Hemen yere tükürdüm.

Muhtemelen yere tükürmem pek garip karşılanmamıştır. Çünkü rehberimiz ilk yudumu tükürün demiştiJ

Bir de bu çayı  içerken dikkatli olun. Karnınız kesinlikle tok olsun dedi. Çarpıntı yapabileceğini söyledi. Ben Arjantin’den Uruguay’a gelinceye kadar sadece bir bitki çayından ibaret olarak düşünüdüğüm Mate’nin buraya gelince tütün gibi bir şey olduğunu düşünmeye başladım. Belliki alışkanlık yapıyor. Çünkü Matesiz piknik düşünemezlermiş. Fakat rehber bunu sigaraya benzetti ve fazlası zararlı dedi. Arjantin den aldığım koca bir paket mate yi düşününce gözüm korktu. Ama tabiki biz bunu  bitki çayı kıvamında içince daha güzel olur diye düşünüp  buradaki mate tecrübemi tek yudumda bırakmaya karar verdim ve onun yerine yine hem Brezilya da hem Uruguay’da yaygın olan buzlu kahve siparişi verdim. Bunca yorgunluktan sonra buz gibi kahvenin ilk birkaç yudumu iyi geldi. Fakat o kadar koyuydu ki buza rağmen bitiremedim.

Oh Ne Güzeller

Her kültür ayrı bir renk, ayrı bir gelenek, görenek. Uruguay’ı 1 günlük te olsa görnek, bu renkleri yaşamak keyifliydi. Tüm yoruculuğuna rağmen çok ama çok uzun zamandır kültür gezisi yapmamış olmanın açlığı ile dinledim tüm detayları. Diğer 2 ülke de olduğu gibi Uruguay’a da da tüm tarihlerini içime çekiveresim geldi. Ülkemden binlerce kilometre ötede yaşayan bu insanlar beni sanki bir masalın içindeymişim gibi hissettirdi.

Yine aynı rota ile  Buenos Aires’e geri döndük. Saat 20:00 gibi oteldeydik. Mine’cim beni otelde bekliyordu. Ona katamarandan mesaj atmıştım. Maelesef Berna’nın bebek süslerinin olduğu bavulumu çok fazla iç hat aktarmam olduğu için  götüremeyecektim.

Bu arada Güney Amerika Doğuş Grubu haber muhabiri Canan Hn da bizi geçirmeye otele gelmişti. Bir gün önce otele geldiğini ve bizi defalarca aradığını söyledi. Çok üzüldüm. Enerjisi ile beni  1 gecede etkileyen bu tatlı bayan  bize  çok ama çok içten ev sahipliği yapmıştı.

Keşkeler

Keşke Buenos Aires deki günlerimi daha dolu dolu geçirebilseydim.

Keşke Lacoste lar burada ucuz diye Florida’daki Lacoste dan alışveriş etmeseydim. Böylece otelin dibindeki Lacoste da o güne özel %30 indirimi yakalasaydımL

Keşke  o çok beğendiğim deri çantayı 5 dolar için almamazlık yapmasaydım.

Unutamayacaklarım

Bu şehri kesinlikle unutmayacağım. Buenos Aires beni büyüledi harika bir şehir. Bir gün kocamla buraya gelip dolu dolu gezmeyi çok isterim.

Hoşça kal Buenas Aires , Hoşçakal Arjantin

IMG_5868

IMG_4657 IMG_4679 IMG_4686 IMG_4692 IMG_4700 IMG_4710 IMG_4717 IMG_4721 IMG_4725 IMG_4734 IMG_4749 IMG_4751 IMG_4753  IMG_5883 IMG_5898 IMG_5922 IMG_5926 IMG_5935 IMG_5954 IMG_5967 IMG_5980 IMG_5985 IMG_6012 IMG_6018 IMG_6023 IMG_6027 IMG_6028 IMG_6034 IMG_6035 IMG_6038 IMG_6045 IMG_6051 IMG_6061 IMG_6067 IMG_6068 IMG_6072 IMG_6075 IMG_6081 IMG_6085  IMG_6100 IMG_6117 IMG_6121 IMG_6124 IMG_6129 IMG_6136 IMG_6142 IMG_6143 IMG_6152 IMG_6158 IMG_6167 IMG_6171 IMG_6177 IMG_6178 IMG_6180 IMG_6186 IMG_6196 IMG_6204

Brezilya Gezi Notları-3

Arada bir günlük  yoğun Sao Paula  gezimizi henüz yazamadım . Bu yüzden 2 den 3 e atlyorum:)

Sao Paula, 18 Kasım 2013

Hissettiklerim

Sabah Türkiye’den saat 06:20 de gelen bir tel ile uyandık. Hemen bir duş alıp bavulumu topladım. Ablamı odada toplanması için bırakıp lobiye indim. Murat’la skype de görüşecektik.Ve nihayet Skype nin nimetlerinden yararlanabildik. Sabah kocamla konuşup güne başlamak iyi geldi. Türkiye de herşey yolundaydı. Kızların da keyfi yerindeydi. Ayrıca kocamda ekranda çok yakışıklı görünüyordu. Hoş o benim gezmemi protesto ettiği için sakal bıraktığını  ve ben dönünceye kadar kesmeyeceğini söyledi ama  yakışmıştı!

Sonra kahvaltıya geçtim.

Yediklerim

Otelin kahvaltısını çok beğendim.  Hele tropikal meyveler süper süper. Bol bol yedim. Sebzeli omlette bir harikaydı. Kahvaltının sonun da dün olduğu gibi bugünde bir garson,  likor bardağı gibi küçük bir bardakta   puding den biraz daha sıvı fakat kakaolu puding görüntüsünde bir şey ikram etti. Bu oldukça soğuk  adına “asahi Likörü”  dedikleri bir içecekti. İçinde Asahi üzümü, muz, soda ve yoğurt vardı.

Asahi

acai_berry1

Asahi Amazonlar da yetişen palmiye türü bir ağacın meyvesi. Meyve kara üzümü andırıyor.

Brezilya’da tuzlu ya da tatlı olarak tüketiliyor, ayrıca dondurmalarda esans olarak kullanılıyor. Asahi üzümünün; enerji arttırıcı,  yüksek lif içerikli, cilt güzelleştirici, uyku düzenleyici, kolesterol düşürücü gibi bir sürü faydaları biliniyor

Benim favori içeceğim olamaz ama Brezilya ya özgü olması tadılmaya değer yapıyordu. 2 günde bu içecekten denedim.

Daha sonra otelden check out yapıp bavullarımızı emanete bıraktık.Ve 17:00 kadar olan süremizi  Sao Paula sokaklarında geçirdik.

Turda 7 bayan toplam 28 kişiyiz. 7 bayanın 3 ü eşli. Biz eşsiz 4 bayan beraber gezdik.

Gezip Gördüklerim

IMG_4757

Planımız önce çikolata ve kahve almaktı. İstediğimiz şekilde kahve dükkanı bulamasak da  ben kızlara bir-iki minik çikolata aldım. Sonra Nilgün Hn ve Rabia Hn la buluştuk.  Buluştuğumuz noktadan bir taksiye bindik ve ilk önce pazarlığımızı yaptık.

15 real civarı bizi Edifício Itália Gökdeleni götürecekti.

Bu arada  Brezilya nın para birimi “Real” ve 1 USD= 2,2 Real

Edifício Itália Gökdeleni

Burası Sao Paula’nın en yüksek gökdeleni. 41 katlı. Biz en üst kata çıktık. 360 derece şehir panoraması manzarasıyla burası bizi büyüledi.  Bence Sao Paula ‘ya gelindiğinde kesinlikle görülmesi gereken bir yer. En üst kata çıktık. Çok şık bir İtalyan restaurantı vardı.  Kapıdaki garsonu restoranın balkonuna çıkıp foto çekebilmek için ikna ettik.  Enfes bir görüntü. Garsonlar bize yeter artık deyinceye kadar foto çektikJ

IMG_4770

IMG_4788IMG_4793

IMG_4777IMG_4778,

IMG_4799IMG_4804IMG_4810IMG_4811

IMG_4787

Brezilya da ki en büyük sorunumuz dildi. Halkın neredeyse %90 nı İngilizce bilmiyor. Bir şey sormak tam bir kabus! Abartısız şekilde “supermarket” dediğimizde bile boş boş bakıp anlamıyorlar! Ama biz neyseki hoş tesadüflerle ve kağıt kalemle gitmek istediğimiz yere bir şekilde ulaştık.

Gökdelen’ den sonra benim iki gündür kafaya koyduğum “CAFE GIRONDINO”  ya gitmeye karar verdik. Biz bu kafe yi bulmak için cidden çok uğraştık.  Elimizde harita kafenin yerini tahminlemeye çalışırken sarışın bir kızı ingilizce biliyor olabileceğini düşünerek durdurdum. Kız gerçekten ingilizce biliyordu. Bize neredeyse 10 dakikasını ayırdı. Onun yardımıyla taxi ile cafenin olduğu yere gittik. Fakat kıza bu cafeyi anlatabilmek hiç de kolay olmadı. Tek bildiğimiz,  ilk günkü kısa şehir turu  sırasında gördüğümüz kafenin dış görüntüsü ve katedrale yakın olduğu ve bizim için en önemlisi ise tarihi geçmişi idi. Kıza bir türlü anlatamadık.

Tam o anda ablamın aklına kafenin fotosunu çektiği geldi. Hemen makinasından  resmi bulup gösterdi. Kız  kocaman bir gülücükle aslında ünlü olan bu kafeyi çok da iyi bildiğini söyledi. Taxi maceramız, ve tesadüfen keşfettiğimiz trafiğe kapalı yol  gezmelerinden sonra cafe yi bulduk.  Kafe ye çok yaklaştığımız bir anda genç bir çocuk yanımıza yaklaşıp “Are you from Turkey?” diye sordu. Ben ilk önce tereddüt ettim. “Yes” deyip kestim. Fakat o Kuşadası’nda bulunduğunu ve bir dönem Cruise gemilerinde Kanarya adalarında çalıştığı için birçok ülkeyi bildiğini söyledi. Ben de o zaman bize yardım et dedim. Ve ona hediyelik kahve satın alımı konusunda bir sürü sorular sordum.  Bugün en az 10 kişiye sorduğumuz, dünyanın kahve ticaretini elinde tutan bir ülke insani için ne zor  soru soruyormuşuz meğer biz!  “Kahve nereden satın alabilirim?” Off ne zor bir soruymuş ! İngilizce bilen bilmeyen herkesi düşündürdüJ  Çocuk bize epey düşündükten sonra sağ köşede ünlü bir Cafe olduğunu belki onların paket kahvede satabileceğini söyledi. BELKİ!.  Ama en azından doğru adresteydik. O da bize kahve içmek için aynı mekanı öneriyordu. Doğru  tercih yaptığımızı duymak iyi geldi. Bize kafeye kadar eşlik etti ve çok yardımcı oldu.  Kafedeki garsonlar ingilizce bilmediği için siparişlerimiz ve sorularımızda da yardımcı oldu.  Bu arada küçük boy kahve isteyebilmemiz için “Kurta” (yazılışı “curto)” diyorsunJ Bu çocuk öğretti.

IMG_4224

IMG_4831

IMG_4834

Ablam dışında hepimiz “Kurta” Latte istedik.  Kahve bilmiyorum biz çok aradık diye mi bize öyle geldi. Ama gerçekten enfesti.  Burada olmaktan kızlarla çok keyif aldık ve çok eğlendik. Bütün kafe bize baktı. Menüden menü kapağına kadar herşeyin fotosunu çekmemiz insanlara enteresan geldi tabi.

Cafe GironDino

Burası rehbrerimizin söylediğine göre Sao Paula ya ilk kahve  işini getiren kişininmiş. Ve restorandaki garsonun söylediğine göre  Sao Paula’nın en esk, kafesiymiş. Böyle tarihi olan bir yerde epey çabalamanın sonunda bulunabilmek bize iyi geldi. Sao Paula ya gideceklere kesinlikle kahve içmek için uğramalarını

öneririm.

IMG_4235IMG_4241IMG_4853IMG_4227IMG_4865IMG_4873IMG_4892

Sao Pualadan Ayrılış

Zamanımız az kaldığı için otele döndük. Ben en sonunda bir sürü kişiye sorarak otele yakın bir yerde

IMG_4893 IMG_4896 IMG_4902  IMG_4905  IMG_4912   küçük bir süpermarket bulup buradan paket Brezilya kahvesi aldım.

Sonra havaalanı transferimiz ve yaklaşık 2.5 saat süren Buenas Aires yolculuğumuz başladı.

Bu arada Buanas Aires  gece uçaktan muhteşem görünüyordu.

IMG_4918

IMG_4919

İlk Arjantinli Arkadaşım

Ben fotograf çekmeye çalışırken yanımda oturan bayandan onu rahatsız ettiğim için özür dilerken tam inmeye az bir zaman kala onunla koyu bir muhabbete girdik. O kadar tatlı ki Buenas Aires de doğmuş ve 52 yıldır hep burada yaşamış. Memleketini çok seviyorJ Türkiye den geliyordu. Bursa da pasta süsleme fuarına varmış. Ona katılmış.  Kaf Kas  kestane şekeri fabrikasına gitmişlerJ Bana fabrikanın fotolarını gönderecek ona bu fabrikada hiç bulunmadığımı söyledim. Ve ikimizde yolculuğun başından itibaren sohbet etmediğimize çok üzüldük. O an itibariyle hep  benimle oldu. Hatta pasaport kontrolünden sonra bile beni dışarıda kapıda beklemiş. “  Pick up” ım var mı diye sordu. Bana kartını verdi. Burada ihtiyacım olacak herşey için aramamı söyledi Bana kısaca Gini de dediJ  Face den arkadaş olacağız.   IMG_4291

Notlar

Bugün henüz Türkiye ile  konuşamadım. Murat toplantıdaymış Ada da uyumuş. Saat farkından dolayı ortak zamanı ayarlamamız güç oluyor. İnşallah gün içinde konuşacağım.

Brezilya-Arjantin Gezi Notları-2. Gün Sao Paulo

bütün notlarımı kaza eseri silince ancak yayınlıyorum:) gecikmeli… ama eski tarih girerek:)

13.5 saat süren yolculuğumuzun ardından Brezilya saati ile 19:00 gibi uçaktan indik. Brezilya ile Türkiye arasında 4 saat fark var. Bavulları bekleme, havaalanından otele transferimiz vs derken 22:00 gibi oteldeydik. Günümüz otel odasında son buldu.

17 Kasım 2013

Sabah saat 07:00 de uyandırma ile kalktık.  Otelimizin yeri çok güzel . İsmi  Renaissance Sao Paulo Marriott Hotel.

Oteli çok beğendim. Yataklar bir harikaydı. Kahvaltı da aynı şekilde çok çeşitliydi. Güne mis gibi sebzeli bir omlet ve Tropikal Brezilya meyveleri ile başladım. Meyvelerden yemeğe doyamadım. 2 tabak yedim. Saat 09:00 da  Sao Paulo şehir turumuza başladık.

Tur Boyunca, rehberimizin otobüs sohbeti sırasında Brezilya ve Sao Paulo ile ilgiliepey bir bilgi sahibi oldum;

Ögrendiklerim

Bio-yakıt

Brezilya’da  tüm araçlar bio yakıt uyumlu üretiliyor. Ülkede araçlar için benzin neredeyse kullanılmıyor. Şeker kamışından elde ettikleri  Etanolü kullanıyorlar.  Bü yüzden burada yakıt çok ucuz. Taşıtların hepsi,  hem benzin hem bio yakıt uyumlu olarak üretiliyor. Birisi bitmeden üzerine diğerini ekliyebiliyorsun. İki yakıtla da çalışıyor. Etanol’un fiyatı 1 dolar/lt.

Ülkede yakıt fiyatı devlet tarafından kontrol ediliyor.  Etanol’ün fiyatının benzin fiyatının %70 ini aşmasına izin verilmiyor. Etanol’ü istedikleri kadar üretiyorlar. Fakat ihraç edemiyorlar. Çünkü üretilen etanolün 3 gün içerisinde kullanılması gerekiyor.

300 dolar asgari ücret alıyorlar. Sokakta yaşayan, yatan evsiz insan çok fazla. Caddelerde her yerde evsizleri görmek olagan. Sao Paulo da kartonların üzerine yatan, evsizler görmek bu şehirle ilgili aklımda kalanlardan maelesefL

Burası Portekiz sömürgesi bir ülke. Burada beyaz insan da görmek mümkün zenci de , melez de. İngiliz, İspanyol ve Portekizli çok fazla var. Hatta bizim rehberimiz Rafael’de İtalyan kökenli ama Brezilya lı idi.  Sadece Sao Paulo da 4 milyon İtalyan var. 1.2 milyon Japon var. Sao Paulo nun nüfusu ise 13 milyon.   Japon Brezilya da önemli bir populasyona sahip olduğu için her yerde Sushi restoranı görmek mümkün.

Brezilyanın resmi dili Portekizce.

Merhaba:”Oi”  Günaydın “Bonjiya” demek.

Altın: şuan sadece lokal altın var. Altın bitmiş. Altının dönemi 100 sene , kahve  100 sene şimdi kahve dönemi. Kahve daha karlı.Altın nehirden çıkıyormuş. İngilizler ve Fransızlar  Portekizliler den altını alıp ülkelerinde,   insanları günde 17-18 saat çalıştırmışlar. Bu iki ülkede bu sayede Endüstri devrimini gerçekleştirmişler.

Burası Portekiz sömürgesi iken  şeker kamışı tarlalarından çalıştırmak için önce Afrikalılar buraya gelmiş.  Afrikalılara esir muamelesi yapmışlar ve kahve ve altın işinde çalıştırmışlar.  1888 yılından sonra Afrikalılar gelmemiş ve esir olayı bitmiş . O zaman da İtalya dan  işçi getirmişler. Ama buradaki yaşayanlar onlara da esir muameleri yapmışlar. Bunun üzerine Avrupa buraya serbest pasaport verme imkanına son vermiş. O zaman da çalıştırmak için Japonları getirmeye başlamışlar. Fakat Japonlara da yine esir muamelesi  yapmışlar. 1954 de büyük kriz zamanı kahve işi sekteye uğrayınca Japonlar da esirlik muamelesinden çıkmışlar.

Brezilya’nın 200 milyon nüfusu var.  27 eyaletten oluşuyor. 5500 yerleşim yeri var. 27 eyaletin yerel yönetimi var ve 5500 tane de belediyelikleri var.

Sadece Sao Paulo eyaletinde  600 şehir ve 44 milyon kişi yaşıyor.  Sao Paulo şehrinde ise 11 Milyon bölge ile beraber ise 23 Milyon kişi yaşıyor.

Sao Paulo da 23 Milyon nüfuslu bölgede  7 Milyon araba var. Ülkenin bütün ana yolları Sao Paulo dan geçiyor.

72 farklı ülkeden göçmen var. En büyük göçmen grubu Portekizce konuşan Afrikalılar ve Bolivyalılar.

Büyükbaş hayvancılık çok fazla bu yüzden et çok bol ve ucuz. Etin lezzeti ise dinlendirime şeklinden geliyor.

Genel olarak halk hristiyan Roma katoliği.  Bu yüzden her yere azizlerin ismi verilmiş. Şehrin ismi de San Paulo yine bir aziz ismi. Bu aziz Tarsus da doğmuş.

Evsizler

Şehir merkezinde 10000 evsiz var. İlçeleri ile birlikte bütün Sao Paulo bölgesinde ise  30000 evsiz yaşıyor.

Arjantin-Brezilya

Bu iki ülke hep bir rekabet halinde.  Her konuda aralarında yarış var. Tarihte ise bir kez müttefik olmuşlar. O da Paraguay Savaşında.

Paraguay Savaşı

Paraguay  1800 lü yıllarda güney Amerika daki  tek endüristlerşmiş ülkeymiş.  Denize çıkışı olmadığından denize ulaşabilmek için, Brezilya ve Arjantinê savaş açmış. 1865 de başlayan savaş 6 yıl sürmüş ve 1871 de bitmiş.

Gördüklerim;

İlk Durağımız bir antika pazarıydı. Burada yarım saat kadar zaman geçirdik. Turda henüz kimseyi tanımıyorum. İlk tanıştığım kişi ise sanırım Kamil Bey oldu. Kamil Bey antikacılardan birinde gördüğü şapkayı takıp fotograf çekmemi istedi. Sonra da ablama bir şapka taktı ve beraber fotolarını çektim. Herşey 1-2 dakika içnde geçiyordu. Sonra ben de foto istedim. Biz tüm bu olanlar sırasında tezgahtar bayanın bize çok sinirlendiğini kaçırdık. Çünkü şapkalar izinsiz alınmıştı. Kadın çok tepki verince, Kamil bey sor neyse parası alalım dediJ ben de sordum. Türk parasını çevirdiğimizde bir hasır şapkanın fiyatı 300 TL gibi bir şey yapıyorduJ Çok pahalı gelince herkes kadının söylenmeleri eşliğinde tezgahtan yürüdü. Kadın söylenmeye devam edince Kamil Bey cebinden 1 TL çıkarıp kadına al al ne söyleniyorsun dediL Ben hemen oradan yok oldumJJ

Sonra ablamla yağmura rağmen hemen karşıdaki el işleri pazarına geçtik. Buradan kendime 2 küpe aldım. Son aldığım küpe, kolye ve Melis e aldığımız küpe nin parası ben verdim dedim. Tezgahtar vermedin dedi. Ben Brezilya da hırsızlık olaylarına karşı öyle bir ön yargılıyım ki bir ara ablama “Allah abla sanırım dakka bir gol bir dolandırlıdık dedim” Fakat maelesef adamın haklı olduğunu öğrenince kendimden çok utandım. Ama adam bir kelime bile ingilizce bilmeyince anlaşıncaya kadar o yağmurda sırtımdan ter geldi diyebilirim.

İlk Durağımız Katedral

Sao Paulo Katedrali

Bu katedral, şehrin en geniş kilisesidir. 111 metre uzunluğunda, 46 metre genişliğindeki katedrali 17. yüzyılda  Portekizliler inşa etmiştir.
İçeride Pazar  ayini vardı. Bir süre ayini izleme şansımız oldu. Kimseyi rahatsız etmeden birkaç foto çekip, buradan ayrıldık.

Luz Tren İstasyonu

1900 lü yıllarda yapılmış bir tren istasyonu. O yıllarda bu tren kahve ticareti için çok önemliymiş.  1901 de hizmete açılan  bu garın çelik konstriksüyonları  İngiltere den gelmiş.  Şimdi ise içinde bir takım sanatsal etkinlikler yapılıyor.Turistik bir mekan.

Mercado Municipal Pazarı

2 katlı ünlü bir yiyecek pazarı. Burada tropikal meyveler çeşit çeşit. Gözünüzü alamıyorsunuz.  Her yer de tuzlanmış balık paketlerde satılıyor. Biz burada geleneksel yemekleriinden biri olan Pasto yedik. Ben yanında Brezilya birası içtim. Biralar çok hafif. Tam benlik çok güzeller. Buradan bira alıp eve götürmeliyimJ

Pazarda meyvelerin yanı sıra her yerde paket paket tuzlanmış balıklar var. Çok fazla Tuzlanmış balık tüketiyorlar. Meyvelerin fiyatları hiç de ucuz değil hatta oldukça pahalı. Ama buna rağmen satıcılar çok misafir sefer hepsi hemen meyvelerden buyur edip tattırıyorlar.

Karnımız da tok gezmeye devam;

Brezilya İçkisi; Kaşasa

Caçhaça diye yazılıyor. Kaşasa diye okunuyor.

Şeker kamışından yapılan limon buz ve şeker ile hazırlanıp tüketilen yerel içkileri. Bizim rakımız gibi yani. Ama buzlu, limonlu ve şekerli hali gerçekten çok güzel.

Pazarda dolaşırkeni içki satan dükkanlardan birine girip, Kaşasa denemek istiyorum dedim.  Dükkan sahibi bir bardağa koyup verdi. Saf hali oldukça sert bir içki. Dışarıya elimde bardakla çıkınca gruba tatmak isteyen var mı diye sordum. Rabia Hn tatmak istedi. Boş bulunup bardağı havaya dikince boğazı cayır cayır yandıJ Kendi mi biraz suçlu hissetsem de bunca yolu gelmişken herşeyi denemek gerekir dedim onaJ

Japon Mahallesi

Pazardan sonraki durağımız Japon Mahallesi idi. Burada alışveriş için çok kısa 20-30 dakika gibi bir mola verildi. Sadece magnet alıp döndük. Ha bir de ablamlarım bana 20 dolar’a aldırdığı “golden grass” dedikleri altın renginde amazon yakınlarında yetişen bir bitkiden yapılma kolye var.

 Ibirapuera Parkı

Japon Pazarındaki kısa duruşumuzun ardından Pazar yerindeki grubun  gecikmeli toplanmasından dolayı şehrin en büyük ve en yeşil alanını grup olarak sadece kapısından görebildik. Burada turumuz sonlanıyordu. Tur rehberimiz 5 dakika foto ve kısa bilgi içn  parkın girişinde durup daha sonra otele dönüşümüz için toplanma çağrısını yaptı. Fakat  ablam, Nilgün Hn ve ben parkta kalmaya karar verdik, yanımızda  bir de erkek olsa hiç fena olmayacaktı ki, gruptan Emrah da bizimle kalınca daha da bir rahatladık ve büyük grubu otele uğurladıktan sonra 4 kişilik küçük grubumuzla kentin en büyük ve en yeşil parkı olan bu keyifli yeri yeterince gezme şansı bulduk. Çok keyifli bir parktı. Parkın içinde koşan, yürüyeni rollerblade yapan, kaykay yapan, bisiklet binen çok fazla genç ve çocuk özellikle  dikkatimizi çekti. Bir de farklı farklı kuşlar.

Kentin en büyük  ve yeşil parkı. 1.5 milyon metrekarelik bu parkta yürüyüş, koşu ve bisiklet parkurları bulunuyor. İçerisinde 5 tane müze var. Müzelerden bir tanesi de Afrika Müzesi. Biz Afrika Müzesini gezdik. Brezilya da yaşayan Afrikalıları farklı yönlerden tanıtan bir müze, onların sanatlarına, yaşayışlarına ve kültürlerine ve inançlarına dair bir sürü fikir edinebileceğiniz keyifli bir yer.

Bu arada Nilgün Hn mın kazlara ekmek vermesi üzerine epey bir süre arkamızdan ayrılmamalarına da çok güldük:)

Bir de  70 m yüksekliğindeki şehrin dikilitaşı da bu parkın içinde yer alıyor.

Bandeiras Monumento

Avrupadan gelen ve altın arayan köleleri temsil eden bu anıt 1954 yılında tamamlanmış. İbirapuera Parkının giriş kapısının tam karşısında.

Oldukça bilgi yüklü, dolu dolu gezilmiş bir Sao Paulo turu, bir şehir taxisi ile otele dönerek sonlandı.

Akşam programımızda , Sao Paulo nun ünlü restoranlarından birinde yemek organizasyonumuz vardı.

Herşey açık bufe ve fix menü olan bir yerdi. Garsonlar sürekli et getiriyorlar ve sana verdikleri önünde duran yuvarlak etiket yeşil ise et koymaya devam ediyorlar, kırmızı ise pas geçiyorlar. Kağıdını sürekli  değiştirebiliyorsun. Etler de mezelerde gerçekten çok lezzetli idi. Fakat herşeyden tatma ihtiyacı midemi mahvetti. Çok yedik hem de çokkkk.

Yemekten sonra Sao Paulo  caddelerinde dolaştık. Bu yürüyüş bu kadar çok yedikten sonra bana çok iyi geldi. Yürüyüş sırasında bazı alanlarda dünyanın farklı yerlerindeki doğa harikalarının ya da olaylarının resmedildiği ve bilgilerinin yer aldığı afişler çok ilgimi çekti.

Kolajlar33 Kolajlar35 Kolajlar36 Kolajlar37 Kolajlar38 Kolajlar39 Kolajlar42 Kolajlar44 Kolajlar45 Kolajlar46 Kolajlar47 saopaulo11 saopaulo12 saopaulo13 saopaulo14

Brezilya-Arjantin Gezi Notları-1. Gün

Brezilya-Arjantin GeziNotları.

1. Gün

16 Kasım 2013 Saat :16:00, Atlantik Okyanusunda,

Yolculuk

Sabah evden 04:30 da çıkıp, 07:00 uçağı ile İstanbul’a geldik. İzmir’den check-in sırasında bavullar grup olarak etikendi. Riskleri minimize etme üzerine kurulmuş olan ben de kendi bavuluma isim yazmak istiyorum dedim.Bana son derece mantıklı gelen bu talep çevremdekiler tarafından “rahat ol  pozitif düşün” vs gibi yorumlara yol açtı.  Bu noktada sanırım hiçbir zaman bana yöneltilen eleştirileri kabul etmeyeceğim.Çevrem bei nasıl yorumlarsa yorumlasın ben aksine böyle  yapınca rahat oluyorum.

Benim felsefeme göre “Kaza bir kere olur” ve bunların riskini minimize etmekten daha doğal ve hatta gerekli  bir şey olmamalıdır. Neyse tüm yorumlara rağmen bavullarıma THY nin kırmızı isim etiketlerinden takıp, isim adres, tel bilgilerimi girdim. (Aslında benim tüm bavullarımda kişisel bilgi notlarım var . Fakat bu gezide aldığım bavul eşimin bir yolculuğunda aldığı ek bir bavul olduğu için atlamışımJ

İstanbul’dan saat 09:30 da Sao Polo’ya havalandık. Ne kadar konforlu olursa olsun, yolculuğu ve o sırada beklemeyi sevmiyorum aslında.  Fakat dün geceden uykusuz olunca öncelikle saat 14:00 ‘e kadar yemek araları dışında uyudum. (Ama  servis edilen hiçbir yiyeceği yemekten de geri kalmadım. “”Ne  içersiniz?” sesine duyarlı kulağım her bu cümleyi duyduğunda gözümü açmamı ve ne varsa tıkınmamı sağladı.Eşim duymasın kocaman bir göbekle eve döneceğimin ilk sinyalleri olsa gerekJ)

Hissetiklerim

Gözümü açtığımda uçak karanlık ve sessizdi, yolculuğun yarısı geçmiştir diye düşündüm. Saatimi buldum. YUHH inanamayıp tam 3 kez saate yeniden baktım. Saat daha 14:00 dü. Yani bırakın yarısını daha yolculuğun üçte biri bile olmamıştı.! UFF biran içim daraldı. Sonra oyalanmak için bilgisayarı açtım. Kızların fotoları yüzümü güldürdüJ

Eda’m

Eda’nın 2 at kuyruklu pembe elbiseli ilkokul 2 ye başladığı gün fotosu karşıladı bilgisayarda beni. Canım kızım okuldan gelmiştir şimdi. Ne yapıyordur ki? Onlarla 10 saat daha iletişim kuramayack olmanın hafif gerginliğini hissettim üzerimde.

İstanbul’dan Sao Polo ya  boarding yaptığım an konuştum son kez hepsiyle. Bu konuşmadan sonra teli kapatmak zorunda olmam “boarding” sırasında bir geri adım attırdı banaL

Kocam

Önce kocamla konuştum. “Seni çok seviyoruz, kendine iyi bak” dedi. Sonra da Ada ya seslenip “babacım annen yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz … oo çok yatcaz kalkcaz” diyerek  11 gün yok olacağım üzerine yine  benimle uğraştı. 2 gündür sürekli evde laf çarpıyor. 1,2,3 11 gün diye.

Sonra Eda aldı telefonu “Seni çok seviyorum” diye bağırdı”

Ada’m

Sonra Ada’nın sesi geldi arkadan “ben de konuşcam” diye bağırdı. Bu aralar tamamen ablasının yaptıklarını yapmaya kurulu olan Ada telefonu alıp “Seni çok seviyomm” diye bağırdı.

Bu gezi hem bana çok heyecan veriyor.(Çünkü bana iyi gelecek biliyorum) Hem de  özlem daha ilk saatten çöktü. 10 yıllık evliliğimizde hem kocam için hem Eda, hem Ada için 3-4 günlük kısa ayrılıklar dışında 11 günlük ilk uzun ayrılığımız olacak.İnşallah hepimizin için güzelliklerin olduğu bir 10 gün olur.

Yazmak yarım saat sürdü.Saat 16:30 oldu.

Notlar:

Afrika kıtasından çıkıp Atlantik okyanusunun üzerinde gitmeye başladık.

İyiki son dakikada üzerime giydiğim yün ceketi almışım.Üzerimden hiç çıkarmadım. Çok üşüyorum. Umarım hasta olmam.

Geri dönüşte millerimi işletmeyi unutmamalıyım.

CIMG0230CIMG0232CIMG0233CIMG0235

Ada Meyve Hazırlıyor…

Bu sıralar Ada mutfak işlerine çok sardı. Mutfağa gelip “Anne ne yapıyorsun” diye soruyor. Ve ikinci soru” Sana yardım edebilir?” Dün akşam da buzdolabından meyve çıkarırken aynı soruları sordu bana.Tabii daha cevabı bile beklemeden sandalyeyi tezgaha doğru çekmeye başladı. Ben de kendi masasında hem kendine hem ablasına meyve hazırlayabileceğini söyledim.

Önce bir mandalini kendi başına soydu. Ben de o sırada ona kesmesi için elmaları soyup dilip hazırladım.

O sonra elmaları daha küçük parçalara ayırdı. Bu ara ciddi bir şekilde bıçak kullanmaya takmış durumda. Ada ya sadece bambu bıçak ve meyve bıçağını kontrollü olarak veriyorum. Ama bu ara sürekli  çekmececi açıp açıp kendi meyve bıçağı alıyor. bu sebeple sürekli onunla konuşuyorum. Her bıçağı çocukların kullanamayacağı tehlikeli olduğu vs.

Ada resimdeki elmaları kendi dildi. Mandalini soyduktan sonrada elinde parçalamak yerine bıçakla ayırmayı seviyor. Ve akşam meyvemiz hazır:)

IMG_4083IMG_4081

IMG_4076

IMG_4077

Oğlumu Büyütürken

Yağız'la hayat daha anlamlı. Hergün büyüyorum.

kitapsepeti

Smile! You’re at the best WordPress.com site ever

sandıklıdivan

"Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..."