Kategori arşivi: Gezi Notları

Ada Hayvanat Bahçesinde…16 KASIM 2014

Bu sabah kahvaltıda ailecek günümüzü planlamaya başladık. Babamız Çiçekliköy de doğa yürüyüşünü teklif etti. Ve de doğada öğle yemeği pikniği (menüde ton balıklı sandwich  vardı)  Eda nın aklına Hayvanat Bahçesi geldi. Anne Ada daha hiç hayvanat bahçesine gitmedi ne olur onu hayvanat bahçesine götürelim dedi. Biz çok uzak olduğu için fikre sıcak bakmadık. Eda ile Ada örgütlenip, birden yok oldular.

Biraz sonr ellerinde ıpad ile geri döndüler. İkisininde baş yan tarafa doğru eğik, ıpad den arka planda klasik bir müzik çalıyor. Eda başladı konuşmaya, “Bu iki kardeş hayvanat bahçesine gitmek istemekteydiler. Ada daha hiç hayvanat bahçesi görmemişti” bu duygu sömürüsü üzerine  önce gülüp sonra da onlara hayır diyemedik tabi ki.  Ada nın ve Eda nın beraber zaman geçirmeyi çok sevdikleri Ali-Emir,Serbülent-Çiler i de bu programa dahil edip  Hayvanat Bahçesine gittik. Hava da beklentimizin üzerinde güzel olunca doğal ortamda  keyifli bir gün geçirdik. Ada ilk önce biraz korkup,  çitlerden çıkamazlar değil mi anne diye teyit aldı. Sonra tüm gezi boyunca Aslan sayıkladı. Aslan da neredeyse en son duraklarımızdan biriydi.

Hayvanat Bahçesinin hoparlörlerinden kapanıyoruz sesini duyana kadar dolaşıp, sonra dışarıya doğru yürüdüğümüzde Ada’ya burayı sevip sevmediğini sordum. Ada önce çok sevdim dedi. Sonra da ama ben buraya bir daha gelmem diye ekledi. Neden diye sorduğumda , “Çünkü bir kurbağa yok. Kurbağa görmedim” dedi:))

Ve bugünden işte birkaç kare;

IMG_6379 IMG_6385 IMG_6388 IMG_6396 IMG_6404 IMG_6407 IMG_6408 IMG_6411 IMG_6419 IMG_6424 IMG_6425 IMG_6426 IMG_6429 IMG_6434 IMG_6435 IMG_6439 IMG_6447

Bir Anneler Günü Kutlaması… Osmancık Kiraz Bahçesi

10.Mayıs.2014

Eda  nın son 1 yıla damgasını vuracak filmi belli ki “Charlie’nin Çikolata Fabrikası olacak”.

Eda bu filmi aylar önce ilk izlediğinde babası istiyorsan ağla kızım sıkma kendini demişti ve Eda sonra ağlamaya başlamıştı. Aslında film mutlu sonla bitiyor ama öyle güzel öyle anlamlı bir film ki insanın ruhuna dokunuyor . Bu filmin geçen yılın sonundan beri abartısız neredeyse haftada bir seyrediliyor bizim evde. Haftada bir seyrediliyor çünkü ablası çok seviyor diye Ada nın da en sevdiği film oldu. Anlamasa da “ay çok güzel dimi anne diyerek” o da kendine CD seçme hakkı verildiğinde “Çikolata Fabrikası” diyor ve bu filmi istiyor.

Ada dün gece ateşli olunca ben de bugün planımı bozup işe gitmedim ve Ada nın durumunu görmek istedim. Ada sabah yine Çikolata Fabrikasını izlemek istedi. Tabi o TV yi sadece laf olsun diye ister hep ama bu sefer filme bir kez daha ben takılıp kaldım.

Şimdi de bloga anneler günü ile ilgili not düşmek isteyince bu film geldi aklıma. Aynen filmin sonunda dediği gibi. Eğer bir aileniz varsa “Dünyadaki herşeye sahipsiniz demektir”

İşte ben de bu yıl anneler gününde tam da böyle hissetim. İyiki ailem var dedim.

Bu yıl Anneler Gününde Eda nın bir arkadaşının doğum günü olduğu için biz aile arasındaki küçük kutlamayı 1 gün önce yapmayı planladık. Cumartesi günü çocukların okul sonrası Turgutlu da ablamın kiraz bahçesinde  buluştuk. Aynı zamanda ablamın buraya yaptığı minik konteyner evin de kutlamasını yapacaktık.  O gün sabahtan ve önceki günler hava çok yağışlı olmasına rağmen, biz oraya gittikten sonra hiç yağmadı. Mis gibi toprak kokusunda, açlıktan zil çalan karınlarımız annemin mangal sefası ile şenlendi. Sonra tüm aile kiraz toplama seremonisine katıldık. Yağmurun günlerdir yıkadığı kirazları hiçbir ilacın verilmediğinin de rahatlığıyla büyük küçük hepimiz direk ağaçtan toplayıp mideye indirdik. Ada ve Eda da çok keyif aldı. Ada kirazları kendi sepetine doldurdu.

Eda tüm gün boyunca ağaçtan inmedi dersem hiç de abartı olmaz…

Günün sürprizi ise, annesine anneler günü sürprizi yapan Melis oldu. Taa Ankara lardan, pat diye çıkageldi. Ablam 1-2 dakika anlamayıp şaşırıp kaldı . Tabiii sonra gözleri doldu.

Melis olmasaydı bizim de bir yanımız eksik olacaktı zaten.

Eda ve Ada, Melis i görünce havalara uçtular. İkisi de paçasından bütün bir gün ayrılmadılar.

Ayla Teyzesi söz verdiği gibi evin önüne 2 salıncak kurmuştu. Biri Ada biri Eda için, Ada ya hazır salıncak alınmıştı. Tabii bu Ada ya küçük gelince ve biz de çocuğu zorla oturtmaya çalışınca, Ada nın salıncaktan kalkmak istemesi biraz olaylı oldu. Adayı salıncaktan bir süre çıkaramadık!!! Neyse sonra kazasız belasız durum çözüldüJ

Yemek ve meyve merasiminden sonra, hediye merasimine geçtik. Biz bu sene annelere parfüm almıştık. Çiçek yerine de  Patina dan harika  meleklerden aldık. Herkese birer melek hediye ettik. Eda her bir meleğe kart hazırladı. “Sen bizim meleğimizsin” yazdı. Günün anlamına çok uydu. Ayşegül(Patina nın sahibi) yavrum son dakika benim için dükkanı açmak zorunda kaldı ama onun bütün bu fedakarlıklarına değdi.

Hatta son dakika, ondan Ayla Ablam için aldığım 3 mele li “Melekler Korusun” yazılı duvar süsü, Ayla Teyzemize cuk diye oturdu. 3 yiğenini temsil eden bu hediyeyi Ayla Teyzemiz çok ama çok beğendi.

Murat la konuşmamız üzerine, ben bana hediye almamalarını ertesi gün gidip beraber almak istediklerimi allalım dediğim için hediye beklemiyordum. Fakat kocam bana gerçekten de sürpriz yapıp, Ada dan bir converse ayakkabı, kendisi parfum ve Eda dan da çok güzel bir gözlük hediye edince gerçekten bana da sürpriz oldu ve bütün hediyelerimi de çok beğendim. Ayrıca babaannemizin pike takım hediyesi ve Ayla Teyzemizin nevresim takım hediyesi ile evimizde epey bir yenilendi.

 

Tadı damağımızda kalan  harika bir günden elimizde kalan ise  de tabiki harika kareler ve zihinlerden çıkmayacak anılar oldu…

Not: Yazıyı 30 Mayıs da yazıyorum ama aslında 10 Mayıs a ait gecikmeli bir yazı…

IMG_2492 IMG_2496 IMG_2499 IMG_2507 IMG_2509 IMG_2513 IMG_2527 IMG_2530 IMG_2531 IMG_2533  IMG_2538 IMG_2541 IMG_2542 IMG_2543 IMG_2544 IMG_2545 IMG_2546 IMG_2549 IMG_2551 IMG_2552 IMG_2555 IMG_2558 IMG_2559 IMG_2562 IMG_2563  IMG_2567 IMG_2569  IMG_2572  IMG_2575 IMG_2576 IMG_2578  IMG_2583 IMG_2586 IMG_2587 IMG_2589 IMG_2590  IMG_2593 IMG_2598 IMG_2599 IMG_2601 IMG_2604 IMG_2605 IMG_2622 IMG_2629   IMG_2654   IMG_2664   IMG_2667 IMG_2668   IMG_2680  IMG_2684 IMG_2686   IMG_2698 IMG_2699  IMG_2701  IMG_2703 IMG_2704 IMG_2707  IMG_2709 IMG_2711 IMG_2714  IMG_2719  IMG_2739 IMG_2740  IMG_2745 IMG_2757 IMG_2765 IMG_2768  IMG_2770    IMG_2779 IMG_2786  IMG_2807 IMG_2809 IMG_2811 IMG_2812 IMG_2817 IMG_2818 IMG_2824 IMG_2826 IMG_2830  IMG_2833 IMG_2835  IMG_2846   seçmece (1)

Foça’da bir Cumartesi…

Bugün sabah kahvaltı yaparken, camımıza vuran mis gibi güneş, dışarılarda birşey yapmamış için bize göz kırptı. Biz de hemen orada Foça’ya gitmeye karar verdik.

Saat 14:00 gibi Foça’daydık. Karnımız o kadar açtı ki akşamı beklemeden Foça’nın içinde kısa bir tur atıp. Balıkçı Celep de keyifli durağımızı yaptık.

Her mevsim ayrı güzel olan bu küçük sahil  kasabasını  çok seviyorum ben.

Kasaba da dolaşırken önümüzden yürüyen iki kişinin muhabbetini duyuyorum istemeden; “Ya abicim ne yapayım küçük yer yüz yüze bakıyor,  bir şey denmiyor:)” …

Yaşayan insanının da dediği gibi burada herkes birbirine bakabilecek kadar küçük bir kasaba  geliyor bana. Karşıdaki Tansaş ın yerini Ada bile ezberledi sanki. “Anne bak market diye gösteriyor” balıklarımızı yerken .

Ada’nın yemek gelmeden önce ekmeğine büyük bir özenle sürdüğü haydariyi seyrediyorum. Olur da haydari biter diye ekmeğe sürdüğünden yemiyor da bir taraftan tabaktan yalıyor Ada. Bu çocuk ablasının aksine sarımsaklı yoğurdu çok seviyor. Hatta artık Ada sayesinde Eda da sarımsaklı yoğurdu epeyce yemeye başladı. Ama Ada tam bir küçük gurme. Herşeyden deniyor. Kimini beğenmeyip ağzından çıkarıyor. Tıpki salatanın içindeki soğana yaptığı gibi.Önce attı ağzına. Çiğnedi çiğnedi sonra birden “aah ahhh ahhh” diye tükürdü .Acı geldi küçük gurmeye soğan. Uymadı damak zevkimize…. Biz de babasıyla gülüyoruz. Eskiden olsa “beğenmedim” derdi unuttu böyle yorum yapmayı artık diyoruz.

Eda ise son zamanlarda tadına vardığı “eroin” dedikleri acı biberli sarımsaklı yoğurttan yiyiyor ve  bir taraftan da su içiyor. Yana yana yemeği de bırakmıyor. Ada çok isteyince bir ara minik bir ekmeğe acılı yoğurtdan veriyor  ona. Kuzucuk da attı ağzına! Tabi yüzü kaydı biraz sonra. !

Sonra kalamar geliyor Ada nın en sevdiği. 2-3 tane yedikten sonra Ada babasına soruyor; “Baba bu bitince bir daha getirecekler mi?” Gözü doymadı,  kuzumun gözüne az geldi.

Tabi balıklar gelinceye kadar doyuruyor bizim  kızlar karınlarını. Hadi Eda zorlamayla da olsa bitiriyor balığını. Ama Ada belli ki yemeyecek:( Ben bir lokma daha fazla vermiş olayım derken , kendi yediğim balığa dikkat etmeyip bir parça atıyorum çiğnemeden ağzıma. Off aman Allahım o da ne! Boğazıma kocamn bir kılçık takıldı. Bittim ben. Çok canım yanıyor ve kılçık hala orada. Hissediyorum. Lavaboya koşuyorum. Kusacak gibiyim. “Iıııı” olmayacak böyle bittim gerçekten ben. Öksürüyorum sanki boğazım yırtılacak. Bir daha , bir daha ve bir daha…. Ve kılçık elimde off dünya varmış. Ne şaşkınım ben bu yaşıma kadar böyle birşey başıma gelmemişti. Boğazım çok acıyor ama neyseki kılçık çıktı.

Yemekten sonra, yolda gelirken hayalini kurduğumuz  “Sufle” geliyor. Eda tabi ki tatmıyor bile. Ada ise tam bir komedi ağzına alıp alıp tükürüyor. Çünkü çok sıcak! Off Ada yaa suflenin yarısını yazık ettin diye söyleniyorum ona. Anne hızlı yeme diye bağırıyor bana. Kuzucum sıcak diye yiyemiyor. Ama maelef sufle hiç de hayal ettiğim gibi değil. Bugün Celep çok hayal kırıklığına uğratıyor bizi. Bir daha buraya gelmemeye karara veriyoruz.

Yemekten sonra gün batımı saati, bu keyifli kasabayı bir kez daha solumak için yürümeye başlıyoruz. Sürekli  fotoğraf çekesim var. Murat niye aynı pozdan 30 tane çekiyorsun diyor. Oysa ben sürekli ayarları ile oynuyorum makinanın. Çok seviyorum fotograf çekm eyi. Kızların bol bol fotosunu çekiyorum.

Hatta Ada bir ara nasıl oluyorsa  epey  poz veriyor. Klasik “eline çenesine koyma” pozu.şubat2014 Bol bol foto çekiyorum bu sırada. Tabii aynı zamanda yoldan geçen herkes Ada nın hallarine gülüyor.

Dolaştıktan sonra geri dönme yoluna geçecekken Ada ben gelmiyorum diyor. İyi o zaman biz gidiyoruz diyoruz. O da inadından yere yatıyor. Bayağı bildiğin yere. Ellerini de çenesinin altına koyuyor. Sonra biz gülmeye başlayınca o da gülüyor.

 

Ada’nın öğle uykusu uyumadığı için arabaya binince yorgunluktan uyku patlaması yaşayıp sudan sebeplere çığlık çığlığa ağlayıp , yorgun düşünce uyuyakalması dışında keyifli bir Cumartesi miz böyle geçiyor.Kolajlar27 Kolajlar28 Kolajlar29 Kolajlar30 Kolajlar31 şubat20141 YARKIN1

Ankara Yolcusu Kalmasın…

Aralık başından beri kafamızda Ankara ya gitmek vardı. Aslında asıl çıkış noktamız Melis in Ankara da olması ve kızlarla onu görmeye gidecek olmanın  keyifli olmasıydı. Bir de Murat ın kuzeninin de  ikiz bebişlerini ziyaret edecektik tabiki.

Fakat maelesef biletleri erken aldığımızdan ve Murat Melis in ara tatilini atlamış olduğundan Ankara da Melis i göremesek de 2 gün hoş vaklit geçirdik. Tatilin her türlüsü kesinlikle güzel. Evden uzaklaşmak  her zamanki gibi hepimize iyi geldi.

Ben fotolar çekmek üzere makinamı yanıma almış olsam da havanın biraz yağışlı olması ve  Ada ile foto çekme olayının zor olması sebeiyle maelesef asıl çekmem gereken yerlerde foto çekemeyip çok az foto ile döndüm geriye . İŞte bu sebepten anıları bu kez fotolarla  hatırlayamayacağımızdan kısa kısa yazmak güzel olacak;

Ankara gezimizin ardından;

-Ada nın uçağa binerken ki keyifi ve bağıra bağıra Uçağa biniyoruz şarkısı söylemesi üzerine herkesin Ada ya bakıp gülmesi . Aslında bu Ada nın ikinci uçağa binişi idi. Geçen yı Nisan da ilk kez istanbul a gitmişti. Fakat sanırım bu onun için daha bilinçli bir biniş oldu.

-Uçak da Ada ve Eda nın keyifli geçirdikleri zamanlar, biraz bebekler le oynama, biraz kitap okumaca

-Ada nın babasının yanındaki birinin sakız teklifi üzerine gözünün parlaması ve teşekkür edersen verecek seremonisi. Sonunda Ada nın sakızı kapması

-Başkent Öğretmen evi fiyaskomuz ama Ada nın otelden bir şey anlamayıp çok beğenmesi ve “beni getirdiğiniz için teşekkür ederim anne” demesi.

-Anıtkabir ziyaretimiz dışarıda bastıran soğuk ve yağmur

-Murat ın lise arkadaşları ile buluşmamız. Hayal Kahvesi nde yemek ve bolca içilen milkshake ler.

-Akşam kuzenin bebişlerini ziyaret ve Ada nın bebekleri çok sevmesi. Oradan ayrılırken bebeğin ona hediye ettiği kırmızı elbiseyi bana hatırlatıp” Anne bebeğin verdiği kırmızı elbise nerde” demesi

-Kahvaltı maceramız ve karı-koca yine Eda yı deli etmemiz. Tost yapan çocuğun ellerini yıkamadan işleme geçmesi üzerine hafif bir gerilir gibi olmamız.Ama herşeye rağmen Eda nın ayvalık tostunu silip süpürmesi

-Kuzenlerle Tunalı da gezinti ve Elizin de yemek ve mola.

-Tunalı parkında Ada nın uyuyakalması kuşları ve ördekleri görememesi ve yağmurdan dolayı da burada hiç resmimiz olmaması. Bu kısmı kötü oldu. Güzel bir yerdi.

-Tunalı daki 4 katlı D&R da 2 saat Ada nın uyku keyifi ve bizim de kitap&Kahve&çikolata keyifimiz. Gerçekten çok keyifli idi. Dışarıda yağmurun sesi. İçeride harika müzik eşliğinde bir çok kitabı inceleme biraz sohbet vs. Eda 4 katı inip çıkıp kitap getirmekten yorgun düştü ama çok  keyif aldı.

-Dönüş yolculuğu ve Murat ın arabanın anahtarını unutması üzerine havaalınındaki 30 dakika beklememiz ve Hidayet’in bizi alması ve beklerken de uff bir gezi den de olaysız dönelim diyerek hep beraber gülmemiz. (En son İstanbul gezimiz de bavul kaybetme maceramız Eda yı çok etkilediğinden bu kez bavulumu o taşıdı ve çok kez bir şey kaybetmeyin olay istemityorum diye tekrarladı…

Kolajlar38

Kolajlar39  Kolajlar37 Kolajlar36 Kolajlar35 Kolajlar33 100CANON3

Brezilya-Arjantin 10. Gün “Hoşçakal Rio de Janeiro”

Hoşçakal “Rio de Janeiro”…

Rio da Son Gün,

Bu sabah saat 07:00 de kalktık. Kahvaltının ardından Corcovado ve Sugar Plum’a gidebilmek için oteldeki tur temsilcisi ile görüştüm. Maelesef havadan dolayı önermiyorlar.

Hava

Rio da şimdi bahar. Hava bir açıyor bir kapıyor. Fakat kesinlikle soğuk değil. Hava bir bakıyorsunuz puslu, sisli ve okyonustaki dalgalar insan boyunu geçmiş. Bir bakıyorsunuz sessiz. Okyanusun sesi rahatsız etmesin diye otelde odalara her akşam kulak tıkacı bırakıyorlar.

İsa heykeline ve Sugar Plum a gidemeyeceğimiz belli olunca, Pazartesi dans okulları kapalı olduğu için fazladan samba da izleyemeceğimizden şehir merkezine gitmeye karar verdik.

Rio’lu Olmak…

Bugün kü programımız pek de turist programı değildi. Halkın arasına dalacaktık. Otel info deskten şehir merkezine giden belediye otobüsünün numarasını aldık. Ekip aynıydı. Meslektaşım Sezgin Bey ve eşi İlknur Hn, ablam, Rabia Hn ve Nilgün Hn.Otelin  önünden 360 numaralı otobüse bindik. 1 saat 10 dakika süren yolculuğumuz son durakta sonlandı.

Otobüs şöförleri bizim minibüs şöferlerinden beter. Ablamı otobüs tuttu. Yol boyunca İpanema ve Copacabana plajlarından geçtik.  Sonra “Lagun” dedikleri gölün etrafında ilerledik.  Göl sisli , puslu ve durgundu.  Otobüsten binen , inen Brezilyalı insanları seyrettik.

Genellikle zenci, melez ya da esmer olan Brezilyalıların yanında, tamamen beyaz ya da sarışın olan Brezilya’lılar da az da olsa gördük. Bu da genelde  kökenleri İtalya’ya, İspanya ya dayanan Brezilyalılardı. Genel olarak halk bakımsız geldi bana. Arjantin sokaklarında 7’den 70’e  tüm insanlar bir o kadar bakımlıyken burada da bir o kadar bakımsızdı.

Otel de “info desk” in önerisi üzerine şehrin en ünlü ve en eski kafesine gitmeye karar verdik. 10 günlük gezi boyunca Sao Paulo’da Buenos Aires’de de yine şehrin en ünlü ve en köklü kafelerini bulup gitmiştim. Şimdi bunu bundan sonraki gezilerim için bir gelenek haline getirmek istiyordum ve bu yüzden Rio da da böyle bir kafe olup olmadığını öğrendim. “Confeitaria Colombo”  isimli bu cafe  şehrin en eski ve en populer kafesi idi. Çok ama çok büyüktü. Büyüklüğünün yanında bir de 4 tarafı ayna  ile çevrili olunca olduğundan da büyük görünüyordu. Oldukça şık ve görkemliydi. Belli ki bizim gibi duyup gelen turiste fazlaydı. Herkes bizim fotograf çekilmeye çalışıyordu. Kafede biraz zaman geçirdikten sonra önce şehir merkezinde dolaşıp, sonra burada yemek yemeye karar verdik. Ben bizim grubun aksine yakınlardaki protestan kilisesini gezmek yerine, şehir merkezini  dolaşmayı tercih ettim.  Yine her zamanki gibi neredeyse her köşe başında olan ve genelde “Bi bi “ve benzeri bir ismi olan taze meyve suyu satan kiosk gibi  bir yerden tropical bir meyve suyu  aldım. Bu kez aldığım  meyve suyunun adı Marakuja idi. Turuncu renkli içinde siyah  susam büyüklüğünde çekirdekleri olan bir meyve suyu. Çok lezzetli. Buradaki tüm meyve suları harika. Bugün son günümüz olduğundan bunun üzerine bir de “Açai” diye yazılan “Asai” diye okudukları  daha önce Sao Paulo’daki ki yazımda uzunca yer verdiğim  krem şanti kıvamındaki kalın pipetle ya da kaşıkla yenilen geleneksel yiyeceklerinden yedim. Burada sürekli meyve suyu içmek istiyorum. Çünkü meyveler gerçekten bir harika. Tatları müthiş. Meyve suları  ise çeşit çeşit. Bir de siyah fasülyeyi çok yaygın kullanıyorlar.  Siyah fasülyeye “feijao” diyorlar. Bir de siyah fasülye ve biftek den yapılan soslu komplex bir yemekleri var. Aslında bu yemek kökeninde bir Afrika yemeğiymiş. Ama artık Brezilya’nın geleneksel yemeği olmuş. İsmi “Feijoada”.

Birkaç saatlik şehir turundan sonra yine otobüsle otele geldik. Ve Brezilya saati ile 17:00 de havaalanına gitmek üzere yola çıktık.

Hoşça kal Rio de Janeiro…

Özlem

Eve dönüş başlıyor. 10 günde kızlarımı çok özledim. İkisi de gözümde tütüyorlar.

Özelllikle Ada’nın nasıl tepki vereceğini merak ediyorum. 3 gündür onlarla konuşamıyorum .Annemle ve Murat’la konuştum. Kızları bir türlü denk getiremedim.

Eda çok büyük beklentilerde . Baston şeker bile istediJ Maelesef ben onun istediklerini alabilecek yerlerde hiç bulunamadım. Umarım çok büyük hayal kırıklığına uğramaz.

Yoldayız. Rio’dan Sao Paulo’ya uçuyoruz. . İç hat GOL havayolları ile . Aklımdan hala kızlarım geçiyor.

Eda’m

Acaba öğretmenler gününde öğretmenlerine ne yaptı? Dersler ne alemde acaba 10 gündür. Anneanne ve babaanne ile tatil havasına girmemiştir inşallah.

Yola çıkacağım gün Eda çok duygusaldı. Ben de duygusala bağlasam ağlayacak.  Ben ona “Eda’cım, bu gezi bana da sana da iyi gelecek. Sen bazen benim müdahalelerimden rahatsız oluyorsun. Ben de senin sorumluluklarını yerine getirmemenden yakınıyorum. Hadi göreyim seni. Sen şimdi ne kadar büyüdüğünü

bana ispatla. Kimse söylemeden diş telini takmayı, dişleri fırçalamayı, ödevleri vs  kendin yap” tadında bir konuşma yaptım. Bu konuşma Eda’nın çok hoşuna gitti. Umarım etkisi 10 gün sürmüştür.

Ada’m

Ada’cım ilk skype konuşmamızda hiç konuşmadı. Sadece sessiz sessiz kafasını uzatıp ekrana baktı durdu. Bir de çiğnediği sakızı  ağzından çıkarıp bana gösterdi. Sonrakiler de ise ilk cümlesi “Ne zaman geleceksin?” oldu. Annesinin küçük kuzusu annen sen çok özledi.

İnişe geçiyoruz. Ve yine yeniden gezimizin ilk başladığı şehir Sao Paula’dayız.

Not: Bugüne ait fotoların çoğu ablamda sonra eklemek gerek!

IMG_7003 IMG_7010 IMG_7013 IMG_7023 IMG_7029 IMG_7046 IMG_7049 IMG_7050 IMG_7071 IMG_7078 IMG_7084

Brezilya-Arjantin Gezi Notları-9. Gün Rio de Janeiro

Rio de Janeiro’da 2. Gün

Hissetiklerim

Kocamla ve kızlarla konuşamadım bugün. Dışarıya gezmeye çıkmışlar. Murat mailime “kimsiniz tanıyamadım?” diye cevap verdi. Güya espri yaptı. Esprisi hoşuma gitmediL Kızlarla bugün de konuşamayınca biraz üzüldüm.  Neyse  mail ile de olsa iyi haberlerini aldım. Onlarda dışarıya çıkmışlar geziyorlarmış…

Rio’da planlanmış bir tur programı olmadığından kendi gezi programımızı kendimiz yaptık.

Nilgün Hn, Rabia Hn, ablam, Sezgin Bey ve eşi ile beraber geçirdiğimiz bir Rio gününden kısa kısa…

Sabah erkenden kahvaltıya indik. Yine 1 haftadır doyamadığım tropikal meyvelerden yedim bol bol. Ve meyve sularından içtim. Burada ananasların tadı bile daha bir güzel. Kaju ya  bayıldım. Aroması ve tadı çok güzel. Tabak tabak tropical meyve yiyorum her sabah. Kahvaltı sonrası Rio sokaklarına attık yine kendimizi…İlk durağımız  Japan Bahçesi…

Jardim Botonico

Japon Botanik Bahçesi Rio da kesinlikle görülmeye değer yerlerden birisi. Bizim şansımıza havanın bulutlu olması bence burayı daha da güzel yaptı. Hava sıcaktı fakat güneş yoktu. Böyle oluncada saat öğle saati olmasına rağmen hiç de gölge problemi olmayan fotolar çekebildimJ

Yeşilin her tonu, devasal tropical meyve ağaçları,  Palmiye türevi ağaçlardan sarkan kavun büyüklüğünde  tropical meyveler. Patlıcana benzeyen meyveler,  ağaçların gövdelerinden fışkıran saçak saçak bitkiler. Ağaçlar arasında akan minik nehircikler. Bahçenin tam ortasındaki göl,  Kaplumbağa Gölü ve gölün içinde heykel gibi hareket etmeden  durdukları için bir an gerçek olmadıklarını düşündüğüm  kaplumbağalar, serçeye benzer minik beyaz kuşlar, tavuğa benzer kırmızı gagalı siyah kuşlar,  ağaçlardan sarkan maymuna benzer minik hayvanlar, doğanın bizim gruba iyi gelmesi ve hoplaya zıplaya çekilen fotolar.

Ve hiç çıkmak istemesek de bir sonraki durağımız olan  “Feira Hippie”  pazarına gitmek için görevliden yardım isteyişimiz. İngilizcemden dolayı grubun rehberliğine aday olmamJ

Parktaki görevlilerin bizi ingilizce bilen bayan bir  görevliye yönlendirmesi, bayan görevlinin 3 mt öremizden yanımıza gelişinin neredeyse 5 dak.  sürmesi. Brezilya lıların bu yavaşlığına inanamayışım.  Sadece hangi otobise bineceğimizi sormamın cevabının en az 10 dakika sürmesi. Benim gibi tez canlı birinde yarattığı hoşlukllar!! Görevlinin sakin sakin haritaya bakışı. Sonra bekleyin gözlerim görmüyor gözlüğümü alacağım diye gidişi. Sonra bir kağıda gitmek istediğimiz fuarın adını usul usul yazışı… Off ki ne off . Sanırıkm buradaki herşeyin bu kadar yavaş ilerlemesine ancak bu kadar katlanabilirim.

Ve sonunda  İpenema da sadece Pazar günleri kurulan pazardayız.

Feira Hippie

Gerçekten çok güzel bir pazardı.  Pazar da en çok Rio ya özgü Pareo lar,  deri çantalar, “Golden Grass” dedikleri  Amazon yakınlarında bir yerleden çıkan altın renkli çalıdan yapılmkış kolyeler göze çarpıyordu. Bu günkü programımız çok dolu olduğu için buraya sadece 1 saat ayırabildik. Maelesef çok istesemde çantalara hiç bakamadım. Sadece pareo ve Golden Grasses dan yapılmış kolyelerden alırken zamanımız doldu bile. Çünkü birşeyi alıp parasını ödemekte olay. Dil olayı ayrı insanların yavaşlığı apayrı! Sehre özgü otantik şeyler bir arada görmek güzeldi. 1 saat sonra grupla pazarın girişinde buluştuk. Sırada Rio’nun ünlü yerlerinden biri Santa Teressa vardı..

Santa Teressa’ya yolculuk

Durakta çat pat İniglizce bilen birisinin yardımıyla Lapa ya gitmek için önce 360 nolu otobüse bindik. Sonra Lapa da inip,  007 nolu otobüse bindik.  Yukarıya doğru tırmanmaya başladık.  Yalnız olunsa epey tırsılacak sokaklardan geçtik.  Hatta ben bir ara bu kadar köhne yerlerin arasından nasıl güzel bir yer çıkacak diye kuşkuya düştüm. Bilet satan kadına tekrar sordum.  Yanlış yerde inmek istemiyordum.  Tabii ki kadın hiçbir şey anlamadı. Neyseki her zaman olduğu gibi yine bir kurtarıcı çıktı. Arka taraflardan bir kız gelip kolumu tuttu.  “Do you speak English” dedi.  Kızın boynuna sarılacaktımJ “Yes I speak English” diyeJ Sarışın Brezilyalı demeye şahit isteyecek kadar  beyaz  Avrupalı görünümde ama Brezilya lı bir kızdı.

Kız bize telaş etmememizi onun da bizimle aynı yerde ineceğini söyledi.  Her seferinde ingilizce bilenlerin hep sarışın ya da açık tenli olmalarına şaşırdığımdan nereli olduklarını her seferinde özellikle sordum ve hep Brezilyalılardı.  Fakat nasıl oluyorda sadece birbiren benzer insanlar inglizce biliyordu bu da enteresan bir tesadüftü.  Kızla ve yanındaki erkek arkadaşı ile beraber bir durakta indik.

Oldukça enteresan bir yere geldik. Yollar tranway rayları ile döşeliydi.  Sağlı sollu küçük cafeler, barlar, hediyelik satan dükkanlar vardı.  Burada epey tepedeydik. Yol kademe kademe daha da yükseliyordu.  Kız bize çok yardımcu oldu.  Bu arada kız otobüsten indiğimizde ağlıyordu.  Ne olduğunu sorduğumda erkek arkadaşı ile arasında özel bir şey olduğunu söyledi. Kızın göz yaşlarını sile sile bize biryerler tarif etmeye çalışması bizi çok etkiledi.  Rabia Hn dayanamayıp kıza sarıldı ve öptüJ Türkçe “Ağlama” dediJ

Santa Teresa’daki ana figür eski evler, Tranway ve raylar. Büyük duvarlarda Santa Teresa’nın duvarlarını yansıtan yağlı boya resimler var. Resimler sokağın ambiyansı ile bütünleşiyordu. Bol bol fotoğraf çekip , çevrede biraz yürüdük.

Sonra bir çok kişinin önerdiği Aprazivel isimli restoranı bulmayı kafaya koyduk.  Epey bir yukarıya doğru tırmandık.  Sorduğumuz kimse bu restoranı bilmiyordu. Bu ülkede en garibime giden bu. Ya biz sormayı bilmiyoruz ya da insanlar diplerindeki bu kadar ünlü yerlerden nasıl haberdar değiller anlamak mümkün değil. Aynı şey komik bir şekilde Sao Paula’da da başımıza gelmişti.  Hatta herkes o kadar bir haberdi ki. Bir ara böyle bir restoranın varlığından kuşku duyduk.  Aşağıda manzara gittikçe güzelleşiyordu. İsanın heykelinin olduğu Corcovada ‘ya çıkamasak da şehrin kuş bakışı görünüşünü en zından buradan görmüş oldukJ  yağmur yağıyordu. Hafiften acıktık ve yorulduk. Sonra bir duvarda Aprezivel yazan bir ok gördük. Ümitlerimiz tekrar yeşerdi. Ama bu bir restoran mı yoksa sokak adımı yine kuşkuya düştük . Çıkarken yollarda  yakın bir zaman da yakılmış mum kalıntıları gördük. Rabia Hn  burada mum yakıp, manzara izleyip  romatik yapmışlar diye yorumladıJ  Yani sanırım diye eklediJ  Biraz ileride iki plastik kabın içinde bir plastik kafanın üzerine bir sürü iğne batırılmış olduğunu ve çevresinde bir sürü siyah mum gördük. Diğer plastik kapta ise kemik  görünümlü iğrenç birşeyler vardı. Nilgün Hn la ben bunların büyü olabileceğini düşünüp bir tuhaf olduk. Ben fotosunu çektim. Nilgün Hn tyam çekecekken kötü etkisi bana gelir diye vazgeçti. Ben de bunun üzerine komik bir şekilde çektiğim fotoyu sildim. Hafiften tırstık anlayacağınız.  Veee ve sonunda karşıda hoş bir kafe gördük. Muhteşem manzaralı bir kafe . Bu olsa olsa Aprazivel di.

Aprazivel

Saat 15:30 du ve tüm masalar doluydu. Oturabilecek 6 kişilik bir yer bulabilmemiz için bir süre beklememiz gerekti.  Bu sırada biz de fotolar çektik. Burası çok güzeldi. O kadar çok foto çekildik ki çevremizdeki herkes bize baktı. Saat Ben 10 gündür steak yemekten sıkıldığım için Lazanya söyledim. Ablamsa yine steak söyledi.  Yemekler çok güzeldi. 18:00 gelirken buradan ayrıldık.   Karnımız tok ve keyfimiz yerindeydi. Hatta aşağıya şarkı söyleyerek indik.

Tturumuz henüz bitmemişti. Sırada Copacabana ve oradaki akşam pazarı vardı.  Geri dönüş yolunda yine aynı otobüse bindik.  Fakat Lapa’ya geldiğimizde nerede ineceğimizi hatırlayamadık. Yine her zamanki gibi bir otobüste bir kurtarıcı çıktı. Avrupa lıya benzeyen ama Brezilyalı bir kız daha. Otobüsten onunla beraber indik.  Sonra metroya bineceğimizi söyledi.  Metroya bindik indik ve yeniden bindik.  Allahtan kızla güzergahımız aynıydı. Yoksa metroya binecek kadar cesaretli olamazdık.  Metroda bir hattan diğer hatta yürürken kız arkadaşları ile tren gelince koşmaya başladı ve bana “Hurry up” dedi. Ben de arkama dönüp henüz merdivenlerden inen bizim gruba  çabuk olun tren geldi dedim.  Bizim grubun hali üzerine kız ve arkadaşları kahkahayı  bastı.  Ve ben de dayanamayıp koptum.  Trenin içinde halimize hep beraber katıla katıla güldük. Kıza yapışmış durumda ördek yavruları gibi onu izliyorduk.

Ve sonunda Copacabana’ya geldik.

Copacabana

Rio da ki 3 ünlü plajdan birisi ve en uzunu. Manzara gün batımında süperdi. Biraz burada yürüdükten sonra  yine neredeyse  her köşe başında olan yerlerden birinde oturup yine meyve suyu içtik.  Herkes birbirininkinden tattı.  Ablam en sonunda Sezgin Bey’in meyve suyunundan da tadabildi ve rahatladı.  Gün batımında sahilde fotolar çekildik.

Sonra Copacabana’da her akşam saat 18:00 ve 23:00 arası açık  olan pazara gittik. Buradan magnet ve Eda’ya ve kendime  t-shirt aldım. Sonra  otele döndük.  Yorucu ama dolu dolu bir Rio günü otel odamızda son buldu.

IMG_6648 IMG_6654 IMG_6655 IMG_6662IMG_4999IMG_5002IMG_5013IMG_4956IMG_5019 IMG_6673 IMG_6674 IMG_6679 IMG_6682 IMG_6687 IMG_6698 IMG_6711 IMG_6714 IMG_6724 IMG_6730 IMG_6733 IMG_6740 IMG_6744 IMG_6749 IMG_6766 IMG_6770 IMG_6772 IMG_6777 IMG_6779

IMG_5023IMG_5026IMG_5031IMG_5033IMG_5051IMG_5058IMG_5077IMG_5088IMG_5093IMG_5094IMG_5107IMG_5108 IMG_6791 IMG_6795 IMG_6798 IMG_6832 IMG_6833 IMG_6836 IMG_6838 IMG_6840 IMG_6843 IMG_6849 IMG_6857 IMG_6864 IMG_6874 IMG_6879 IMG_6884 IMG_6885 IMG_6887 IMG_6890 IMG_6895 IMG_6898 IMG_6901 IMG_6913 IMG_6918 IMG_6926 IMG_6936 IMG_6938 IMG_6941 IMG_6954 IMG_6955 IMG_6961 IMG_6966 IMG_6971 IMG_6991

 

 

Gezi Notları 7. Gün: Renkli Kuşların Nehri URUGUAY

Hissettikklerim

Bugün kocamın doğum günü. 11 yıllık beraberliğimizde ilk kez  onun doğum gününde ayrıyız. Sonra düşündüm başka hiçbir kutlamada ayrı kalmışmıydık. Bir keresinde benim doğum günümde Litvanya’da olmam dışında tüm kutlamalarımızda beraberdik.

Burada gece yarısı iken  bir mail ile kocamın doğum gününü kutladım. Hediyesi DVD’nin içindeydi. Onu işe gitmeden izlemesini söyledim. Bugün içim heyecan doluydu. Ona yola çıkmadan önce hazırladığım minik sürprizleri onunla paylaşmanın heyecanı. Uzakta olunca bu heyecan kat kat oluyormuşJ Sabah yola çıkmadan  da  skype ile konuştuk. DVD yi çok beğenmişti. Bu küçük kutlama merasiminin ardından aklım biraz da Türkiye de kalarak Uruguay yolculuğuna başladık.

Arjantin’de beşinci günümüz de Buenos Aires’den günlük “buquebus” lar ile Uruguay turuna katıldık.

Buenos Aires’e henüz doyamadım. Gördüğüm sayılı güzel şehirlerden. İnsanda kesinlikle iz bırakacak bir şehir. Buradaki son günümde Uruguay turuna katılmak yerine Buenos Aires i biraz daha dolaşıp , alışveriş yapmak istiyordum.

Fakat dünkü skype görüşmemizde kocam kanıma girdi. Bir ülke daha görmüş olacaksın, git dedi. Sabah 05:30 da kalktık. Otelden check out yapıp bavulları emanete bıraktık. Ve yolculuk başladı.

Yolculuk

Colonia ‘ya gitmek için  Buenos Aires’den Buquebus isimli katamarana bindik. Yolculuğumuz Atlas okyonusuna dökülen Buenos Aires’ in içinden geçen ve Uruguay’lıların Silver River dedikleri nehirde geçti. Colonia’ya yolculuğumuz 1 saat 10 dakika sürdü.

Silver River

Nehir içinde barındırdığı çamur ve minerallerden dolayı hep kahverengi.  Kimi zaman ise güneşin  ışıklarının yönüne göre  gümüş gibi parlıyor. Bu yüzden nehre Silver River diyorlar.Nehir Atlas okyonusuna dökülüyor. Nehrin derinliği 7-8 m, nehir en geniş yerinde 200 km.

Katamaran

Nehir çok derin olmadığı için ve katamaranlarında ortası olmadığından  yolculuk

katamaranlarla yapılıyor. Hatta 1680 yılında Portekizliler ilk bu ülkeye geldiklerinde, çok da derin olmayan bu nehirde nasıl taşımacılık yapacaklar diye epey kafa yormuşlar.

Açım

1.5 saatlik nehirde yolculuktan sonra Uruguay’da gümrük kontrolüne girdik.  Kontrol sırasında 2 muz, 1 elma ve sandiviçten oluşan öğle yemeğime el konulup çöpe atıldı . Öğle yemeksiz kaldım açım!

Öğrendiklerim

Buenos Aires’den Uruguay’ın iki farklı şehrine günü birlik turlar var. Birisi başkenti Montevideo ve diğeri Coloni’ya. Montevideo, Colonia’ya göre daha uzak. Bizim sınırlı zamanımız olduğundan biz Colonia’ya gittik.

Port çıkışında bizi Uruguay’’lı İngilizce öğretmeni  Patricia isimli rehberimiz karşıladı. Minibüsle Uruguay’ın tarihini ve kültür zenginliklerini izleyecemiz  turizm info merkezine gittik.

Burada ince uzun karanlık bir odaya girdik. Tüm duvarlardan Uruguay ile ilgili resimler geçmeye başladı . Görsellerden ve anlatılanlardan aklımda kalanlar;

Atlar

Uruguay atları ile ünlüymüş. Aslında çok hızlı değillermiş ama çok güçlü ve dayanıklılarmış. Dubai deki yarışlarda çok fazla dünya çapında ödülleri varmış.  Bu yüzden barkovizyon gösterisinde olduğu gibi ülkenin her yerinde at resimleri, at resimli objeler, hediyelikler göze çarpıyor.

Büyük Baş Hayvancılık

Uruguay’ın ana ihracaat kalemi et. Özellikle ülkenin orta kısmı tamamen büyükbaş hayvan çiftlikleri ile doluymuş. Uruguay’ın nüfusu 3 milyon. Ülkedeki büyükbaş hayvan sayısı ise 12 milyon.

Afrika Esintileri ve Sanatsal Objeleri

Ülkeye çok fazla Afrika  gelenekleri hakim. Aslında şuan nüfusun sadece %3 Afrika lı. Fakat dinlenen müziğin %90 nı Afrika müziği.  Bu şehirdeki tüm dükkanlarda satılan veya sergilenen objelerde de hep Afrika esintileri dikkat çekiyor. Ben de bu yüzden kendime bu esintide renkli bir küpe aldım.

Montevideo

Ülkenin başkenti. Tüm ülkenin nüfusunun yarısı,  yani 1.5 milyonu  Montevideo’da yaşıyor.

Unesco

Colonia şehri 1995 yılında Unesco tarafından Dünya Kültür Mirasları listesine girmiş. Rehberimizin söylediğine göre bu listeye girmek için bir sürü  gereklilik var. Colonia ise sadece eski zamanlardan kalma binalardan dolayı değil aynı zamanda Silver River nehrindeki 1000 den  fazla  batık gemi olması, yapıların %80 ninin eski halini koruyor olması,  korunan müzik, el sanatları  vs tüm bunların hepsinin Colonia da sağlanabiliyor olması.

Sokaklar

Burada taş sokaklar 300 yıl önceki hali ile korunmuş. Bir sokakta Portekiz esintileri görürken diğerinde İspanyol esintilerini görmek mümkün.

Ametis

Ülkenin kuzey tarafında Brezilya sınırında Ametis çıkıyor.  Ametis in oldukça koyu renk olanları mücevher sınıfına giriyor ve karat ile satılıyor.

Futbol

Uruguay’ın en büyük gelir kaynağı yurt dışına futbolcu yetiştirmek.Futbol burada yaşayanlar için çok önemli.

Lokasyon

Uruguay lokasyon olarak Brezilya ile Arjantin arasına sıkışmış bir ülke genel olarak birbirlerini sevmiyorlar. Hep bir yarış var. Özellikle de futbolda.

Uruguay’da  Yaşam

İspanyol, İtalyan ve Portekiz  gibi bir çok Avrupa  vatandaşına sahip. Tam bir mix ülke. Bu sebeple hiçbir zaman “United Country” olamamış. Birleşik bir ülke sistemi yok. Genel olarak halk katolik. Fakat herkes istediği dine inanabilir. Her inanışa saygı var. Halk sözde katolik ama hiç kiliselere gitmiyor. Bu yüzden “Uruguay’ın dini Futboldur” diye bir deyişleri var.

Renkli Kuşların Nehri

Uruguay yerel dilde renkli kuşların nehri anlamına geliyor.

Arena

Şehrin ortasında eski zamanlardan kalma bir arena var. İnglizler eskiden buraya gelip burada boğa güreşi izliyorlarmış. Arena’yı da onlar yapmış.

Yediklerim

Colonia da kısa bir şehir turu attıktan sonra, tarihi önem taşıyan ve kültür mirasları arasına giren eski şehire yol aldık. İlk önce yemek yiyeceğimiz restaurant’a gittik. Yine burada da diğer gittiğimiz yerlerde olduğu gibi  biftek yedik. Güney Amerika da yediğimiz tüm yemekler gerçekten çok lezzetli. Bizim damak tadımıza çok uygun tatlar. Yemeğimiz geldiğinde yanında patatese benzeyen patates gibi kayrak kayrak doğranmış bir sebze vardı. Hepimiz yedik. Yiyenlerden bazıları patates olduğunu bile düşünüdü.

Fakat sorduğumuzda bunun “Palmita” olduğunu öğrendik.  Meyveyi görmek istediğimizde ise bize Palm ağacını gösterdiler. Yediğimiz P farklı bir tür palmiye ağacının meyvesiydi.

İçecek olarak Bira istedim. Biraları çok güzel . Çok yumuşak bir tadı var.

Mutlu Mutlu Mutlu

Restaurant ta Wi-Fi var defalarca  Türkiye ye bağlandım. Miray ve Melis sürekli foto gönderiyorlar. Evde kocamın 40. doğum günü kutlanıyor. En azından uzaktan da olsa sürprüz birşeyler hazırlayabilmiş olmanın huzuru ve mutluluğu var içimde. Hazırladıklarımı çocukların üzerinde ya da babalarına verirken görmek için sabırsızlanıyorum. Gönerilen resimleri büyük bir heyecan ve mutlulukla açıyorum.

Eski Colonia Sokakları

Burası sessiz sedasız bir kasaba. Sokaklar   taş döşeme. Bu kasabaya otantik bir hava veriyor.

Bu eski kısımdaki yerlilerin çoğu evlerini satmış. Eski zamanlardan kalan evlerin bazıları minik bir müzeye çevrilmiş. Mobilyalara ve eşyalara bakarak o zamanlar ile ilgili fikir sahibi olmak mümkün. Sokak aralarında minik minik hediyelik satan dükkanlar var. Hediyelikler de genel olarak Afrika havası var. Hediyeliklerin büyük bir kısmını, Arjantin de olduğu  gibi buranın da yerel içeceği olan Mate oluşturuyor. İrili ufaklı , kabak, ahşap, ya da deri ve cam karışımından materyaller ile yapılmış mate bardakları ve mate kamışları  (bombişa diyorlar) heryerde.

Sokaklarda bir sürü eski zamanlardan kalan antika arabalardan görmek pek mümkün. Bu arabalar şehrin taş sokakları renkli bir bütünlük oluşturuyor.

Bugün Arjantin ve Uruguay gezisinin sonuna gelmiş olmamıza rağmen hale Mate içmediğimizi farkedip, küçük bir grup olarak, Uruguay’daki serbest zamanımızda Mate içmek üzere  bir kafeye oturduk.

Mate

Biz oturduğumuzda gruptan iki kişi  Mate siparişi vermişti bile. Biz de garsonu çağırıp, mate siparişi vermeye çalıştık. Of yok mu bir kelime ingilizce bileniniz sizin. Yine kilit olduk. Yok kız bize mate getirmeyecek belli. Yaklaşık 10 kişi olan  grupta matesi gelen 2 kişiyi gösterip aynısından demeye çalıştım. Yok kız ikna olmuyor. Hayde buradan buyrun. Sonra işaret diliyle anlattı. 10 kişiye 2 mate çokmuş bile! Herkes “Bombişa” dedikleri kamışla bir yudum çekecekmiş sonra yanındakine verecekmiş. Yanındaki yine aynı kamışla çekip yanındakine, yani 5-6 kişi bir mate yi böyle içecekmiş. Kız böyle deyince bana dank etti. Arjantin deki tur rehberimizde böyle anlatmıştı. Fakat sanki ben bunu eski bir gelenek ve şimdi modernize olmuştur diye dinlemiştim. Yokmuş öyle bir şey. Neyse ben mate sipariş etmekten vazgeçip, Ok o zaman bir “bombişa” getir deniyeyim dedim. Hayır diyor. Aynı bombişa ile içecekmişim. Haydi buradan buyurun. Yok bak güzelim ben ayrı bir “bombişa” istiyorum . Git getir. Epey bir uğraştıktan sonra . Kız hala aynı şeyleri tekrarlayınca bombişayı gösterip, parmağımla 1 tane istediğimi işaret edip, iki elimi allaha yalvarır gibi çenemin altına götürüp “PLEASE PLEASE”  dedim. Bu kadar uğraştan sonra kız sadece 1 tane bombişa getirdi. Mate den 1 yudum çektim. Oyy Oyy çekmez olaydım. Zehir gibi bir şey! Hemen yere tükürdüm.

Muhtemelen yere tükürmem pek garip karşılanmamıştır. Çünkü rehberimiz ilk yudumu tükürün demiştiJ

Bir de bu çayı  içerken dikkatli olun. Karnınız kesinlikle tok olsun dedi. Çarpıntı yapabileceğini söyledi. Ben Arjantin’den Uruguay’a gelinceye kadar sadece bir bitki çayından ibaret olarak düşünüdüğüm Mate’nin buraya gelince tütün gibi bir şey olduğunu düşünmeye başladım. Belliki alışkanlık yapıyor. Çünkü Matesiz piknik düşünemezlermiş. Fakat rehber bunu sigaraya benzetti ve fazlası zararlı dedi. Arjantin den aldığım koca bir paket mate yi düşününce gözüm korktu. Ama tabiki biz bunu  bitki çayı kıvamında içince daha güzel olur diye düşünüp  buradaki mate tecrübemi tek yudumda bırakmaya karar verdim ve onun yerine yine hem Brezilya da hem Uruguay’da yaygın olan buzlu kahve siparişi verdim. Bunca yorgunluktan sonra buz gibi kahvenin ilk birkaç yudumu iyi geldi. Fakat o kadar koyuydu ki buza rağmen bitiremedim.

Oh Ne Güzeller

Her kültür ayrı bir renk, ayrı bir gelenek, görenek. Uruguay’ı 1 günlük te olsa görnek, bu renkleri yaşamak keyifliydi. Tüm yoruculuğuna rağmen çok ama çok uzun zamandır kültür gezisi yapmamış olmanın açlığı ile dinledim tüm detayları. Diğer 2 ülke de olduğu gibi Uruguay’a da da tüm tarihlerini içime çekiveresim geldi. Ülkemden binlerce kilometre ötede yaşayan bu insanlar beni sanki bir masalın içindeymişim gibi hissettirdi.

Yine aynı rota ile  Buenos Aires’e geri döndük. Saat 20:00 gibi oteldeydik. Mine’cim beni otelde bekliyordu. Ona katamarandan mesaj atmıştım. Maelesef Berna’nın bebek süslerinin olduğu bavulumu çok fazla iç hat aktarmam olduğu için  götüremeyecektim.

Bu arada Güney Amerika Doğuş Grubu haber muhabiri Canan Hn da bizi geçirmeye otele gelmişti. Bir gün önce otele geldiğini ve bizi defalarca aradığını söyledi. Çok üzüldüm. Enerjisi ile beni  1 gecede etkileyen bu tatlı bayan  bize  çok ama çok içten ev sahipliği yapmıştı.

Keşkeler

Keşke Buenos Aires deki günlerimi daha dolu dolu geçirebilseydim.

Keşke Lacoste lar burada ucuz diye Florida’daki Lacoste dan alışveriş etmeseydim. Böylece otelin dibindeki Lacoste da o güne özel %30 indirimi yakalasaydımL

Keşke  o çok beğendiğim deri çantayı 5 dolar için almamazlık yapmasaydım.

Unutamayacaklarım

Bu şehri kesinlikle unutmayacağım. Buenos Aires beni büyüledi harika bir şehir. Bir gün kocamla buraya gelip dolu dolu gezmeyi çok isterim.

Hoşça kal Buenas Aires , Hoşçakal Arjantin

IMG_5868

IMG_4657 IMG_4679 IMG_4686 IMG_4692 IMG_4700 IMG_4710 IMG_4717 IMG_4721 IMG_4725 IMG_4734 IMG_4749 IMG_4751 IMG_4753  IMG_5883 IMG_5898 IMG_5922 IMG_5926 IMG_5935 IMG_5954 IMG_5967 IMG_5980 IMG_5985 IMG_6012 IMG_6018 IMG_6023 IMG_6027 IMG_6028 IMG_6034 IMG_6035 IMG_6038 IMG_6045 IMG_6051 IMG_6061 IMG_6067 IMG_6068 IMG_6072 IMG_6075 IMG_6081 IMG_6085  IMG_6100 IMG_6117 IMG_6121 IMG_6124 IMG_6129 IMG_6136 IMG_6142 IMG_6143 IMG_6152 IMG_6158 IMG_6167 IMG_6171 IMG_6177 IMG_6178 IMG_6180 IMG_6186 IMG_6196 IMG_6204

Oğlumu Büyütürken

Yağız'la hayat daha anlamlı. Hergün büyüyorum.

kitapsepeti

Smile! You’re at the best WordPress.com site ever

sandıklıdivan

"Şimdi yeni şeyler söylemek lazım..."