Kategori arşivi: Bir Annenin Kaleminden

Eda 12 Yaşında. 1 Mart 2017

Yarın Eda’nın doğum günü. Az önce uyudu. Bana defalarca sarıldı ve öptü. Çok mutlu çok keyifli ve heyecanlı. Çünkü doğum günleri her zaman mutlu eder Eda, yı. Aylar öncesinden başlar konuşmaya. Bu başka bir şey onun için, her çocuk sever tabi ki doğum günlerini ama onun heyecanı başka … Ada’nın doğum günleri bile Ada dan çok Eda yı heyecanlandırır bizim evde. Seviyorum senin bu heyecanını kızım. Kendi kendine yetebilmeni ve mutlu olabilmeni ve her zaman her koşulda yoktan var etme enerjini,  çabanı..

Az önce banyosundan sonra saçlarını fırçaladım.  Elinde telefon olunca fark etmedi, aslında hiç sevmez. Ben de ona o zaman kestirelim niye bu kadar uzatıyorsun derim. Ama o hem kestirmek istemez,  hem de fırçalanmasından hiç hoşlanmaz. Ama bugün keyfi yerinde hiç bir şey söylemedi. Babası ve Ada uyudu. Yarım saatten fazla fırçaladım sanırım saçlarını. Beline kadar dökülen ipek saçlarını. Canım kızımın bir tanecik Eda cığımın saçlarını…

Nasıl da huzur veriyor onun saçlarını fırçalamak… Bir sürü şey geçti aklımdan doğumundan bir gün önceki son hazırlıklar. O sabah Karşıyaka daki evimizin kapısından çıkışımız üzerimdeki mavi pantalonum koca göbeğim. Ve şuan ki gibi net hatırladığım heyecanım. Canım kızım şimdi 12 yaşında.

Nasıl seviyorum bebeğim seni. Özellikle büyüdükçe bana arkadaş oluşunu, olgunluğunu, sohbetlerini… Ve bana olan sevgini. Bugün kendi kendime şükrettim seninle böyle güzel bir ilişki kurabilmiş olduğumuz için ve birbirimizi bu kadar iyi anlayabildiğimiz için.

Son yıllarda büyüdükçe bana karşı öyle naifsin ki…

Hep böyle özel ve kendin olarak kal canım kızım. Bu yıl parti temanı Unicorn olarak seçtin. Çünkü yazdan beri bir unicorn sevdası tutturmuş durumdasın. Bu sevda tam da seni yansıtıyor aslında. Çünkü herşey inanmakla başlar Eda cım. Sadece İnanmakla.Ve senin de her zaman kendine ve yapabileceklerine inandığını çok iyi biliyorum.. Unicorn simgesi ben de farklı olmayı, özgün olmayı , kendin olmayı çağrıştırıyor . Unicorn mottosu da zaten “ always be yourself unless you can be a unicorn”, “Never give up on your Dreams” “don’t  stop believin”

İşte bunlar tam da bana seni anlatıyor benim kendine özel yaratıcı, neşeli, komik ve eğlenceli kızım. Sana yeni yaşının hayal ettiklerini getirmesini diliyorum SAĞLIKLA , SEVGİYLE, SEVDİKLERİNLE…

Seni çok seviyorum benim dombilik dos dos kızım

Ve işte ileride okuyunca sana keyifli bir anı olması için son zamanlardan bazı kesitler…

Geçen hafta Ada nın bana topuklu ayakkabı giymiyorsun , elbise giymiyorsun okuluma gelirken topuklu ayakkabılar ile gel diye bana sızlandığı anda senin annem böyle güzel Ada diye  savunmalarınJ) Ada nın tamam biliyorum da topuklu giyince de güzel olur diye susturamadığı içindeki kokoş tarafıJ) Bizim seninle son zamanlarda bu şekilde devam eden sohbetlere gülüşlerimiz…

Neredeyse haftada 3 e çıkan pasta ,çörek, börek denemelerin… Sanırım son bir yılda ben senin kadar çok mutfak da birşeyle yapmamışımdır. Ama en son 10-15 gün önce yapacağım diye kafaya koyduğun İÇLİ KÖFTE ve muhteşem tadı gerçekten olay dı!!!

Geçen Pazar Ada benim ve babanın oyun tekliflerini beğenmeyip, ailecek anlık bir gerginliğin içine girmiş iken ve sen odanda ders çalışıyorken , ortalığı sakinleştirmek için geldin Ada yı aldın. Ada ya top modellerden birisini açmışsın Şimdi sen ben dersimi bitirinceye kadar burada hayalindeki bir elbiseyi tasarla  ben de ödevlerimi bitireyim diyorsun biz dışarıdan duyuyoruz. Sonra da tasarladığın elbiseyi ben dikeyim diyorsun. Bu önerin üzerine Ada artık bunu nasıl ciddiye aldıysa rengarenk gerçekten de çok güzel bir elbise tasarlanmış ve sen kardeşini tam yarım saat bu şekilde oyalamayı başardın.

Ha bir de 2 ay önce nihayet diş tellerin takıldı. Rengarenkler. Ve sana bir şey söyliyeyim mi çok yakıştılar sanaJ)

Birkaç yıldır tek taktığın takı küpe, bilezik ve kolye takamıyorsun ama farklı küpeler alıp biriktirmeyi çok seviyorsun. Hatta takıyorsun da…

Geçen hafta sınıf öğretmenin Seçil Hn aradı. Bir şey sordu. Konuşma arasında bana Eda nın yaratıcılığına hastayım. Haberiniz varmı Dombilika diye bir ülke kurdular sınıfta dedi. Olmaz mı dedimJ Evet arkadaşlarınız ile kurduğunuz ülkede  para biriminiz, bayrağınız, pasaportlarınızz herşey düşünülmüş  ama sanırım oyun bu son haftalarda cazibesini ufaktan yitiriyorJ

Bu aralar evdeki muhabbetleren birisi voleybol kampı. Mayıs ta gideceksiniz ama bizim gündeme oturdu bile. Kim kiminle kalacak , odalar kaç kişilik bu haftanın gündemiydi. Umarım harika bir kamp olur .

Hımm Ada’yla akşamları yaptığınız dans gösterilerine değinmezsem ayıp olur. Ama sana bir şey söyliyeyim mi Ada bence dansta seni geçecekJ

Ha bir de kimse duymasın ama hala oyuncaklarla oynuyorsun hatta sömestre tatilinde sana yine “Sylvanian Family” oyuncaklarından aldık. Ada bile istemezken sana hala bebek ve aksesuarlarını alıyoruzJ

Ve bu yıl ki hediyen DJ Mixer . Evet kendimiz ettik kendimiz bulduk… Umarım çok gürültülü değildir diyorum…

O zaman İyi ki DOĞDUN güzel kızım

 

 

 

  1. Doğum Günün Anısına Annenden Kısa Notlar…01/03/2016

Seni Çok Seviyorum Canım Kızım

SÜRPRİZLER SENİN İŞİN…

Bugün 11 yaşını dolduruyorsun. Senin doğum günlerini ne kadar çok sevdiğini ve her doğum gününde günler önceden ne kadar heyecanlandığını biliyorum.

Annesinden kızına kalan bir miras mıdır yoksa senin zaten içinde olduğundan mıdır bilmiyorum ama kırk yaşında iken bile benim her kutlamadaki heyecanımın benzerini senin de yaşamanı çok seviyorum. Sen kardeşinin arkadaşları hafta sonu gelecekler diye neredeyse kardeşinden daha heyecanlısın.

Onun tüm davetiyelerini, yazı yazmayı hiç sevmesen de tek tek sevgi ve sabır ile yazdın. Onlara el işi etkinlikleri tasarladın.

Öğretmenlerinin ve arkadaşlarının doğum günlerinde hazırladığın özel hediyeler, pastalar ve tüm bunları yaparken ki heyecanın… Öyle çok bana benziyorsun ki güzel kızım ve bunları öyle karşılıksız yapıyorsun ki umarım karşına çıkan insanlar bunların kıymetini hep bilirler ve sen de içindeki bu pırıltıyı hep yaşatabilirsin.

Ve işte bugün de senin doğum günün, yine bir şey sürpriz olmayacak diye düşünüyorsunJ Çok istediğin okul çantasını rengine karar veremediği için annen sana göstermek zorunda kaldı. Çok beğendin ve mutlu oldun ama doğum gününe bir sürpriz kalmadı. Anneannenin sürprizi olacaktı aslında. Babaannen de, annene hediye alması için bir gün önce sorunca annenin de zamanı olmayınca, offf gerçekten de sürpriz yok diye düşünmeye başladınJ Anne bari sürpriz yap da şu matarayı ne olur bana al diye köşe bucak beni sıkıştırır oldun bir iki gündür.

BAZEN HİÇ BÜYÜMEYECEĞİNİ DÜŞÜNDÜĞÜM KÜÇÜK KIZIMSIN

2 gün önce Çeşme ye gitmeye karar verdik. Kahvaltı sonrası evde hazırlanıyoruz. Baban Ayşen bugün hava çok sıcak çocukları kalın giydirme diyor. Ben arkada giyinme odasındayım. Babana soruyorsun. “Baba hava güzel olursa denize girebilir miyiz? Mayomu alayım mı?” Evet bu soruda her zamanki gibi ciddisin! Aylardan Şubat’ mış, mevsimlerden kış, ne önemi var! Her Çeşme yolculuğunda sorulan soru aynı. Ve ben Eda hiç büyümeyecek mi acaba diyorum. Ve işte sen hala Şubat da denize girebilir miyim diyen benim küçük tatlı kızımsın.

ANNESİNİN KÜÇÜK SIRDAŞI

“Eda sana bir sır vereyim mi. “İnsanlar kendilerine beğenmedikleri bir şey olunca başkalarının hep o özellikleri gözüne çarpar biliyor musun. Ben de şu kollarımdaki lekelenmelere öyle takılıyorum ki kolları pürüzsüz olanlara gıcık oluyorum” dediğimde benim için gerçekten üzülen ve çözümler arayan küçük sırdaşımsın.

DÜNYADA EN SEVDİĞİN KİM DİYE SORULDUĞUNDA HEP AYNI CEVABI VEREN KOCAMAN YÜREKLİ BİR ABLASIN..

Anneannen anlattı. Sömestr tatilinde sana sormuş “eskiden en çok Melis ablanı sevdiğini söylerdin şimdi de öyle mi Eda?” dediğin de “Anneanne yanlış anlama tabi ki Melis ablamı çok seviyorum ama Ada benim kardeşim ve Dünya da herşeyden çok Ada yı seviyorum” diyecek kadar kocaman yürekli bir ablasın.

KARDEŞİNE KARŞI ZAMAN ZAMAN SİNİRLENSEN DE YUMUŞACIK YÜREĞİNİ ASLA GİZLEYEMEZSİN

Pazar günü , sen ödev yaparken her zamanki gibi Ada onunla ilgilenmen için seni rahatsız etmeye başladı. En sonunda kalem uçlarını kutusundan çıkarıp, alıp kaçmış Ada önce sen arkada evde bağırış çağırış içinde bir koşturmaca. Tam Ada yı köşeye sıkıştırdığın bir anda Ada senin gözünün içine baka baka uçların hepsini kırıyor. Sen tabi ki feryat figan bağırıyorsun. Ada utanç içinde odasına gidiyor. Biz de Ada ya kızıyoruz. Ama senin öfken geçmiyor. 5-10 dakika sonra Ada yine senin odanda ve sen çığlık çığlığa “çık odamdan”. Sonra Ada sana çok sevdiği desenli bantları getiriyor. Kedi gibi tek tek masana bırakıp kaçıyor . Sen niye bunları getiriyorsun al şunları diye bağırıyorsun. Ben de sana anneciğim çok üzgün ve mahcup, sana kendini affettirmek için en sevdiği bantlarını veriyor diyorum. Ben odadan çıkıyorum. Salona Ada ya seslenişin duyuluyor. “Adaaa buraya gelirmisin, özür dileyeceksen seni affediyorum. Ama gel önce bir kez sarılayım sana”.

11.DOĞUM GÜNÜNDE BİSKÜVİ DEN BAHSETMEMEK OLMAZ

1 aydır Bisküvi ile yatıyor Bisküvi ile kalkıyorsun. Sömestr tatilinde Almanya dünyaya geldi bu tatlı ayıcık:) Bunun hazırlanışındaki bu tılsımlı seremoni mi ne bu kadar özel yaptı bilmiyorum ama itiraf edeyim senin Bisküvi yi ben de çok seviyorum:)

Bu küçük ayı hatta geçen hafta hastalandı. Evcilik 11 yaşında ancak bu kadar keyif alınarak oynanabilir. O zaman benim doğum günü sürprizlerime bayılayacaksın diyorum,  başka da bir şey demiyorum!

O SES EDA

Bu aralar “O Ses Çocuk” yarışmasına taktın kafayı. Önce benimle sonra babanla ciddi bir konuşma yapıp yarışmaya katılman için izin istedin. Bunu eğlenceli ve hoş bir anı olacağını düşündüğünden yapmak istediğini söyledin. Baban Acun’u bazı sebeplerden pek onaylamasa da sen o  kadar olgunca ve ciddice bu isteğini belirtin ki, baban da ben de kişisel olarak çok tercih etmesek de sana tamam dedik. Haftasonu seçmelere katıldın.

Bu müzik midir, tiyatro mudur yoksa dans mıdır bilmiyorum ama bildiğim tek şey ileride hangi mesleği seçersen seç bunlardan birisi de hayatının bir parçası olursa bu sana büyük enerji verecek canım kızım.

İSTEYİNCE HERŞEYİ BAŞARABİLECEK AZİMLİ VE HIRSLI KIZIM

Azim deyince 2009 yılında Ilgaz a gittiğimiz ilk Kar tatilimiz geldi aklıma. “Baby Lift” teki görevliler yemek molasına gitmişti. Fakat bunu 4,5 yaşındaki sana anlatamıyorduk. Hala kaymak istiyordun. En sonunda kayakları sırtına yükledin ve” bana ne bana ne ben kendim çıkıp kayarım o zaman” deyip tepeyi tırmanmaya başladın.

Senin için olmazlar hiç yok Eda cım. Bunu görüyorum. Senin için Şubat da denize de girilir ! Ve şimdi de her alanda kendine ciddi ve büyük hedefler koymaya başladın bile. Buraya kadar herşey çok iyi ama sana her zaman söylediğim ve hep söyleyeceğim tek şey.

Senin en büyük rakibin sensin KIZIM ! Bunu sakın unutma. Geçmeye çalışacağın ve yarışacağın tek kişi kendin ol! Ve sana söz veriyorum o zaman hep sen kazanacaksın.

SANA AYNEN DİĞER SENELERDE OLDUĞU GİBİ SAĞLIK VE YİNE SAĞLIK DİLİYORUM EDA’CIM DİĞER HERŞEY ZATEN SENİN AZMİN VE İSTEĞİN İLE SENİ BULACAK.

Sevgilerimle

Annen, İzmir, 1 Mart 2016

 

 

Özledim Seni Bloğummm… Ama Pamuka ya hayat vermek ile meşguldum:)

Çok ama çok keyif alarak yazdığım bloğuma maelesef bir süredir yazamıyorum. Şİmdi, “ama geçerli bir mazaretim var” diyeceğim, fakat  bu kadar keyif aldığım bir şey için mazeret üretmemem gerektiğini biliyorum.  Çünkü yazmanın bana ne kadar iyi geldiği ortada ki burayı bu kadar çok özledim:)

Ama yine de bu pek de hayırlı mazeretimi de buradan paylaşmış olayım.

Bloğuma yazamadığım zaman içinde, kafamda yeni bir iş girişimini planlamak ile meşguldüm:)

Ve işte geçtiğimiz günlerde http://www.pamuka.com.tr sitemizin açılışı ile arkasında epey bir emek yatan yeni işim doğdu.

Evett hayallerim var benim.

Bu işi çok ama çok seveceğim.

Asla yılmayacağım. Veee biliyorum herşey çok güzel olacak.

Pamuka nın %100 Pamuklu kumaştan ürettiği doğalı koruyan, başta oyun çadırları olmak üzere tüm ürünlerini herkes konuşacak…

Çünkü herşey hayal etmek ile başlar veeee  HAYALLERİM VAR BENİM:)))IMG_4926IMG_8187

IMG_5385 IMG_8268 IMG_8435 IMG_8496 IMG_8648 IMG_8696 - Kopya IMG_8742

Çeşme Dalyan daki Erbil Sitesindeki 25 Ağaç artık yok…

Uzun bir aradan sonra buraya daha keyifli yazılarla başlamak isterdim. Fakat Pazartesi sabahı saat 11 :00 itibariyle keyifli hiç birşey düşünemiyorum. Hem de o gün yani 15 Eylül benim küçük kızımın doğum günü iken!!

Ben bloğumdan paylaşmak üzere küçük kızımın 3. yaş günü mutuluğumla ilgili yazı yazarken, Çeşme Dalyan daki Erbil sitesinden bir telefon aldım. 14 Eylül 2014 günü  12 red oyuna karşın 14 kabul oyu ile “kesim kararına” karar verilen 25 adet 12 yaşındaki fıstık çamı sırf komşularımızın manzarasını engel oluyor diye kesilmeye başlamisti. Site yönetimi 12 red oyu veren komşularının hak ve hukukunu hiçe saymış, kararın üzerinden 24 saat gecmeden uygullamaya baslamisti.

Sözün bittiği yerdeyim, her zaman bir çok  nezih okumuş, aydın insanın bir araya toplandığı bir sitede yaşadığımı sanarak övünürken şimdi hukukun üstünlüğü ilkesini yok sayan bir tutumla karşı karşıyaydım.Ve MAELESEF biz tüm çabalarımıza rağmen bu ağaçları kurtaramadık.

HEM DE 14 OYA KARŞI 12 OY İLE…

Toplantı öncesinde gölgelerinde aile fotoğrafı çektirdiğimiz çam ağaçarı maelesef artık yok  kesilmesine maelesef engel olamadık ama bu konunun peşini bırakmayacağıma dair söz verdim. Hukukun üstünlüğü hiçe sayılıp, kararın üzerinden daha 24 saat bile geçmemişken, bizim kanuni itiraz süremize fırsat tanımayarak 25 ağac kesilip oldu bittiye getirildi. GÜNÜN SONUNDA YİNe İNSANOĞLUNUN BENCİLCE MENFAATLERİNE KARŞI DOĞA KAYBETTİ. Fakat gelişmiş ülkelerde manzaramı kesiyor diye ağacın kesilmesi gibi bir maddenin ne yazı kki oylaması bile söz konu olmaz iken bu zihniyet ağaçlar kesilmesin yönünde oy kullananları komşunun kötülüğünü düşünen, insan sevgisinden yoksun kişiler olarak tanımlayabilecek kadar bir yanlışın ve karanlığın içine düşmüş iken insanoğlunun kendi çıkarlarına rağmen toplumsal bir düşünce sergileyebileceğinin bu kadar da zor olmadığını duyurmak istiyorum. Sadece 2 ay kaldığımız yazlıklarımızda 12 ay boyunca kuşu ile kurdu ile karıncası ile orada bir ekosistem oluşturmuş başka bir hayata canım isterse dikerim canım isterse sökerim şeklindeki bir yaklaşımı son derece talihsiz buluyorum. Üstelik tüm site sakinlerinin üniveriste mezunu olup, çok aydın fikirleri olduğunu savundukları bir ortamda , aman yakınımdaki(komşum) üzülmesin kırılmasın ama uzagımdaki ağaç olsun , canlı olsun ne olursa olsun zihniyetini ve sadece insan sevgisi ve komşuluk ilişkilerine dayandırılan bir nedeni onaylamayorum.

Kızımın doğum gününde bu sebeple  mutlu olacağıma 25 adet
ağacın ölümü için üzülüyorum. EVET 25 AĞACIN ölümü.

Kimsenin evinin temeline, duvarına, bacasına , o suna busuna değil de
sadece 2 aylık manzarasına engel oldu diye bu ağaçları öldürdünüz ya!
Ve buna karşı gelenleri yavuz hırsız misali, site temeline bomba
koymakla, toplum düzeni insan sevgisi ile bağdaştırdınız ya. Diyecek
söz bulamıyorum. Bu gün çok üzgünüm. Ve şuan öyle üzgünüm ve
insanlıktan, insanların hırslarından aydın olmanın, okumuş olmanın ne
kadar nafile olduğunu görüyorum. Ve bugün bu sitenin belirli kesimi
tarafından dışlanmak beni zerre kadar üzmüyor. TAM TERSİNE YÜCELTİYOR!

Ve herkese herşeye rağmen 1 kişi kalsam da asla doğru bildiğimi
söylemekten vazgeçmeyeceğimMargaret Meade’nin dediği gibi;
“Birkaç duyarlı insanın Dünya’yı değiştiremeyeceğini düşünmeyin.
Aslında Dünya’yı değiştirmiş olanlar, o bir avuç insanlardır. Hepimiz
değişim yaratma gücüne sahibiz.”

Ataturkcuyum diye yazıp çizerken iş uygulamaya gelince toplum

menfaatlerini değil de kişi menfaatlerini nasıl da ön plana
çıkabildiğini görüyorum.

Hukuku hiçe sayan , bir topluluğun içinde daha fazla söyleyecek söz
bulamıyorum.

Manzaranız bol olsun sevgili komşular….

 

Ekteki kızlarımın fotosu 27  Agustos 2014 tarihine ait. Kızlarım o gün o ağaçların altında koşup oynarken son kez oynadıklarının farkında bile değilller!!!

10255439_10152729520522360_8560229714396883344_n10696440_10152729520417360_1862377725891845040_n

1 (2)   10702056_10152449491298458_6149857665827841414_n unnamed

Kızıma Mektup… Eda 9 Yaşında..

“Kızıma Mektup… Eda 9 Yaşında

Kıymetlimiz… İçimi cız ettiren Sevgi…

Edacım… Sana göre geçen yıl 9 olmuştun bile … Fakat artık tam bir 9 sun kıymetlim benim.

Bu saatlerde senin o alnına ilk öpücü kondurmuştum bile . Yeşil bir örtüye sarıp seni aşağıya indirmişlerdi.

Ege Sağlık Hastanesi… Hatta bu yüzden zaman zaman hala ben Karşıkaya’ lı mı, Alsancak’ lı mıyım diye soruyorsun bizeJ

Baban, Ayla Teyzen ve halan o sırada hastane odamızı süslerken girivermiştin onun aralarına yeşil bir çuhanın içinde. Ben bu sırada hala ameliyathane de olduğumdan daha sonra anlatılanlardan ve video da izlediklerimden biliyorum ilk aile fertleri ile tanışmanı…

Babanın kucağına seni verdiklerinde bayılacak gibi bembeyaz olduğunu ve hemşire sana ilk banyonu yaptırırken babanın heyecandan seni değilde yer karolarını çektiğini…” 1Mart 2014

Edacııım yukarıdaki satırları tam da senin bul yılki doğum gününde hatta doğduğun saatlerde yazmaya başlamıştım. Fakat sevgili kardeşin bu gün bir azizlik yapıp sabahın bir vakti uyanınca tamamlayamadım. Tabiki klasik hemen arkasından da seni uyandırdı. Yazmak için sessizliğe ve yalnızlığa ihtiyacı olan ben de maelesef devam edemedim. Seneye sana iki mektup borcum var:9

Şimdi bu yazıyı sonradan yazıp doğum günü tarihi ile bloğa ekleyeceğim ki ararken bulmamız zor olmasın.

Bu sene yine ailecek evde bir kutlama yaptık. Partini ise haftaya kendin belirlendiğin kız arkadaşlarınla kutlayacaksın.

Bu sene benden yine bir sürü oyuncak hediye istedin . Ben de sana artık büyüdüğünü bunları sana alamayacağımızı söyledim. En en çok istediğin ahşap bir evdi. ELC de görmüştün.

Aslında sana büyüdüğünü söylerken senin hala oyuncaklarla oynaman bir taraftan çok da hoşuma gidiyordu. Kendime benzetiyorum bu yönünü . Çünkü ben de ortaokulda bile bebekler ile oynuyordum. Ve anneannen hala bebeklerle oynuyorsun diye ortalığı yaydığımda yakındığı zamanlar, Hüseyin deden araya girer, dokunma kızıma evcilik demek hayal kurmak demek. Hayal kuran çocuklar ileride çok başarılı olur derdiJ Şimdi bakıyorum da sana iki ara bir dere hemen iki bebek alıp eline konuşturuyorsun. Özellikle her akşam banyo sonrası ben saçını kuruturken hemen poly pocket kavanozunu alıp bebekleri konuşturuyorsun. Ada da kıyıdan seni izliyor ve senden bebek almaya çalışıyor. Ve her seferinde senin ona verdiğin bebeği değil de senin oynadığını istiyor ve her seferinde kıyamet kopuyor.

 

Ve işte ben çocukluğunun büyük bir kısmını geride bıraktığın bu doğum gününde sana hayalinin de üzerinde yine oyuncak hediye etmek istiyorum. Biliyorum ki oyuncaklar ile oynayacağın zaman gittikçe azalıyor ve sen bunu bu kadar keyifli yapıyor iken   olanaklarımızın en iyisini sunmak bana da keyif veriyor. Fakat bir taraftan da alınan her oyuncağın israf olduğunu düşünerek bu kez sana aldığımız oyuncağın büyüdüğünde de evinin bir köşesinde saklayabileceğin bir klasik olmasını istiyorum.

İşte tam da böyle bir ahşap ev alıyorum sana. Bu anneannenin hediyesi oluyor. Babaannenden ise odana gerçek bir telefon alıyoruz. Yine bu da klasik ileride saklayıp hatta kullanabileceğin çok cici bir telefon.

Vee Ayla Teyzenin ve benim hediyeme gelince… İşte beni en çok heyecanlandıran proje..

Sana bu doğum gününde çok ama çok özel bir hediye vermek istiyorum. Sana hayallerinden birini hediye etmek istiyorumJ

Sen 2-3 yıldır hep büyüyünce ünlü bir pastacı olmak istediğini söylüyorsun. Ve bu fikrinden asla vazgeçmiyorsun. Hatta önce iyi bir üniversitede İşletme okuyup sonra da çok büyük bir pastacı olmak istiyorsun. Şimdiden böyle hedefler koyman benim çok hoşuma gidiyor.

Ayla Teyzene kafamdaki hediyeden bahsediyorum. Ama senin yardımın olmadan yamapam diyorum . Çünkü sadece 1 haftamız var. Ayla Teyzen en az benim kadar seviyor bu projeyi ve hatta benden daha da çok emek vererek, 2 gece neredeyse sabahlayarak , bense İzmir de gizli gizli geceleri aksesuarlarını yaparak sana “Pastacı Eda” nın oyun evini hediye ediyoruz.

Ve tabi senin hediyeyi gördüğün an. Gözlerin gülüyor ve neredeyse ağlamalı oluyorsun. Salonun ortasında inanmıyorum, inanmıyorum diye zıplayıp duruyorsun.

Ve sonra tek tek diğer hediyeleri alıyorsun. Ahşap ev. Pastacı Eda oyun evi için pasta takımları vs. Bu doğum gününde aldığın tüm hediyeler beklentilerinin çok ama çok üzerinde.

Seni böyle mutlu görmek beni daha da mutlu ediyor. Keyifli bir doğum günü geçiriyoruz. Demir Abin ahşap evin montajını yapıyor. Gece boyunca Ada ile beraber dans ediyorsunuz. Ada da çok mutlu oluyor.

Ve benim ilk göz ağrım bugün 9 yaşını bitirip, 10 a giriyor.

Ben de canım kızıma, sevdikleri ile geçireceği, mutlu, sağlıklı uzun bir ömür diliyorum.

 

SEVGİYLE…

seçmeler

Kolajlar30

Son Güncellenenler

Kolajlar27 Kolajlar28 Kolajlar29  Kolajlar31 Kolajlar32 Kolajlar33 Kolajlar34 Kolajlar35

Foça’da bir Cumartesi…

Bugün sabah kahvaltı yaparken, camımıza vuran mis gibi güneş, dışarılarda birşey yapmamış için bize göz kırptı. Biz de hemen orada Foça’ya gitmeye karar verdik.

Saat 14:00 gibi Foça’daydık. Karnımız o kadar açtı ki akşamı beklemeden Foça’nın içinde kısa bir tur atıp. Balıkçı Celep de keyifli durağımızı yaptık.

Her mevsim ayrı güzel olan bu küçük sahil  kasabasını  çok seviyorum ben.

Kasaba da dolaşırken önümüzden yürüyen iki kişinin muhabbetini duyuyorum istemeden; “Ya abicim ne yapayım küçük yer yüz yüze bakıyor,  bir şey denmiyor:)” …

Yaşayan insanının da dediği gibi burada herkes birbirine bakabilecek kadar küçük bir kasaba  geliyor bana. Karşıdaki Tansaş ın yerini Ada bile ezberledi sanki. “Anne bak market diye gösteriyor” balıklarımızı yerken .

Ada’nın yemek gelmeden önce ekmeğine büyük bir özenle sürdüğü haydariyi seyrediyorum. Olur da haydari biter diye ekmeğe sürdüğünden yemiyor da bir taraftan tabaktan yalıyor Ada. Bu çocuk ablasının aksine sarımsaklı yoğurdu çok seviyor. Hatta artık Ada sayesinde Eda da sarımsaklı yoğurdu epeyce yemeye başladı. Ama Ada tam bir küçük gurme. Herşeyden deniyor. Kimini beğenmeyip ağzından çıkarıyor. Tıpki salatanın içindeki soğana yaptığı gibi.Önce attı ağzına. Çiğnedi çiğnedi sonra birden “aah ahhh ahhh” diye tükürdü .Acı geldi küçük gurmeye soğan. Uymadı damak zevkimize…. Biz de babasıyla gülüyoruz. Eskiden olsa “beğenmedim” derdi unuttu böyle yorum yapmayı artık diyoruz.

Eda ise son zamanlarda tadına vardığı “eroin” dedikleri acı biberli sarımsaklı yoğurttan yiyiyor ve  bir taraftan da su içiyor. Yana yana yemeği de bırakmıyor. Ada çok isteyince bir ara minik bir ekmeğe acılı yoğurtdan veriyor  ona. Kuzucuk da attı ağzına! Tabi yüzü kaydı biraz sonra. !

Sonra kalamar geliyor Ada nın en sevdiği. 2-3 tane yedikten sonra Ada babasına soruyor; “Baba bu bitince bir daha getirecekler mi?” Gözü doymadı,  kuzumun gözüne az geldi.

Tabi balıklar gelinceye kadar doyuruyor bizim  kızlar karınlarını. Hadi Eda zorlamayla da olsa bitiriyor balığını. Ama Ada belli ki yemeyecek:( Ben bir lokma daha fazla vermiş olayım derken , kendi yediğim balığa dikkat etmeyip bir parça atıyorum çiğnemeden ağzıma. Off aman Allahım o da ne! Boğazıma kocamn bir kılçık takıldı. Bittim ben. Çok canım yanıyor ve kılçık hala orada. Hissediyorum. Lavaboya koşuyorum. Kusacak gibiyim. “Iıııı” olmayacak böyle bittim gerçekten ben. Öksürüyorum sanki boğazım yırtılacak. Bir daha , bir daha ve bir daha…. Ve kılçık elimde off dünya varmış. Ne şaşkınım ben bu yaşıma kadar böyle birşey başıma gelmemişti. Boğazım çok acıyor ama neyseki kılçık çıktı.

Yemekten sonra, yolda gelirken hayalini kurduğumuz  “Sufle” geliyor. Eda tabi ki tatmıyor bile. Ada ise tam bir komedi ağzına alıp alıp tükürüyor. Çünkü çok sıcak! Off Ada yaa suflenin yarısını yazık ettin diye söyleniyorum ona. Anne hızlı yeme diye bağırıyor bana. Kuzucum sıcak diye yiyemiyor. Ama maelef sufle hiç de hayal ettiğim gibi değil. Bugün Celep çok hayal kırıklığına uğratıyor bizi. Bir daha buraya gelmemeye karara veriyoruz.

Yemekten sonra gün batımı saati, bu keyifli kasabayı bir kez daha solumak için yürümeye başlıyoruz. Sürekli  fotoğraf çekesim var. Murat niye aynı pozdan 30 tane çekiyorsun diyor. Oysa ben sürekli ayarları ile oynuyorum makinanın. Çok seviyorum fotograf çekm eyi. Kızların bol bol fotosunu çekiyorum.

Hatta Ada bir ara nasıl oluyorsa  epey  poz veriyor. Klasik “eline çenesine koyma” pozu.şubat2014 Bol bol foto çekiyorum bu sırada. Tabii aynı zamanda yoldan geçen herkes Ada nın hallarine gülüyor.

Dolaştıktan sonra geri dönme yoluna geçecekken Ada ben gelmiyorum diyor. İyi o zaman biz gidiyoruz diyoruz. O da inadından yere yatıyor. Bayağı bildiğin yere. Ellerini de çenesinin altına koyuyor. Sonra biz gülmeye başlayınca o da gülüyor.

 

Ada’nın öğle uykusu uyumadığı için arabaya binince yorgunluktan uyku patlaması yaşayıp sudan sebeplere çığlık çığlığa ağlayıp , yorgun düşünce uyuyakalması dışında keyifli bir Cumartesi miz böyle geçiyor.Kolajlar27 Kolajlar28 Kolajlar29 Kolajlar30 Kolajlar31 şubat20141 YARKIN1

Hüseyin Dede… Babam nasıl bir dede olurdu acaba?

Bu akşam  Ada ile yalnızdık .Eda ve babası ile “baba-kız”  günü yaptı.

Ada’yı yıkadıktan sonra giydirirken konu aileden açıldı;

-Ada’cım senin teyzenin adı ne?

-Aysun

-Başka teyzen varmı ?

-Var Ayla Teyze

-Babaannenin adı “Ayten”

-Peki anneannenin adı?

-Emine Teyze (Ferah Hn anneme Emine teyze diyor diye bazen anneanesine Emine Teyzeee diye sesleniyor AdaJ

-Pekiii dedenin adı ne

-Hımmm Murat Yeter

-Iııı Murat Yeter babanın adı. Dedenin adı Recep

-Bir deden daha var değil mi? Bir de Hüseyin Deden var. Hani anneannenlerde fotografını görmüştün. Konuşmuştuk. Bir de hani bizim duvarda resmi var.

-Evet o senin baban.

-Evet canım o benim babam.

Aslında Ada ile aramızda bir kaçtır bu dialog geçiyor. Ve Ada bir gün bana “Hüseyin Dede nerede? Diye sorduğunda ne diyeceğimi planlıyorum kendi kendime “çoook uzağa gitti” derim diyorum. Ve Ada şimdilik bana bu soruyu sormuyor.

Şimdi saat 04:30 Ada hasta çok öksürüyor. Kuzumun hiç keyifi yok ama ben hiç bir şey yapamıyorum. Sadece arada bir ayağımda sallayıp, üzerini örtüp, başını düzeltip onun öksürüğünün dinmesini bekliyorum.  2-3 gecedir çok kesikli uyuyorum. Şimdi de Ada nın öksürüğü ile yine uyandım. Nasıl nereden geldi ise babam geldi aklıma. Belki yatmadan önce Ada ile aramızda geçen dialogdan… Ya da Murat’ın geçen hafta çok yakın bir arkadaşının babasını yine akciğer kanserinden kaybetmesinden…

Nasıl bir dede olurdu acaba babam diye düşünüyorum kendi kendime. Belli etti ağlayasım var benim bu gece… Uykusuz kaldığım geceler hep çöker bu duygusallık bana.

Son zamanlarda 2 gözyaşının  hep gözümün ucunda bekliyor olması da  ayrı nedense.

Baban için ağlıyorum şimdi. Keşke torunlarını görebilseydi diyorum. Sonra babam öldüğünde Melisin 1.5 yaşında oluşu geliyor aklıma. Babamın son hastalık dönemlerinde dedesi iyileşsin diye  “Melis’in babamın ayaklarına kolonya sürüşü” ve Melis’in yıllar boyunca bu anektodu dinlemesinden olsa gerek o anı hatırladığını iddia etmesi.

O kadar basit şeylere takılıyor ki aklıma. Mesela ne Melis’in, ne Eda’nın ne de Ada’nın elinden tutup bakkala çikolata almaya gitmek nasip olmadı babama diye düşünüyorum.

Nasıl bir dede olurdu acaba babam? Torunları severmiydi onu? Ne kadar da uzak geliyor bu düşünce … Ne kadar da uzun zaman olmuş babamı kaybedeli.

Babamın son haftaları geliyor aklıma. Ablam, Nebi dayım ve ben eski evimizin altında babamın bürosundayız. Ablam ilk kez babamın durumunun kötüye gittiğini söylüyor bize. Aslında uzun zamandır üzerinde taşıdığı yükü hafifletmek istiyor belki de … Hastalığının ismi hiç konuşulmuyor. Çaresi yokmuş diyor. Bir yerlere götürelim . Yurtdışına götürelim diyorum. Yok “Cengiz bu onu yormak dan başka bir şey olmaz diyor “ diye ekliyor ablam.

Hepimiz oturduğumuz yerde sessizce ağlıyoruz.

Ama hiçbir şey konduramıyorum ben o zamanlar. Ölüm o kadar uzak ki bana. Ölüm bizim ailemize uğramaz gibi geliyor hep. Çok küçükken babaannemi kaybetmeminde mantığı çok kafama oturmuş ; 86 yaşındaki babaannem “insanlar doğar yaşar,  yaşlanır ve ölür”  gerçeği üzerine ölmedi mi  ki.  Babam 56 yaşında daha yaşlanacak. Daha ölüm ona yakın olamaz diye düşünüyorum.

Sonra ablam geliyor aklıma her kimin ölümünden bahsedersem nasıl onun da gözlerinin doluverdiği. Murat’ın arkadaşının babasının öldüğünü ona söylediğimde onu doğru dürüst tanımamasına rağmen beraber ağladığımızı ama sessizce öylesine hemen…hiç konuşmadan … o geliyor aklıma…

Temmuz 1996

Annemin hiç sevmediği ay. Bizim ailecek üzerimizde travma olarak kalacak ay…

İşte böyle oluyor travmalar heralde diyorum. Sonra kendi kendimin psikoloğu oluveriyorum . Yazdıkça aklıma geliyor. Eşim ve çocuklarım adımı pimpirik anne koydular. Eşim endişeli ve kaygılı yapımın  tedavi edilmesi gerektiğini düşünüyor. Aslında ben bunun nereden geldiğini şimdi yazarken daha da iyi anlıyorum. Babamın nasıl “bir varmış bir yokmuş” olduğunu düşünüyorum. Sevdiklerini kaybetmenin ne demek olduğunu ve bunun nasılda zamansız da olabileceğini…

29 Temmuz 1996

Hastanedeyiz şimdi. Dün baban ağırlaştı diye aradılar beni. Mezuniyetimden 1-2 gün sonra ben de son mezuniyet işlemlerimi yapıp gelecektim zaten. Mezuniyetime sadece iki ablam geldi. Şimdi mezuniyet fotograflarına  bakınca daha iyi anlıyorum , Ayla Ablamın yüzündeki hüznü ve sırtında taşıdığı kocaman yükü. Babamla annem gelemediler mezuniyetime… Aslında herşey apaçık, yaşımda çok küçük değil. Niye hala anlamış değilim ki …

Annem ve ablam çok uykusuz. Anneme tansiyonu yükselmesin diye diazem veriyorlar. Bu gece ben bekliyorum babamın başında elimde mezuniyet fotograflarım. Ne çok kişiye anlattım bu anı. Kocam kaç kere dinlemiştir acaba bunu. Takılmışım yıllardır oraya… Mezuniyet fotograflarımı göremedi babam diye… Bu mu acaba derdim! Ne olacaktıysa görünce. Belki yüzünde son bir gülümseme… Son bir gurur!

Belli etti ağlayasım var benim bu gece…

Babamın elini tutuyorum bütün gece arada bir hemşireler gidip geliyor ilaç veriyorlar. Babam arada bir uyanıp, hafifçe kafasını kaldırıyor ve “Saat kaç?” diyor. Gözü hep pencerede. Hep dışarıya bakıyor. Evet  sürekli dışarıya pencereye bakıyor. Ve “Saat kaç?” ….

Ve gün ışımaya başlıyor… Doktorlar geliyorlar… Bizi hepimizi dışarıya çıkarıyorlar. Bir hareket var … Çok az zaman geçiyor. Kim bilmiyorum. Birisi “başınız sağolsun” diyor.

Babamın yattığı odanın karşısındaki odaya koşuyorum. Pencereyi açıp haykırmaya başlıyorum “Baba” diye.. Aysun ablamın eski kocası Recep Abi belimden tutuyor yapma diyor…

Öğle saatleri evdeyiz. Babamı götürüyorlar. Balkondan götürmeyin babamı diye bağırıyorum. Babamın yakın arkadaşı Aliihsan abi ile göz göze geliyoruz..

1996 yazı

Hayatımın hiçbir evresinde keşke bir abim olsa demedim. 1996 yazı dışında. Şimdi ise sokaklarda yürürken biri bana kötülük yapacakmış ve benim kaçacak bir yerim yokmuş gibi hissediyorum. Saçma ama böyle hissediyorum işte. “Evimizin direği” derler ya . Harbiden öyleymiş babam. Yönümü kaybetmiş gibiyim. Şimdi kim koruyacak bizi. Dayılarım , akrabalarım çook  uzuk galiyor bana. Bir abim olsaydı düşüncesi geçiyor aklımdan.

1996 Yaz Sonu…

Bornova daki evime dönüyorum. Buzdolabının üzerine yapıştırılmış bir not. Küçük kare pembe bir kağıt. Ablamın yazısı babamın ölümünden kısa bir süre önce asılmış, babamın bana son geldiği günden belki de… “Ayşencim babamla beraber uğradık. Yoktun. Sana yemek bıraktık. Öpüyorum. Ablam”

Bir not bu kadar mı değerli olur şimdi. O ana dönmek istiyorum yine. O notu defalarca okumak iyi geliyor bana. O notta babam var çünkü. O evden taşınıncaya kadar çıkaramıyorum o notu.

Sonra yeni evimin buzdolabına da asıyorum o notu. Şimdi o not geliyor aklıma . Hala o evde sakladığım eşyaların arasında olmalı diye düşünüyorum. Birini kayberdersin ve  “bir varmış bir yokmuş olur”. Halbuki çamaşırları belki de hala balkondaki ipe asılıdır. Tıpkı ipe asılı çamaşırlar, buzdolabına iliştirilmiş küçük notlar gibi somut bir şey ararsınız onun varlığına dair. Ben 1996 yılında geçmişte yaşamak için bu somut şeylere ne kadar da dayanmıştım.Sadece geçmişte kalmak iyi geliyordu bana.

Belki uzun  zaman aldı. Ama herkes de olduğu gibi zaman benim de acılarımı küllendirdi. İçimde yanan ateş söndü ama son bir köz hep orada kaldı. Küçücük bir anı ile alevlenen ve gözümden yaşları akıtıveren o köz. Sonra yine köze dönen ve orada için için  yanan, hiç sönmeyecek bir köz… O sensin sevgili babacım…

Ada  yine öksürüyor. Bir taraftan sabah ezanı okunuyor. Ezanlar hürmetine babama allahtan rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun diyorum.

Çocuklarıma ve tüm sevdiklerime upuzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.

 

 

Oğlumu Büyütürken

Yağız'la hayat daha anlamlı. Hergün büyüyorum.

kitapsepeti

Smile! You’re at the best WordPress.com site ever

sandıklıdivan

"Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..."