Hüseyin Dede… Babam nasıl bir dede olurdu acaba?

Bu akşam  Ada ile yalnızdık .Eda ve babası ile “baba-kız”  günü yaptı.

Ada’yı yıkadıktan sonra giydirirken konu aileden açıldı;

-Ada’cım senin teyzenin adı ne?

-Aysun

-Başka teyzen varmı ?

-Var Ayla Teyze

-Babaannenin adı “Ayten”

-Peki anneannenin adı?

-Emine Teyze (Ferah Hn anneme Emine teyze diyor diye bazen anneanesine Emine Teyzeee diye sesleniyor AdaJ

-Pekiii dedenin adı ne

-Hımmm Murat Yeter

-Iııı Murat Yeter babanın adı. Dedenin adı Recep

-Bir deden daha var değil mi? Bir de Hüseyin Deden var. Hani anneannenlerde fotografını görmüştün. Konuşmuştuk. Bir de hani bizim duvarda resmi var.

-Evet o senin baban.

-Evet canım o benim babam.

Aslında Ada ile aramızda bir kaçtır bu dialog geçiyor. Ve Ada bir gün bana “Hüseyin Dede nerede? Diye sorduğunda ne diyeceğimi planlıyorum kendi kendime “çoook uzağa gitti” derim diyorum. Ve Ada şimdilik bana bu soruyu sormuyor.

Şimdi saat 04:30 Ada hasta çok öksürüyor. Kuzumun hiç keyifi yok ama ben hiç bir şey yapamıyorum. Sadece arada bir ayağımda sallayıp, üzerini örtüp, başını düzeltip onun öksürüğünün dinmesini bekliyorum.  2-3 gecedir çok kesikli uyuyorum. Şimdi de Ada nın öksürüğü ile yine uyandım. Nasıl nereden geldi ise babam geldi aklıma. Belki yatmadan önce Ada ile aramızda geçen dialogdan… Ya da Murat’ın geçen hafta çok yakın bir arkadaşının babasını yine akciğer kanserinden kaybetmesinden…

Nasıl bir dede olurdu acaba babam diye düşünüyorum kendi kendime. Belli etti ağlayasım var benim bu gece… Uykusuz kaldığım geceler hep çöker bu duygusallık bana.

Son zamanlarda 2 gözyaşının  hep gözümün ucunda bekliyor olması da  ayrı nedense.

Baban için ağlıyorum şimdi. Keşke torunlarını görebilseydi diyorum. Sonra babam öldüğünde Melisin 1.5 yaşında oluşu geliyor aklıma. Babamın son hastalık dönemlerinde dedesi iyileşsin diye  “Melis’in babamın ayaklarına kolonya sürüşü” ve Melis’in yıllar boyunca bu anektodu dinlemesinden olsa gerek o anı hatırladığını iddia etmesi.

O kadar basit şeylere takılıyor ki aklıma. Mesela ne Melis’in, ne Eda’nın ne de Ada’nın elinden tutup bakkala çikolata almaya gitmek nasip olmadı babama diye düşünüyorum.

Nasıl bir dede olurdu acaba babam? Torunları severmiydi onu? Ne kadar da uzak geliyor bu düşünce … Ne kadar da uzun zaman olmuş babamı kaybedeli.

Babamın son haftaları geliyor aklıma. Ablam, Nebi dayım ve ben eski evimizin altında babamın bürosundayız. Ablam ilk kez babamın durumunun kötüye gittiğini söylüyor bize. Aslında uzun zamandır üzerinde taşıdığı yükü hafifletmek istiyor belki de … Hastalığının ismi hiç konuşulmuyor. Çaresi yokmuş diyor. Bir yerlere götürelim . Yurtdışına götürelim diyorum. Yok “Cengiz bu onu yormak dan başka bir şey olmaz diyor “ diye ekliyor ablam.

Hepimiz oturduğumuz yerde sessizce ağlıyoruz.

Ama hiçbir şey konduramıyorum ben o zamanlar. Ölüm o kadar uzak ki bana. Ölüm bizim ailemize uğramaz gibi geliyor hep. Çok küçükken babaannemi kaybetmeminde mantığı çok kafama oturmuş ; 86 yaşındaki babaannem “insanlar doğar yaşar,  yaşlanır ve ölür”  gerçeği üzerine ölmedi mi  ki.  Babam 56 yaşında daha yaşlanacak. Daha ölüm ona yakın olamaz diye düşünüyorum.

Sonra ablam geliyor aklıma her kimin ölümünden bahsedersem nasıl onun da gözlerinin doluverdiği. Murat’ın arkadaşının babasının öldüğünü ona söylediğimde onu doğru dürüst tanımamasına rağmen beraber ağladığımızı ama sessizce öylesine hemen…hiç konuşmadan … o geliyor aklıma…

Temmuz 1996

Annemin hiç sevmediği ay. Bizim ailecek üzerimizde travma olarak kalacak ay…

İşte böyle oluyor travmalar heralde diyorum. Sonra kendi kendimin psikoloğu oluveriyorum . Yazdıkça aklıma geliyor. Eşim ve çocuklarım adımı pimpirik anne koydular. Eşim endişeli ve kaygılı yapımın  tedavi edilmesi gerektiğini düşünüyor. Aslında ben bunun nereden geldiğini şimdi yazarken daha da iyi anlıyorum. Babamın nasıl “bir varmış bir yokmuş” olduğunu düşünüyorum. Sevdiklerini kaybetmenin ne demek olduğunu ve bunun nasılda zamansız da olabileceğini…

29 Temmuz 1996

Hastanedeyiz şimdi. Dün baban ağırlaştı diye aradılar beni. Mezuniyetimden 1-2 gün sonra ben de son mezuniyet işlemlerimi yapıp gelecektim zaten. Mezuniyetime sadece iki ablam geldi. Şimdi mezuniyet fotograflarına  bakınca daha iyi anlıyorum , Ayla Ablamın yüzündeki hüznü ve sırtında taşıdığı kocaman yükü. Babamla annem gelemediler mezuniyetime… Aslında herşey apaçık, yaşımda çok küçük değil. Niye hala anlamış değilim ki …

Annem ve ablam çok uykusuz. Anneme tansiyonu yükselmesin diye diazem veriyorlar. Bu gece ben bekliyorum babamın başında elimde mezuniyet fotograflarım. Ne çok kişiye anlattım bu anı. Kocam kaç kere dinlemiştir acaba bunu. Takılmışım yıllardır oraya… Mezuniyet fotograflarımı göremedi babam diye… Bu mu acaba derdim! Ne olacaktıysa görünce. Belki yüzünde son bir gülümseme… Son bir gurur!

Belli etti ağlayasım var benim bu gece…

Babamın elini tutuyorum bütün gece arada bir hemşireler gidip geliyor ilaç veriyorlar. Babam arada bir uyanıp, hafifçe kafasını kaldırıyor ve “Saat kaç?” diyor. Gözü hep pencerede. Hep dışarıya bakıyor. Evet  sürekli dışarıya pencereye bakıyor. Ve “Saat kaç?” ….

Ve gün ışımaya başlıyor… Doktorlar geliyorlar… Bizi hepimizi dışarıya çıkarıyorlar. Bir hareket var … Çok az zaman geçiyor. Kim bilmiyorum. Birisi “başınız sağolsun” diyor.

Babamın yattığı odanın karşısındaki odaya koşuyorum. Pencereyi açıp haykırmaya başlıyorum “Baba” diye.. Aysun ablamın eski kocası Recep Abi belimden tutuyor yapma diyor…

Öğle saatleri evdeyiz. Babamı götürüyorlar. Balkondan götürmeyin babamı diye bağırıyorum. Babamın yakın arkadaşı Aliihsan abi ile göz göze geliyoruz..

1996 yazı

Hayatımın hiçbir evresinde keşke bir abim olsa demedim. 1996 yazı dışında. Şimdi ise sokaklarda yürürken biri bana kötülük yapacakmış ve benim kaçacak bir yerim yokmuş gibi hissediyorum. Saçma ama böyle hissediyorum işte. “Evimizin direği” derler ya . Harbiden öyleymiş babam. Yönümü kaybetmiş gibiyim. Şimdi kim koruyacak bizi. Dayılarım , akrabalarım çook  uzuk galiyor bana. Bir abim olsaydı düşüncesi geçiyor aklımdan.

1996 Yaz Sonu…

Bornova daki evime dönüyorum. Buzdolabının üzerine yapıştırılmış bir not. Küçük kare pembe bir kağıt. Ablamın yazısı babamın ölümünden kısa bir süre önce asılmış, babamın bana son geldiği günden belki de… “Ayşencim babamla beraber uğradık. Yoktun. Sana yemek bıraktık. Öpüyorum. Ablam”

Bir not bu kadar mı değerli olur şimdi. O ana dönmek istiyorum yine. O notu defalarca okumak iyi geliyor bana. O notta babam var çünkü. O evden taşınıncaya kadar çıkaramıyorum o notu.

Sonra yeni evimin buzdolabına da asıyorum o notu. Şimdi o not geliyor aklıma . Hala o evde sakladığım eşyaların arasında olmalı diye düşünüyorum. Birini kayberdersin ve  “bir varmış bir yokmuş olur”. Halbuki çamaşırları belki de hala balkondaki ipe asılıdır. Tıpkı ipe asılı çamaşırlar, buzdolabına iliştirilmiş küçük notlar gibi somut bir şey ararsınız onun varlığına dair. Ben 1996 yılında geçmişte yaşamak için bu somut şeylere ne kadar da dayanmıştım.Sadece geçmişte kalmak iyi geliyordu bana.

Belki uzun  zaman aldı. Ama herkes de olduğu gibi zaman benim de acılarımı küllendirdi. İçimde yanan ateş söndü ama son bir köz hep orada kaldı. Küçücük bir anı ile alevlenen ve gözümden yaşları akıtıveren o köz. Sonra yine köze dönen ve orada için için  yanan, hiç sönmeyecek bir köz… O sensin sevgili babacım…

Ada  yine öksürüyor. Bir taraftan sabah ezanı okunuyor. Ezanlar hürmetine babama allahtan rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun diyorum.

Çocuklarıma ve tüm sevdiklerime upuzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

Oğlumu Büyütürken

Yağız'la hayat daha anlamlı. Hergün büyüyorum.

kitapsepeti

Smile! You’re at the best WordPress.com site ever

sandıklıdivan

"Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..."

%d blogcu bunu beğendi: